1952 yılında Turing’in evi, bir hırsızlık girişimi sonucunda yağmalandı. Hazırlıksız yakalanan bilim insanı şikâyette bulunarak iyi bir şey yaptığını sandı. Ama parmağını bilmeden cehennemî bir çarkın içine sokmuş oldu. Turing homoseksüeldi ve bunu gizlemiyordu. Hırsız da onun eski sevgililerinden biriydi. Turing bu ilişkiyi çok doğal bir şekilde itiraf etti ve askerî kuvvetlerin de isteğiyle “cinsel sapıklıkla” suçlandı. Korkunç dava tüm gazetelerin odak noktasına yerleşivermişti. Kraliyet radyolarında tek konuşulan konu, Turing ve onun “ahlak bozukluğu” idi. Dış İşleri Bakanlığından eski meslektaşı savunma için çağrılmış ve onun gerek entelektüel gerekse insani açıdan devasa niteliklerini gözler önüne sermişti. Ama gizli gerçekleşen savunmada talihsiz kahramanın savaş sırasındaki yüksek başarılarından ve tüm dünyada olduğu gibi İngiltere’de yaptığı önemli hizmetlerden söz edilmesi yasaklanmıştı. En sonunda ürkütücü bir karar verildi. Turing bir tercih yapmak zorundaydı: Ya hapishane (hem de uzun süreliğine) ya da kimyasal hadım. Gözleri yaşlar içindeki zavallı Turing ikinci “çözümü” tercih etti. Kimyasal hadımın, gerek bedeninde gerekse acılar içindeki zihninde doğuracağı ikincil etkiler son derece çarpıcı oldu.
1954 yılının hüzünlü bir gününde, düşüncelerin prensi, siyanür zehirlenmesinden öldü. Sf. 66, 67
Alıntı; Tanrı Zar Atmaz (La Pin du Hasard) – Igor Bogdanov ve Grichka Bogdanov, Çeviri; Menekşe Tokyay, (Pegasus Yayınları, 1. Baskı Eylül 2015 – Sf. 66, 67) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın