Kategori: Felsefe
-
‘Kışı değerleri’, kişilerarası ilişkilerde doğrudan doğruya veya dolaylı olarak ortaya çıkan sevgi, dürüst olma, bağlılık, saygı, âdil olma gibi ve açık düşünebilme, doğru bağlantılar kurabilme gibi kişi imkânlarıdır. ‘Bir kişinin değeri’ ise diğer kişilere göre onun o tek olan yapı bütünlüğüne sahip olması, onun o kişi olma özelliği ve bütünlüğünün bu özelliğinden dolayı diğer kişilerden…
-
‘Değer’ ile ‘değerler’ ayrı ayrı şeylerdir. ‘Değerler’ var olan şeyler dir, var olan imkanlardır; ‘Değer’ ise bir şeyin değeridir; bir şeyin bir çeşit özelliğidir. Bu bakımdan değerleme, değerlerin gerçekleşmesi oluyor ve bir eylem veya bir eserdir; değerlendirme ise insanın ve insanla ilgili var olan her şeyin değerinin gösterilmesidir. Değerlerin değerlendirilmesi felsefenin işi; değerlere değer biçmekse…
-
Oysa bir malın “objektif değeri”nden -kendine özgü “değer”inden- söz edilirse, bundan olsa olsa onun fonksiyonu veya fonksiyonuyla ilgili faydası anlaşılabilir. Sf. 39 Alıntı; İnsan ve Değerleri – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 7. Baskı 2018 – Sf. 39) kitabından birebir alınmıştır.
-
Oysa değerlendirilene değerlendiren tarafından, aralarındaki özel ilişkiden dolayı atfedilen değer, hep olumlu bir anlam taşır. Bir şeye, şu veya bu nedenden dolayı değer atfettiğimde, o yalnız benim için değerlidir. Bir şeyin kendi değerliliğiyle ilgili soru ise “bir şey ne için değerlidir?” sorusuna karşılık verildikten sonra, cevaplandırılabilecek bir sorudur. Sf. 27 Alıntı; İnsan ve Değerleri –…
-
Değerlendirme insanın bir varolma şartı ve bir insan fenomenidir. İnsanları ve kendisini değerlendirmeden, olayları ve durumları -en azından kendisinin içinde bulunduğu olayları ve durumları— değerlendirmeden yaşayamaz kişi. Sf. 25 Alıntı; İnsan ve Değerleri – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 7. Baskı 2018 – Sf. 25) kitabından birebir alınmıştır.
-
“Değerin sübjektifliğini” savunan aynı veya başka görüşlerin bu konudaki mantığı ise şudur: Öyleyse bir “obje”nin değeri, değerlendirenin ona yüklediği bir şeydir; değerlendiren değiştikçe veya değerlendirme zamanı değiştikçe, o “obje”nin değeri de değişik olabilir. Sf. 11 Alıntı; İnsan ve Değerleri – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 7. Baskı 2018 – Sf. 11) kitabından birebir…
-
Kişilerle ve kendimizle ilişkilerimizde, başkalarının ve kendimizin yapıp ettikleri ve ortaya koyduklarıyla ilgimizde, yakın çevremiz, çağımız, geçmiş ve gelecekle bağımızla belli bir bütünlükte bir kişi olarak var olmamızın temelinde değer anlayışımız, bunun temelinde ise insan anlayışımız -insandan ve kendimizden beklediklerimiz- bulunur. Sf. 5 Alıntı; İnsan ve Değerleri – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, …
-
Eskiden felsefî görüşlerden hareket edilerek felsefe yapılıyordu. Çağımız insanının bir özelliği ise, fiilen yapılanı -bu yapılan ne olursa olsun- meşru göstermeğe çalışması; yapılanın “felsefesini” arkadan yapmasıdır. Düşünürün görevi, başkalarının yaptığını, arkasından meşru göstermeye çalışmak değildir. Onun görevi, olan ve olan bitenin temelini göstermek, bu temeli göremeyenlerin de görmesine yardımcı olmaktır. Çünkü ancak bundan sonra olan…
-
Sözünü ettiğim olgu, aynı insanların, aynı olayların, aynı durumların, aynı eylemlerin, aynı kararların, aynı eserlerin, hatta aynı fenomenlerin farklı kişiler tarafından farklı şekillerde değerlendirilmesi, farklı şekillerde yorumlanması, farklı şekillerde açıklanmasıdır. Yapılan bununla da kalmıyor: aynı insanların, aynı olayların bu farklı değerlendirilmesi sözlerde kalmıyor; her farklı değerlendirme tek doğru değerlendirme olduğunu ileri sürerek ortaya çıkıyor; bu…
-
Yapılan en yaygın karıştırmalardan biri, değerler ile değer yargılarını karıştırmaktır. Bu karıştırmanın teorik olumsuz sonuçları olduğu gibi, yaşamda da bol bol değer harcamalarına yol açıyor. Ahlâkla ilgili değer yargıları, bir grupta belirli bir süre geçerli olan iyi ve kötü olana ilişkin yargılardır; “şu iyidir”, “bu kötüdür” yargıları ya da gruptan gruba fark gösteren, aynı grup…
-
Acaba şiddeti ve öldürmeyi bunca doğallaştıran nedir? Benim görebildiğim ana nedenlerden biri, kitle iletişim araçlarının sorumsuzca kullanılması: insan öldürmeyi ve dövüşmeyi yaşamın doğal bir parçası olarak, sıradan bir davranış, bazan da kahramanlaştıran bir davranış biçimi olarak sunulmasıdır. Başka önemli bir etken, internet oyunları – örneğin oynayan kişinin öldürdüğü insan kadar puan alması (!) ve sanal…
-
Eylemde sınır tanımamanın örnekleridir şiddet eylemleri. Şiddete kurbanı açısından baktığımızda da şiddet hep yaşama hakkının ihlalidir, yaşama hakkının şu veya bu anlamda ihlali. Belki de bunun için bazı şiddet eylemlerine ‘insanlığa karşı suç’ adı verilmiştir. Ama öyle şiddet eylemleri vardır ki, kişinin kendisine de yönelir. Canlı bombalar buna örnektir. Birilerini yok ederken, kendilerini de yok…
-
Şiddetin hastalık belirtisi olduğunu söylemek, önemli ölçüde doğru olsa da, kolay bir cevaptır. Şiddet eylemde sınır tanımamanın en çarpıcı görünümüdür. Korkunun, bencilliğin, gururun endirekt tepkisidir. Etik cehaletin belirtisi olarak da düşünülebilir. Şiddet ancak insanlarda görülür. “Şiddet hayvansal yanımızla ilgilidir” deniyor. Ama hayvanların yaptıkları şiddet değildir. Onlar belirli uyarıcılara cevap veriyorlar. Şiddet dediğimiz şey insanlara özgüdür.…
-
Şiddetle savaşmak ancak dolaylı olarak, şiddet kullanmaya ihtiyaç duymayacak insanlar yetiştirmekle olur, diye düşünüyorum. Sf. 162 Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları, 1. Baskı 2019 – Sf. 162) kitabından birebir alınmıştır.
-
Montreal’de “Şiddet ve Birlikte Varolma” başlıklı bir konferans düzenlenmişti. Bu konferansa katılan Fransız biyolog Dr. Karli, konferansın “Şiddet hayvansal yanımızda kökenleri bulunan bir kader midir? Yoksa özgürlüğümüzün bir sonucu mudur?” başlıklı oturumunda, ekibinin 10 yıllık bir araştırmasının sonuçlarını bir bildiri olarak sundu. Bu sonuçlara göre şiddetin doğuştan olmadığını söyledi. Bu nokta çok önemlidir, çünkü şiddetin…
-
Olan ihtiyaçlar ile duyulan ihtiyaçları çakıştırmayı öğrenmek gerekiyor. Günümüz koşullarında bunun olabilmesi için, yani tüketim toplumunun tuzağına düşmemek için, önemli ölçüde ve en başta kendimizi tutmayı öğrenmek ve çocuklarımıza kendilerini tutmalarını öğretmek gerekiyor. Bunu öğrenen, sonunda duyduğu ihtiyaçları, olan ihtiyaçlarla çakıştırmayı da öğrenebiliyor, hatta ancak olan ihtiyaçları duyan bir insan olabiliyor. Bunu öğrenmemiş bir insanın…
-
Serbest pazarın yarattığı acımasız yarışta kullanılan yollardan biri reklamlardır. Bunun için tüketim toplumuyla hesaplaşırken, üzerinde durulması gereken en önemli konulardan biri reklamların niteliği ve kişiler üzerindeki etkileridir. Amaç, reklamını yaptıkları malı olabildiğince çok sattırmak olan reklamların niteliğini etik bakımdan sıfıra düşüren, ama amacına ulaştırabilen bir etken de, reklamın hitap ettiği insanların çoğunda egemen -kültürlerinde yaygın-…
-
İnsan hakları bilgisiyle olan bitene baktığımızda, çıkar yol olarak -bu yolu tek cümleyle dile getirmek gerekirse-, 20. yüzyıldan beri ulusal ve uluslararası politikaların ana amacı olan, sıfatları ne olursa olsun, gelişmenin/kalkınmanın yerine, açıklıkla kavranılmış insan haklarını koymak ve ulusal ile uluslararası düzeyde gerektirdiklerini yerine getirmek görünüyor. Bu gerektirdiklerinden biri de, başta zengin olmayan ülkelerde sosyal…
-
Bu da, benim görebildiğim kadarıyla, a) kişi haklarının farklı çeşitleri arasında fark yapmamaktan, yani kişinin temel hakları ve temel olmayan hakları (sosyal ve ekonomik haklan) arasında bir fark görmemekten; ayrıca da b) iki farklı türden temel kişi haklarının farklı olan korunma yollarının karıştırılmasından ileri geliyor. Örneğin “düşünce özgürlüğü”nü koruma yolu, bir kişi hakkı olarak görülen…
-
İzninizle, bu düşüncemi keskin bir dille ifade edeyim. İnsan hakları, demokrasi ve serbest pazar arasında zorunlu bir kavramsal ya da olgusal bağlantı görmediğim gibi ölçütsüz özelleştirmeye ve “devletin küçülmesine” dayanan serbest pazarın, yoksul ülkelerde ve refah düzeyi düşük ülkelerde insan haklarının daha iyi korunmasına götüreceği beklentisinde saklı yeni bir çıkmaz görüyorum. Sf. 138, 139 Alıntı;…