Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Kategori: Anekdotlar

  • İran her zaman imanı eriten bir unsur olarak görülmeye devam etmişti. Osmanlıda ulemanın şeriat yanlısı olanlarının İran’a bakışını gösteren bir ifadeyi burada tekrar edebiliriz: “Her kim okur Farisi, gider dinin yarısı.” Türkler ise, İslam’ı İranlılardan öğrenmişlerdi; herhalde daha baştan dinlerinin yarısını kaybetmiş olarak Anadolu topraklarına giriyor ve Anadolu’yu yurt tutuyorlardı. Ernst Werner’in daha önce aktardığımız…

  • Nitekim 10. yüzyılda halife adına Oğuz bölgelerini ziyaret eden İbn Fadlan, Türk topluluklarının, İslam’a geçseler de, gerçekte ona inanmadıkları düşüncesindeydi. Bu kabilelerin din değiştirmelerine güvenilmemesi gerektiğini, siyasi koşullar değiştiğinde Türk şeflerinin utanıp sıkılmadan yeni bir dine geçebilecekleri uyarısında bulunuyordu. Sf.244 İbn Fadlan’ın sözlerindeki küçümseyici ton bir yana bırakıldığında, göçebelerin din ile ilişkisi konusunda söyledikleri dikkate…

  • Bizans’ın son imparatoru XI. Constantinus’un müteveffa ağabeyinin üç oğlu da fethin hemen ardından Fatih tarafından saray hizmetine alınıyorlardı. Şehrin düşmesinden 17 sene sonra, 1470 yılında bu oğullardan biri, Osmanlı donanması amirali ve Gelibolu vilayeti Sancak Beyi Mesih Paşa olarak, İngilizcesiyle christ ya da messiah ismiyle, saray duvarlarının dışına çıkacaktı. 1482 yılında bu yeni Osmanlı paşası…

  • Bahçesinin duvarını yaptıran bir soyluya Mevlana’nın söylediği bu cümleyi Ernst Werner Eflaki’den aktarıyor: “Efendi … Bu inşaat için Rum işçiler almalısın. Türk işçiler yalnızca yıkmak için işe yarar, çünkü dünyanın imar edilmesi Greklerin bir özelliğidir, ama o dünyanın tahrip edilmesi ise Türklere mahsustur.” Bkz: Ernst Werner, Büyük Bir Devletin Doğuşu: Osmanlılar (1300-1481) Sf. 224 Alıntı;…

  • Makalesinde Gyula Kaldy-Nagy, Ertuğrul ve oğullarının, adlarından yola çıkarak İslamiyet ile bağlarının çok gevşek olduğunu ileri sürer. Profesör Kaldy-Nagy’e göre, Ertuğrul ve iki kardeşi Gündoğdu ve Sungur ile oğulları olduğu söylenen Gündüz ve Savcının adları Türk isimleridir. Makalesinde Osman’ın en seçkin destekçilerinin de, Konur Alp, Akça Koca, Samsa Çavuş, İslami değil, Türkçe adlara sahip olduklarının…

  • Lindner de Osmanlıları İslam savaşçısı olarak görmüyordu. Onları İslam’dan çok Şamanizm’in savaşçıları saymaktadır. Nicoara Beldiceanu, Osmanlının bir din savaşı vererek İslam’ı yaymakta ve Hıristiyanları Müslüman yapmakta ekonomik bir çıkarının olmayabileceğini de yazıyordu ki, gazaya ilişkin önemli bir ampirik kayıttır. Sf. 221 Alıntı; Ansiklopedi II, Çıkış – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 –…

  • Gazilik mertebesine ulaşmış Osman Müslüman mıydı; Gibbons’a Osman’ın pagan olduğu iddiasını daha önce not etmiştik. Sf. 219 Alıntı; Ansiklopedi II, Çıkış – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 219) kitabından birebir alınmıştır.

  • Napolyon, büyük ve görkemli dini törenler düzenlemesi ile ünlü idi. “Bir din seçmek zorunda kalsaydım, tanrım, evrensel bir yaşam verici olarak güneş olurdu.” .. onun sözüdür; ama Fransız devriminin sloganlarını fetihleriyle Avrupa’ya taşıyan bu hırslı general ve daha sonra imparator, hâkimiyeti altındaki topraklarda, ünlü büyük törenlerini güneş için değil, inanmadığı Katoliklerin Tanrısı için düzenliyordu. “Din…

  • Doğa durumunda adalet ve ahlakın bulunmadığını savunan Hobbes, devlet/ yasayı ve özel mülkiyeti de ahlakın temelinde görme eğilimdedir. Şu anlamda öyledir, mülkiyet hakkının yasa ile güvence altına alınmadığı, insanlar birbirlerinin can ve mal güvenliğini güvence altına alan yasalar üzerinde uzlaşmadığı sürece, Hobbes’a göre ahlaksızlık da ahlak da yoktur. Demek ki, devlet/yasa ile mülkiyet hakkını, akıl…

  • Machiavelli’nin ulus-devletinin de, “silahsız peygamberlerin başarısızlığa mahkûm olduğu” saptamasının da, feodal dönemin azılı ve en acımasız egemeni Kilise için “şeytan işi” olduğundan kuşku duyamayız. Sf. 88 Alıntı; Ansiklopedi II, Çıkış – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 88) kitabından birebir alınmıştır.

  • İsmail Canbolat nazırlık yapmıştı, İzmir İstiklal Mahkemesinde sürgün cezası aldı ve hapishanede “10 yıl sürgünü hak etmiyorum” yollu bağırıp çağırıyordu, o sırada mübaşir dolaşıyor ve “itirazı olan var mı” diyerek koğuş koğuş adam topluyordu. Koğuş arkadaşları Canbolat’ı tutmaya çalıştılar, suçsuzdu, kendine güveniyordu, itiraz ederse beraat edeceğine inanıyordu, önleyemediler. Gitti, bu kez idama mahkûm ettiler ve…

  • Tuncay Özkan Sendromu: İspanya Engizisyonunda, Elvira del Campo, “Tell me what l have to say” suçumu bana söyleyin, ben size söylerim, diye inliyordu. Bizimki bir Engizisyon’dur. Sf. 51 Alıntı; Ansiklopedi II, Çıkış – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 51) kitabından birebir alınmıştır.

  • Perinçek’in ise ne zaman ve hangi bayrağa selam vereceğini bilemiyorum. Sf. 45 Alıntı; Ansiklopedi II, Çıkış – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım, Kasım 2007 – Sf. 45) kitabından birebir alınmıştır.

  • Düşünceme göre, 6/7 Eylül, özünde, bir çapulcu işi değil, Hıristiyanları kovma savaşıdır. Ve Erdoğan döneminde, Trabzon, İstanbul ve Malatya’da hep Hıristiyanların öldürülmesini de tesadüfe bağlamıyorum; savaşı sürdürdüler. Yazılmayı beklemektedir. Ve Hıristiyanları kovmak, Hıristiyanları katletmek, adım adım, Türkiye’yi yobazlaştırmak demektir. Hep bunu yaptılar. Sf. 34 Alıntı; Ansiklopedi II, Çıkış – Yalçın Küçük, (Salyangoz Yayınları,  1. Basım,…

  • Savaşı sevdim. Hareket eden ölüler arasında dolaştım. Kimseyi öldürmedim. Yalnız fırsatı hiç kaçırmadım ve düşmanlarımı ölümden kurtardım. Birisi pek çocuktu; bir gün Kıbrıs’ın Rum kesiminde, bir televizyonda, bizi karşı karşıya getirdiler. Zorlandık, “o zaman başında kaskı vardı” diyordu, sonunda, birbirimizi tanıdık; “doğru doğru, beni bu kurtardı,” Rumca, bağırıyordu. Çok heyecanlı, annesi bana danteller örmüştü; tespitten…

  • Kemal Paşa, Atatürk, sağdılar, 1936 yılındaydık; Akif’in cenazesine, devletten bir bekçi dahi göndermediler. Akif, cumhuriyetten kaçmıştı, cumhuriyet, Akif’i hiçbir zaman kendisinden saymamıştır. Sf. 168 Alıntı; Ansiklopedi I, Çıkış – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi,  4. Basım, Kasım 2015 – Sf. 168) kitabından birebir alınmıştır.

  • On Üçüncü Tez, Kemal Kılıçdaroğlu, bir tarikat müridi ve Fethullah Gülen’in kuludur. Cehepe’yi ortadan kaldırmakla görevli olduğunu, artık kendisi de saklamıyor ve bir misyoner misli kararlılıkla çalışmaktadır. Yaptıklarından sıkılmadığını anlıyoruz. Sf. 89 Alıntı; Ansiklopedi I, Çıkış – Yalçın Küçük, (Tekin Yayınevi,  4. Basım, Kasım 2015 – Sf. 89) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ama yapıyoruz ve insanoğlunun en harika icatlarından birisi olan dilin serüvenlerinden biliyoruz; insan olarak kolay olana yatkınız. Aç kaldığımızda ve yiyecek bulamıyorsak, kendimizi yemeye başlarız ve vücudumuzun yağlarını yiyeceğimizi düşünürüz; hayır, yağ yemek zordur. Karaciğerimizi, eklemlerimizin etrafındaki kıkırdakları yeriz, çok kolaydır. Kolay olanı biliyoruz ve seviyoruz. Sf. 42 Alıntı; Ansiklopedi I, Çıkış – Yalçın Küçük,…

  • Tabii burada, pek dindar Dostoyevskiy’nin kumara ve şehvete aşırı ve frenlenemez düşkünlüğünü tekrar not etmek zorunda kalıyoruz; yeridir. Sf. 288 Alıntı; Hasta Despot – Yalçın Küçük, (Mızrak Yayınları  1. Basım, Kasım 2010 – Sf. 288) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dostoyevski şöyle devam etti: “Siz sağlıklı insanlarsınız; o mutluluğun nasıl bir his olduğunu, biz epileptiklerin nöbetten bir saniye önce duyduğu mutluluğun derecesini tahmin bile edemezsiniz. Muhammed, cenneti gördüğünü, orada bulunduğunu, kitabı Kuranda inanarak anlatıyor. Tüm zeki ahmaklar ise, kendilerinden pek emin, onun yalnızca bir yalancı, bir şarlatan olduğunu düşünür! Ama hayır, Muhammed yalan söylemiyor! O…