Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Daha sonra mahkemede verdikleri ifadeye bakılırsa, Derviş Mehmet ve müritleri Tatlıcı Hüseyin’in evinde düzenledikleri dört günlük zikir seansından sonra, Derviş Mehmet’in mehdiliğini halka ilan etmek üzere Menemen’e gitmeye karar vermişlerdi. Planlarına göre, yolculuk sırasında halkı dine davet edecekler, Menemen’de itibarlı Nakşibendi Şeyhi Saffet Hoca’nın vaazlarını dinledikten sonra, İstanbul Erenköy’de oturan ünlü Nakşibendi Şeyhi Erbilli Esat Hoca ve diğer önemli Nakşi şeyhlerine telgraflar çekecekler, ardından Ankara’yı işgal ederek, 1925’te kapatılan tekkelerin yeniden açılmasını sağlayacaklardı. Yedi kişilik ‘Şeriat Ordusu’nun hedefi büyüktü: Ankara’yı hallettikten ve Çin’e kadar her yeri Müslüman yaptıktan sonra, Avrupa devletlerini dine davet edecekler, Derviş Mehmet’i de halife ilan edeceklerdi!

    Yine kendi ifadelerine göre, 6 Aralık 1930 günü Derviş Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet, Emrullahoğlu Mehmet, Alioğlu Hasan, Nalıncı Hasan ve Çakıroğlu Ramazan adlı yedi kişi (ki son üçü 17-20 yaş arasındaydı), yanlarında köpekleri Kıtmir (adını, inanışa göre Mehdi’nin yardımcısı olacak efsanevi Eshab-ı Kehf in köpeğinden almıştı) ve iki silahla (biri Fransız filintası, diğeri bağ bıçağıydı), Menemen’e doğru yola koyulmuşlardı. Yolculuk sırasında Çakıroğlu Ramazan, durumun ciddiyetini anlayıp gruptan kaçmış ve Manisa’ya dönmüştü. Yolda Bozalan Köyü’nde konaklayan ve esrarlı sigaralar eşliğinde 15 gün inzivaya çekilen altılı, 23 Aralık 1930 günü sabahı Menemen’e girmiş ve doğruca Müftü Camii’nin önüne gitmişti. Sf. 56, 57

    Sabah namazı kılan cemaat camiden çıkarken, Derviş Mehmet mehdiliğini ilan etti. Nalıncı Haşan, caminin mihrabından (bazılarına göre yolda Musabey Köyü’nün camiinden) aldığı yeşil sancakla meydana daldı. ‘Mehdi’ Mehmet, olan biteni şaşkınlıkla izleyen halkı etkilemek için, sınırda Halife Abdülmecid Efendi’nin komutasında 70 bin kişilik ordunun beklediğini, öğleye kadar Sancak-ı Şerif altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceğini haykırıyordu. Sonunda sancağın altında toplanan 100 kadar kişi, Belediye Meydanı’na seğirtmiş, Sf. 57

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 56, 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Lâyık Cumhuriyetçi İşçi ve Çiftçi Fırkası (LCİÇF) ise, o sıralarda 35 yaşında olan gözü kara gazeteci Arif Oruç’un girişimiydi. Arif Oruç, Milli Mücadele sırasında Eskişehir’de, ‘Çerkes’ Ethem’in desteğiyle Yeni Dünya adlı ‘komünist’ gazeteyi yayımladığı için mimlenmiş, Haziran 1926’da Mustafa Kemal’e İzmir’de yapılan suikast girişiminden dolayı yargılanmış ama beraat etmişti. 1930’da Serbest Fırka’ya girip, gazetesi Yarın ile partiye destek verdiğinde, Ali Naci (Karacan) ın gazetesi İnkılap, Arif Oruç’u “Vatan haini” ilan etmişti. Serbest Fırka kapatıldıktan sonra Arif Oruç hapse mahkûm oldu, gazetesi kapatıldı. Hayatını kazanmak için kundura boyası dükkânı açtı. Ama devlet peşini bırakmadı. 1933’te bir gece yarısı evinden apar topar alınarak Bulgaristan’ın Şumnu şehrine postalandı.

    Bulgaristan’da medrese hocalığı yapan ve Yarın’ı yayımlamaya devam eden Arif Oruç 1934’te Türkiye’nin isteği üzerine Bulgaristan tarafından Yugoslavya’ya sürüldü, 1937 yılında Türkiye’ye döndü ve idam talebiyle yargılandığı Ağır Ceza Mahkemesi’nde beraat etti. Kendisi hakkında bir zamanlar ‘vatan haini’ başlığını atan Ali Naci Karacan, 1950 yılında Milliyet gazetesini çıkardığında, muhtemelen vicdan azabından dolayı, Arif Oruç’u “Ayhan” takma imzasıyla kadrosuna almıştı. Bir gün bu esrarlı ‘Ayhan’ın yazıları çıkmaz oldu. 10 Ekim 1950’de Milliyet’te çıkan, Ali Naci Karacan imzalı yazı fazlasıyla ironikti: “Fikir ve siyasî hayatımızda yeni merhaleler açmış olan kıymetli mütefekkir ve muharrirlerimizden Arif Oruç’u kaybettik…” Sf. 55

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 55) kitabından birebir alınmıştır.

  • 6 Ekim’de başlayan seçimler, İttihatçıların 1912’deki ‘sopalı’ seçimleri andıran bir sertlikte geçti. Sf. 51  

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 51) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1930’da üç küçük parti girişimi daha vardı. Bunlardan Ahali Cumhuriyet Fırkası (ACF), Abdülkadir Kemali (Öğütçü) tarafından eylül ayında kurulmuştu. Abdülkadir Bey, Birinci Mecliste Kastamonu Milletvekiliydi ve bir ara İstiklal Mahkemesi başkanlığı yapmıştı. Daha sonra rejimle ters düşmüş ve Adana da yayımladığı Tok Söz gazetesindeki yazılarından dolayı Takrir-i Sükûn döneminde İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmıştı. Sf. 54

    Aynı günlerde kuruluş dilekçesini veren Türk Cumhuriyet Amele ve Çiftçi Partisi (TCAÇP), kurucusu Edirneli Mimar Kâzım Tahsin Bey’in siciline yanlışlıkla düşüldüğü sanılan ‘komünist’ notu yüzünden daha başından engellenmişti. Böylece, parti tüzüğündeki “Gazi Mustafa Kemal Hazretleri’nin yol göstericiliğinin benimsendiği” ibaresi güme gitmişti! Sf. 54

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 54) kitabından birebir alınmıştır.

  • En büyük seçim bölgesi olan İstanbul’da CHF’nin 36 bin, Serbest Fırka’nın 13 bin oy alması bir yana, 250 bini aşkın seçmenin (toplam seçmenlerin yüzde 83’ü) oy kullanmaması ise halkın rejimi bir anlamda protesto ettiğini düşündürüyordu. Sf. 52

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 52) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fırkanın kaderini belirleyen ikinci konu, o yıla rastlayan belediye seçimleri oldu. SCF’nin İstanbul’daki adaylarının toplam sayısı 117 olup, bu adaylar arasında azınlıklardan aday gösterilenlerin sayısı 13 idi. Bunların altısı Rum, dördü Ermeni, üçü Yahudi idi. Buna karşılık CHF listelerinde azınlık temsilcisi aday yoktu. Sf. 50

    Azınlık düşmanı yazılar artınca Fethi Bey eylül ayında konuyla ilgili bir açıklama yaptı: “Rumları, Ermenileri listemize koymamız Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda onlara tanınan hakka riayetimizdendir.”

    Anadolu gazetesi Fethi Bey’in bu sözlerine şöyle karşılık verdi: “Teşkilat-ı Esasiye Kanunu ekalliyetlere hak veriyor, bunu biz de biliyoruz. Fakat o Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nda ‘Rumların, Ermenilerin dâhil olmadığı intihaplar (seçimler) yolsuzdur, kanunsuzdur!’ diye bir kayıt var mıdır? Sf. 51

     Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 51) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bütün engellemelere rağmen 7 Eylül günü Fethi Bey 50 bin kişiye yaklaşan bir topluluğa seslenmeyi başardı. Benzer bir coşku Aydın, Manisa, Akhisar ve Balıkesir’de de olunca, başta tarafsızlık sözü veren Mustafa Kemal, 10 Eylül’de Anadolu gazetesine; “Ben Halk Fırkası ile beraberim ve o fırkanın başıyım!” şeklinde bir beyanat verdi. Cumhurbaşkanı adeta, Serbest Fırka’ya destek verenlere aslında kime muhalefet ettiklerini hatırlatıyordu. Sf. 50

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 50) kitabından birebir alınmıştır.

  • 12 Ağustos 1930 günü – Mustafa Kemal’in önerdiği resmi adıyla ‘Serbest Layık, Cumhuriyet Fırkası’ (kısaca SCF veya “Serbest Fırka”  denecekti) Sf. 48                 

    Ağustos sonlarına doğru, partiye 13 bine yakın üye kaydı yapılmıştı. İlgi arttıkça Fethi Bey işi daha çok ciddiye almaya başlamıştı. Sf. 49                        

    CHF Genel Sekreteri Hilmi Uran, ileriki yıllarda Serbest Fırka üyelerini şöyle tarif edecekti: “Ağrı’nın hesabını soracağız diyen Kürtler, milliyetleri kabaran Araplar, belediyeden ceza gören esnaf, polis tazyikinden kurtulmak isteyen irili ufaklı her çeşit serseri, kumarbaz, esrarkeş ve kaçakçı, hatta komünizm fikrini benimseyenler, inkılaplara son verileceğini zanneden mutaassıp tabaka.. “ Sf. 49

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 48, 49) kitabından birebir alınmıştır.

  • ABD’nin Türkiye Büyükelçisi olan Joseph C. Grew, dikkatimizi başka bir konuya çeker:

    “Gazi yavaş yavaş şu görüşe varmıştır ki, tek parti sistemi Avrupa ve Batı ile karşılaştırılınca Türkiye için bir aşağılık işaretidir. Amerikalı ve Avrupalı yazarlar son günlerde çoğunlukla şekil bakımından Batılı, fakat gerçekte Doğulu olarak tasvir ettikleri Türk diktatörlüğünden çok söz etmişlerdir. Türkiye’nin bu şekilde gösterilmesi Gazi’nin gözüne çarpmış ve hiç hoşuna gitmemiştir. Şurası hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, Türk liderleri öteki ülkelerde yapılan şeylere çocukça bir saygı duymakta, kendilerinin Avrupalı olmadıkları hakkındaki her sözü büyük bir hassasiyetle karşılamakta ve dış şekilleri taklit hususunda hayret verici bir kudret göstermektedirler…” Sf. 47

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fethi Bey bu görüşmeyi şöyle özetlemişti: “Gazi ile görüştük. Bana ille ikinci bir fırka kurup başına geçeceksin, dedi. Kabul ettim. Anlaşmamıza göre, kuracağım fırkanın CHF’den esaslı bir farkı olmayacak. Zaten iki fırkanın da yüksek idareleri ellerinde olacaktır. Gazi benim fırkamın da taraflısıdır. Seçimlerde her iki fırkanın namzetlerini (adaylarını)o tayin edecektir. Anlaşılıyor ki, tek fırkanın doğurduğu murakabesizlikten (denetimsizlikten), idaresizlikten bıkmıştır.” Sf. 46, 47

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 46, 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • Fethi Bey, Mustafa Kemal’in “Bugünkü manzaramız aşağı yukarı bir diktatüre manzarasıdır (…) Hâlbuki ben cumhuriyeti şahsi menfaatim için yapmadım. Hepimiz faniyiz. Ben öldükten sonra arkamda kalacak müessese, bir istibdat müessesesidir. Ben ise millete miras olarak bir istibdat müessesesi bırakmak ve tarihe o suretle geçmek istemiyorum,” Sf. 46

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 46) kitabından birebir alınmıştır.

  • 17 Eylül’de ‘tenkil’ harekâtının bittiği ilan edildi, ancak bombardıman Kasıma kadar sürdü. İsviçre’den alınan 10 milyon frank harekâta harcanmıştı. İki ay sonra da, 98 günlük Serbest Fırka deneyimine son verildi. Sf. 41

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 41) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ağustos’un sonunda Zeylan Deresi cesetlerle dolunca, İsmet Paşa noktayı koydu: “Bu ülkede sadece Türk ulusu etnik ve ırksal haklar talep etme hakkına sahiptir. Başka hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur.” 18 Eylül’de memleketi Ödemiş’te bir konuşma yapan Adalet Bakanı Mahmut Esat (Bozkurt) ise daha açık konuşacaktı: “Türk bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler!”

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 40) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nitekim temmuz başında iki kolordu ile 80 tayyare (gazetelerin adlandırmasıyla ‘Çelik Kartal’) harekâta başladı. 1928’de Türk Hava Kuvvetleri’nin elinde 200 kadar uçak vardı. 1930 sonlarında sayısı 300’e ulaşan bu uçaklardan 60 veya 80 kadarı Ağrı’da kullanılmıştı. Ağrı’daki Kürt kuvvetlerinin kumandanı İhsan Nuri’nin hatıralarında bu uçakların nasıl moral bozduğunu okuyabiliriz. Sf. 38

    Muhabir Yusuf Mazhar Bey, 16 Temmuz’daki haberinde şöyle devam ediyordu:

    “Ağrı Dağı tepelerinde kovuklara iltica eden (sığınan) 1.500 kadar şaki (eşkıya) kalmıştır. Tayyarelerimiz şakiler üzerine çok şiddetli bombardıman ediyorlar. Ağrı Dağı daimi olarak infilak ve ateş içinde inlemektedir. Türk’ün demir kartalları asilerin hesabını temizlemektedir. Eşkıyaya iltica eden köyler tamamen yakılmaktadır. Zeylan harekâtında imha edilenlerin sayısı 15.000 kadardır. Zeylan Deresi ağzına kadar ceset dolmuştur (…) Bu hafta içinde Ağrı Dağı tenkil (cezalandırma) harekâtına başlanacaktır. Kumandan Salih [Omurtak] Paşa bizzat Ağrı’da tarama harekâtına başlayacaktır. Bundan kurtulma imkânı tasavvur edilemez.”

    Yazara göre, harekât sırasında sekiz uçak düşürülmüş ve isyancıların eline sağ geçen iki pilot, gözleri oyulup, burunları kesilerek öldürülmüştü. Kürt kaynaklarına göre ise düşürülen uçak sayısı 12 idi ve bu kaynaklar pilotların öldürülmesinden de söz ediyordu. Cumhuriyet’in 23 Temmuz tarihli sayısındaki bir habere bakılırsa uçaklar, “Ebabil Kuşları gibi” Kürtlere saldırıyordu. Sf. 38, 39

    Hüsrev Bey (Gerede) maharetini gösterdi, İran’ı sınır ötesi harekâta razı etti. Türk birlikleri İran topraklarına girerek Ağrı Dağı’nı çembere aldılar. Türk tayyareleri yangın bombaları da dâhil ağır silahlarla bölgeyi günler ve gecelerce taradı. Ağustos ayında basın, kurulacağı açıklanan Serbest Fırka haberlerine yönelince, Ağrı isyanı konusu ikinci plana düştü. Sf. 40

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 38 ile 40 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlginçtir, 1919’da Erzurum Kongresi’ni düzenleyen Vilâyat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin (VŞMHC) kurucularından Kürt kökenli Süleyman Nazif, affa karşı çıktığı gibi, “Vaaz ve nasihat veya re’fet ve şefkat zamanı çoktan geçti, eline silah almış olan her asinin eli başıyla birlikte kesilmelidir” demişti. Sf. 37

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 37) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hoybun Kürtçede ‘bağımsızlık’ demekti. Ancak resmî tarihçiler, örgütün adı konurken, Ermenicede ‘Ermeni yurdu’ demek olan Haybun’la ses benzerliğinden yararlanıldığını iddia ettiler.

    1928’e gelindiğinde, isyancılar Ağrı Dağı’nda minyatür bir Kürt cumhuriyeti yaratmış ve bazı iddialara göre, İngilizlerin aracılığıyla Cemiyet-i Akvam’a bile başvurmuşlardı. Sarı, kırmızı ve yeşilli bayrakları, Agri adlı gazeteleri, iyi eğitilmiş ve teçhiz edilmiş birkaç bin kişilik orduları vardı. Ağrı Kürt Cumhuriyeti’, Bitlis ve Van’ı da içine alacak kadar genişlemişti. Sf. 36

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 36) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ekim ayının başında 4 bin kişilik bir Kürt birliği Beyazıt’ı bastı ve bazı Türk subay ve erlerini İran’a kaçırdı.

    Ankara’nın buna cevabı: Beyazıt’ı ilçe, Karaköse’yi (aslında adı Kızılkilise idi ama 1921’de Kâzım Karabekir tarafından değiştirilmişti) il yapmak, Furugi’yi kasım sonuna kadar otel odasında bekletmek ve İran’la transit ticareti kesmek oldu. Furugi sonunda pes edip Ankara’dan ayrılırken, İngiliz elçisine “Türkiye’de Pantürkizm zor ölür…” diye yakınmıştı. Sf. 35

     1927’de ‘Bazı Şahısların Şark Mıntıkalarından Garp Vilayetlerine Nakline Dair Kanun’la, sürgünün çapı daha da genişletilince, dağa çıkışlar artmıştı.

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 35) kitabından birebir alınmıştır.

  • Grew’a göre, (ABD Büyükelçisi)

    “Dindar bir guruptan olan Fevzi Paşa gibi birkaç istisna hâriç Ankara’nın şu anki liderlerinden bazıları kültürsüz, bazıları medeniyetsiz ve dürüstlükten yoksun, fakat hepsi de ülkelerinin birliği ve ilerlemesi için vatanseverlik coşkusu aşılanmış uluslarının manevi olarak gelişmesini isteyen kişiler.” Sf. 29, 30

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 29, 30) kitabından birebir alınmıştır.

  • Nisan 1924’te 40 kadar Fransız ve İtalyan Okulu kapatıldıktan sonra, sıra, azınlık okullarının, binalarını onarma, genişletilme veya yeni binalar yapma konusundaki kısıtlamalara geldi. Sf. 26

    Olay, 22 Ocak 1928 tarihli Cumhuriyet gazetesinde “Şayan-ı hayret bir hadise: Bursa Amerikan Mektebi’nde kızlarımız tenassur mu ettiriliyor?” şeklinde bir haberin çıkmasıyla başlamıştı.

    Müfettişlerin incelemesi sırasında hikâye başka ayrıntılarla zenginleşti. ‘Rol modeli arayan’ bu dört kız, jimnastik öğretmeni Miss Edith Sanderson’un son derece mutlu ve huzurlu halinden etkilenerek din değiştirmeye kalkmış, olay, kızların “hal ve tavırlarından şüphelenen” Şahide adlı kızın, gizlice Madelet’in hatıra defterini alarak Maarif Müdürü Sıtkı Bey’e teslim etmesiyle ortaya çıkmıştı. Sf. 27

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 26, 27) kitabından birebir alınmıştır.

  • Mesela İttihat ve Terakki’nin aktif üyelerinden Moiz Kohen, Yahudi cemaatine, Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat’tan esinlenerek Evâmir-i Aşere (On Emir) adını verdiği şu tavsiyelerde bulunuyordu: I) Adlarını Türkleştir. 2) Türkçe konuş. 3) Havralarda duaların hiç olmazsa bir kısmını Türkçe oku. 4) Mekteplerini Türkleştir. 5) Çocuklarını memleket mekteplerine götür. 6) Memleket işlerine karış. 7) Türklerle düşüp kalk. 8) Cemaat ruhunu kökünden sök. 9) Milli iktisat sahasında vazife-i mahsusanı (sana düşen görevi) yap. 10) Hakkını bil.

    Moiz Kohen kendi emirlerini ilk önce kendi uyguladı ve 1928’de, adını Munis Tekin Alp olarak değiştirdi. Aynı yıl önde gelen Musevi entelektüellerinden Avram Galante, benzer fikirleri savunduğu Vatandaş Türkçe Konuş adlı kitabı yazdı. Galante, Tekin Alp’ten de ileri giderek, azınlık dillerinin sadece kamuya açık yerlerde değil evlerde bile kullanılmaması gerektiğini savunuyordu. Sf. 24    

    Alıntı; Öteki Tarih III (Kemalist Devrimler ve İsyanlar) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 24) kitabından birebir alınmıştır.