Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • 6 Mart 1938 gecesi verilen konser Atatürk’ün Cumhurbaşkanı olduktan sonra gittiği ilk ve son konserdi. Konserden birkaç gün sonra Ankara Radyosu’ndan Türk Musikisi şarkıları, besteleri tekrar çalınıp söylenmeye başladı. Sonunda bu anlamsız yasak kalkmıştı! Sf. 163

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 163) kitabından birebir alınmıştır.

  •  Ancak bütün bunlar olurken ve halk klasik Türk musikisini dinlemekten mahrum edilirken, Atatürk, özel meclislerinde İzzettin Ökte, Udî Şevki, Hakkı Derman, Şerif İçli ve Hanende Abdülhalik Bey gibi virtüözlerden kurulmuş özel saz topluluğundan alaturka musikiyi dinlemeye devam ediyordu. Sf. 162

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 162) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şükrü Bey de alaturka musikiyi yasaklamıştı! Aslında, Mustafa Kemal’le Şükrü Bey, 1 Kasım konuşmasının hemen ardından buluşmuşlar ve Kızılay’da inşaatı süren Güven Anıtı’nı incelemişlerdi; yani Vedat Nedim Bey’den önce, Mustafa Kemal’in Dâhiliye Vekil’inin kulağını bükmesi ihtimali yüksekti.

    3 Kasım 1934 günü Vakit gazetesi şöyle diyordu: “Şarkı, Gazel Devrinin Sonu!” Aslında o dönemde İstanbul Radyosu sadece saat 18.30-21.30 arasında, Ankara Radyosu ise 19.30-21.00 arasında yayın yapıyordu. Alaturka müzik yayını ise bir saati geçmiyordu. Sf. 159

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1 Kasım 1934’te, Mustafa Kemal’in TBMM’nin açış konuşmasında yöneliş iyice belirginleşti. O gün ‘Ebedi Şef (sadeleştirilmiş dille) şöyle demişti:

    “Arkadaşlar! (…) Bir ulusun yeni değişikliğine ölçü, musikide değişikliği alabilmesidir, kavrayabilmesidir. Bugün dinletilmeye yeltenilen Musiki yüz ağartacak değerde olmaktan uzaktır. Bunu açıkça bilmeliyiz. Milli, ince duyguları, düşünceleri anlatan yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir gün önce genel son musiki kurallarına göre işlemek gerekir. Ancak bu sayede Türk ulusal musikisi yükselebilir, beynelmilel musikide yerini alabilir. Kültür         Bakanlığı’nın buna değerince özen vermesini, kamunun da bunda ona yardımcı olmasını dilerim.”            

    Bu konuşma üzerine, o günlerde Basın Yayın Genel Müdürü olan Vedat Nedim (Tör) durumdan vazife çıkarmış ve Dâhiliye Vekili Şükrü (Kaya)’ya “Paşa böyle dediğine göre, herhalde alaturkanın yasaklanmasını istiyor. Yaparsanız sevinir,” demişti.

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dört yüz yıllık gecikmeyi telafi için, 1932’de İstanbul Eminönü Halkevi’nin davetiyle İstanbul’da bir konferans vermek üzere Viyanalı kompozitör Prof. Dr. Joseph Marx Türkiye’ye çağrıldı. Ancak, sonuç hayal kırıklığı oldu çünkü Marx’a göre Türk müziğini istediğimiz yana eğip bükmeye kalkarsak onu öldürmüş olurduk. Yapılması gereken, Türk müziği ile Batı müziğini birbirine yakınlaştırmak, aralarında ilişki kurmaktı. Bunu yapmak için de Türk müziğinin milli kaynaklardan yararlanarak ve Batılı kaynaklardan güç alarak kendi halinde büyümesini beklemek gerekirdi. Elbette bu görüşler beğenilmedi ve profesör ülkesine gönderildi. Sf.158, 159

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 158, 159) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nitekim Mustafa Kemal, 1 Kasım 1930’da Alman gazeteci Emil Ludwig’e şöyle diyecekti:

    “Montesquieu’nün ‘Bir milletin musikideki eğilimine önem verilmezse, o milleti ilerletmek mümkün olmaz’ sözünü okudum, tasdik ederim. Bunun için musikiye pek çok itina göstermekte olduğumu görüyorsunuz.” (Gazetecinin ‘Şark’ın tek anlamadığımız bilimi müziğidir’ demesi üzerine) “Bunlar hep Bizans’tan kalma şeylerdir. Bizim hakiki musikimiz Anadolu halkında işitilebilir.” (Gazetecinin ‘Bu müziğin iyileştirilmesi yoluyla geliştirilmesi mümkün olmaz mı?’ sorusuna cevaben) “Garp musikiciliği bugünkü haline gelinceye kadar ne kadar zaman geçti?” (Gazetecinin ‘Dört yüz sene kadar geçti’ demesi üzerine) “Bizim bu kadar zaman beklemeye vaktimiz yoktur. Bunun için Garp musikisini almakta olduğumuzu görüyorsunuz…”

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 158) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kemalist ‘Musiki Devrimi’nin ikinci adımı, 1926’da Darülelhan’ın (konservatuvarın) Şark Musikisi Şubesi’nin kapatılması oldu. Bölümün kapatılacağını, derleme çalışmaları yapmak üzere gittiği Anadolu gezisinden dönüşte öğrenen Darülelhan hocalarından Rauf Yekta Bey, “Bir milletin musikisi resmî bir encümenin kararıyla nasıl ilga olunabilir?” diye şaşkınlığını belirttiyse de, yapacak bir şey yoktu. Sf. 156

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 156) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1923’te İstanbul’daki Musiki Encümeni önce lağvedilmiş, sonra bünyesine Batı müziği derslerinin katılmasıyla yeniden açılmıştı. 1924’te Yeni Sinema’da Osman Zeki (Üngör)’nin yönettiği orkestra, Zeki Bey’in Cumhuriyet Marşı ile Beethoven’in Beşinci Senfonisi’ni çalmıştı. İkinci konserine çıktığında, orkestranın adı artık ‘Riyaset-i Cumhur Filarmonik Orkestrası’ idi. Ardından Ankara’da Musiki Muallim Mektebi kuruldu. Başlangıçta öğrenilecek enstrümanlar keman, piyano, flüt ve viyolonseldi. Sonunda sadece bu aletleri çalanlar değil, komist, oboist, fagotist gibi uzmanlar da ellerindeki çalgılarıyla bu okullara yollandı. 1924’te ise Ekrem Zeki (Üngör) ve Ulvi Cemal (Erkin) eğitim için yurtdışına gönderildi.

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 156) kitabından birebir alınmıştır.

  • 3 O yıllarda TBMM’de Bursa Milletvekili olarak görev yapan askeri Doktor Osman Şevki (Uludağ)’a göre, marşın bestesi özgün değildir. Cemal Reşit Bey librettosu (güftesi) ve bestesi ünlü yazar Jean-Jacques Rousseau ya ait olan ve ilk kez 1752 yılında Kral XV. Louis’in huzurunda sergilenen tek perdelik “Le devin du village” (Köy Kâhini) adlı operanın;

    “J’ai perdu tout mon bonheur

    J’ai perdu mon serviteur”

    (Bütün saadetimi kaybettim

    Hizmetçimi kaybettim)

    diye başlayan bölümünden esinlenmiştir. Osman Şevki Bey, bestedeki prozodi hatalarını (melodi ile sözlerin uyumsuzluğunu) bu kopyacılığa bağlar. Bu iddialara karşı uzun süre sessiz kalan Cemal Reşit Rey, sonunda böyle bir operanın tek bir notasından bile haberi olmadığını söylemekle yetinmiştir.

    Ancak, Cemal Reşit Rey’in 1913’te, yani Jean-Jacques Rousseau’nun 200. doğum yılı etkinliklerinin düzenlendiği yıldan sadece bir yıl sonra, ailesiyle birlikte Paris’e yerleştiği ve müzik eğitimini de bu ülkede aldığı düşünülürse, “Hiç duymadım” savunması inandırıcı değildir. Sf. 153

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 153) kitabından birebir alınmıştır.

  • 2 İlk takdimi İstanbul’da Şehir Bandosu tarafından Beyazıt Meydanı’nda yapılan marş, Taksim Meydanı’nda da icra edildikten sonra, tüm ülkede benzer talimlerde seslendirildi. Marş okuma kursları açıldı, on binlerce kişi bu kurslarda marşı ezberledi. Sf. 148

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 148) kitabından birebir alınmıştır.

  • Komite ayrıca Cumhuriyet’in simgesi olacak bir marş hazırlanmasına karar vermişti. İddialara göre bu marş, söylenmesi pek zor olan ve milli temalardan çok dinî temalara yaslanan İstiklal Marşı’nın yerine ısmarlanmıştı. Sonunda güftesini Behçet Kemal (Çağlar) ve Faruk Nafiz (Çamlıbel)’in, bestesini Cemal Reşit (Rey)’in yaptığı 10. Yıl Marşı seçildi. Sf. 148

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 148) kitabından birebir alınmıştır.

  • CHF’de kendine, kırmızı zemin üzerine ve her biri ayrı uzunlukta olan beyaz renkli mızraklarla süslü bir bayrak hazırlattı. Mızraklarda her biri “Cumhuriyet’in bir ilkesini” (yani CHF’nin altı okunu) temsil ediyordu. Halk arasında CHF bayrağının ilerde milli bayrakla yer değiştireceği dedikoduları yapılıyordu. Sf. 148

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 148) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kutlamalar için o günler için çok büyük miktar olan 230 bin liralık bir bütçe ayrılmış, 10. Yıl Dönümü Kutlama Komitesi’nin başına CHF Genel Sekreteri Recep (Peker) getirilmişti. Sf. 147

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 147) kitabından birebir alınmıştır.

  • ABD ile ilişkiler o kadar iyiydi ki, 1933’te, Türkiye’de faaliyet gösteren Gerry Tobacco Şirketi’nin 1922 İzmir Yangınında uğradığı 1 milyon 300 bin dolarlık zararın, yıllık 100 bin dolar taksitle 13 senede tazmin edilmesini Türkiye kabul etmişti. Böylece Türkiye zımnen yangındaki sorumluluğunu kabul ediyordu. ABD ise bunun karşılığında, yıllardır sürüncemede bıraktığı Suçluların İadesi Antlaşması’nı onayladı. Bu antlaşma uyarınca banka hortumculuğu yüzünden aranan ve İstanbul’a sığınmış olan Samuel Insul adlı bir Amerikan vatandaşı ABD’ye iade edildi. Sf. 135

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 135) kitabından birebir alınmıştır.

  • 25 Eylül 1932’de, ABD Genelkurmay Başkanı General Douglas Mac Arthur, Köstence’den Daçya vapuruyla İstanbul’a geldi ve büyük kabul gördü. Mustafa Kemal’in 27 Eylül’de Mac Arthur’la bir görüşme yaptığı biliniyor. Türk Tarih Kurumu (TTK) tarafından yayımlanan Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri adlı esere bakılırsa, tutanağı olmayan bu görüşmede Gazi, Almanların yakında bir savaş çıkaracağını ve savaşın galibinin Sovyetler Birliği olacağını öngörmüştü. Mustafa Kemal’in “ne kadar uzak görüşlü olduğu” na dair bir kanıt olarak sunulan bu iddianın, bir ‘Soğuk Savaş’ uydurması olduğu yıllar sonra ortaya çıktı. Tarihçi Cemil Koçak’ın o sırada Cumhurbaşkanlığı Sekreteri olan Yusuf H. Bayur’un raporundan aktardığına göre, Mustafa Kemal Mac Arthur’a, resmi efsanenin tam tersine, “önümüzdeki on yıl içinde bir dünya savaşının hemen hemen imkânsız olduğunu” söylemişti. Sf. 134,135

    Bu yalanın kaynağı Almanya’da yayımlanan Der Kaukasus (Kafkasya) adlı ne idüğü belirsiz bir dergiydi. 8 Kasım 1951 tarihli Cumhuriyet gazetesi derginin Ağustos 1951 tarihli ilk sayısındaki “Atatürk ve Mac Arthur” adlı yazıyı alıntılayarak bu uydurma haberi Türkiye’ye taşımış, TTK da araştırmadan, yazıyı Atatürk ’ün Söylev ve Demeçlerine aktarmıştı. Sf. 135

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 134, 135) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1931 yılında Dışişleri Bakanı Şükrü (Saraçoğlu) başkanlığındaki bir heyet, Amerikan sermaye piyasasında temaslarda bulunmak için ABD’ye gitti. Heyetin 50-100 milyon dolarlık kredi talebi ABD Maliye Bakanlığı tarafından uygun görülmedi. Aynı şekilde, Amerikan şirketleri ve sermaye grupları da Türkiye’de yatırım yapmaya hevesli değillerdi. Bu doğaldı, çünkü ABD, 1929 Büyük Buhranı’nın korkunç etkileriyle boğuşuyordu. Bu tavrın tek istisnası, Henry Ford’un Türkiye’nin daveti üzerine Galata’da bir otomobil montaj fabrikası kurma girişimiydi. Ancak girişim gümrük mevzuatına takılınca, Ford yatırımını İskenderiye’ye kaydırdı. Sf. 132

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 132) kitabından birebir alınmıştır.

  • Olaydan sonra, aynen 1928’de olduğu gibi, ateşli bir “Vatandaş Türkçe Konuş!” kampanyası başlatıldı. Bursa, Diyarbakır, Adana, Ankara, Edirne ve Kırklareli Yahudileri Türkçeyi ‘öz dil’ ilan ettiler, cemaatin mekânlarına “Türkçe konuş!” levhaları astılar. İstanbul’da yaşayan Rum, Ermeni ve Yahudilerden bir grup, Beyoğlu Halkevi’nde bir araya gelip, Türk Dilini Yayma Birliği adı bir cemiyet kuracaklarını açıklamak zorunda kaldı. Sf. 126

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 126) kitabından birebir alınmıştır.

  •  Türkiye’de yataklı vagonları Osmanlı döneminden beri, La Compagnie des Wagons-Lits (kısaca Vagon-Li denirdi) adlı bir Belçika şirketi işletirdi. 1926’da Mustafa Kemal’in isteğiyle şirkete, yeni kurulan TCDD’nin yataklı ve yemekli vagonlarını da kırk yıl boyunca işletme ayrıcalığı tanındı. İşte devlet katında böylesine itibarlı bir şirket olan Vagon-Li’nin Beyoğlu Acentesinde, 22 Şubat 1933 günü, tarihe ‘Vagon-Li Olayı’ olarak geçen ilginç bir olay yaşandı. (1)

    “Benim Türkleri sevmediğimi söylüyorlar. Tamamen asılsızdır. Nitekim şimdi Türkçe öğreniyorum.”

    Ancak Müdür Bay Jannoni’ye Türkçeyi öğrenmek nasip olmadı. Şirketin Paris’teki merkezinden gelen müfettişler, yaptıkları soruşturma sonucu davranışlarını hatalı buldukları Müdür Jannoni’ye işten el çektirdiler, yerine bir Türk müdür atadılar. Şirket Naci Bey’i de tekrar işe başlattı. Ayrıca, Vagon-Li kadrosunun tamamen değiştirilmesi ve Türk memurların sayısının arttırılması gündeme geldi. Sf. 122, 123

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 122, 123) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1)(2014); O gün, Tokatlıyan Hanı’nın alt katındaki acenteye gelen bir müşterinin yer talebini Naci Bey isminde Türk memur Belçikalı amirine Türkçe olarak iletmiş, Belçikalının Fransızca konuşmasını istemesi üzerine olaylar çıkmış. Milli Türk Talebe Birliği gençleri şirketi basmışlar.  

  • 10 Mart 1934’te, Bebek, Set Sokaktaki evinde koluna boryum klorid enjekte ederek hayatına son veren Kimyager Dr. Cevat Mazhar’ın ölümü doğrudan 1933 Üniversite Reformu ile ilintiliydi. Bu ülkenin endüstriyel kimya alanında yetiştirdiği ilk uzman olan Cevat Mazhar Bey, yıllarca hocalık yaptığı Darülfünun ani bir kararla İstanbul Üniversitesine çevrilirken, kadrodan çıkarılanlar arasındaydı. Hükümet, çoğu arkadaşına lise öğretmenliği, okutmanlık gibi işler ya da dolgun maaşlı emeklilik verdiği halde kendisine bunlar yapılmadığı için onuru kırılan Cevat Mazhar Bey, yedi ay süren acılı bir inziva döneminden sonra durumu düzeltmesi için reformun mimarı Dr. Reşit (Galip)’le görüşmeye bel bağlamıştı ancak, Reşit Bey’in 5 Mart 1934 günü veremden ölmesi üzerine tüm ümidini yitirecekti.  Sf. 119

    Üstelik ölüm nedenini de saklamışlar, “asabi bir buhran sonucu feci çırpıntılar içinde vefat ettiğini” yazmışlardı. Cevat Mazhar Bey’in gerçek ölüm nedeni ancak 1982’de, yani olaylardan yaklaşık elli yıl sonra kamuya açıklanacaktı. Sf. 119, 120

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 119, 120) kitabından birebir alınmıştır.

  • Maarif Vekili Dr. Reşit (Galip), 1 Ağustos 1933’te verdiği demeçte epey ağır konuşmuştu (bugünün Türkçesi ile): “Ülkede siyasi, sosyal büyük devrimler oldu, Darülfünun bunlara karşı tarafsız gözlemci kaldı. Ekonomik alanda önemli hareketler oldu, Darülfünun bunlardan habersiz göründü. Hukukta radikal değişiklikler oldu, Darülfünun yalnız yeni kanunları tedrisat programına almakla yetindi. Harf devrimi oldu, öz dil hareketi başladı, Darülfünun hiç tınmadı. Yeni bir tarih anlayışı, millî bir hareket halinde bütün ülkeyi sardı, Darülfünunda buna bir ilgi uyandırabilmek için üç yıl kadar beklemek ve uğraşmak lazım geldi. İstanbul Darülfünunu artık durmuştu, kendisine kapanmıştı..Sf. 118, 119                                     

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 118, 119) kitabından birebir alınmıştır.