Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Başını Britanya ve ABD’nin çektiği uluslararası ağır baskıların yanı sıra içeriden gelen baskılar da ciddiydi; Peyam-ı Sabah, Hadisat, İleri, Alemdar,  Yeni İstanbul, İkdam, Yeni Gazete ve Zaman gibi İTC karşıtı gazetelerin yürüttüğü kampanyaların yanı sıra, 10 Ekim l918 de yeniden açılan Meclis-i Mebusan’ın ilk oturumlarından birinde İTC kökenli Trabzon Milletvekili Mehmet Hafız Bey’in savaş ve tehcir sırasında yaşanan cinayet ve katliamların soruşturulmasını talep etmesiyle hem Meclis-i Mebusan’da hem de Ayan Meclisinde ateşli tartışmalar başlamıştı. Sonunda “savaş ve tehcir suçlarını” kovuşturmak için Meclis bünyesinde bir komisyon kurulmasına karar verildi.

    Vahdeddin, 24 Kasım 1918 tarihli Daily Mail Gazetesine verdiği mülakatta, “Bazı siyasi komiteler tarafından Ermeniler hakkında icra edilen muamelenin nihayet soruşturulmaya başlamasından duyduğu sevinci” belirtiyordu.

    12 Aralık’ta Padişah, Divan-ı Harb-i örfilerin kurulması için tebliğ yayımladı. 8 Ocak I919’da İzmir, Bursa, Tekirdağ, Edirne, Samsun ve Ayıntab Mahkemeleri kuruldu. Sf. 22

    Beşinci Şube tarafından yürütülen soruşturmalar sonunda; “Bir milyon Ermeni ile 550 bin Rum’un öldürüldüğü, Gayrimüslim azınlıklardan oluşturulan Amele Tabur’larında 250 bin kişinin açlık ve yoksullukla öldüğü.” Gerekçesi ile savaş ve kırım suçlularının yargılanmasına 5 Şubat 1919’da başlandı. Sf. 22

    Alıntı; Öteki Tarih II (Mondros’tan İzmir Suikastı Davası’na) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ekim 2012 – Sf. 22) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu iş için Belçika İzcilik Teşkilatı kurucusu İngiliz Harold Parfıtt ülkeye davet edilmişti. Parfıtt, 9 Nisan 1914’de Keşşaflık Cemiyeti İzci Ocağı’nı kurduktan sonra Dârül-Muallimin-i Aliye’de (Yüksek Öğretmen Okulu) izcilik dersleri, yürüyüşler, kamplar, oymak beyi kursları ile izciliği kurumsallaştırmaya başladı. Ocağın 22 Mayıs 1914’te hazırlanan 35 maddelik Nizamnamesinin 2. maddesine göre “İzci oymakları (tabur) teşkil edilerek, bunlar vasıtasıyla gençliğin açıkgöz, çevik, becerikli, yiğit, tehlikeci, fedakâr, vatanperver olarak yetiştirilmeleri, aynı zamanda tesanüt (dayanışma), yasacılık (disiplin), mes’uliyetperverlik ve namusperestlik duygularıyla müteallik (donanmış) olmaları” sağlanacaktı. Ocağın ilk ‘Başbuğ’u Enver Paşa, ‘Kalgay’ı (Başbuğun yardımcısı) ise Harold Parfıtt olacaktı.

    Diğer gençlik örgütlerinin aksine, geçici kanunla kurulan ve Enver Paşa’nın “gençlerin siyasetle uğraşmasının yasaklanmasını” isteyen talimatı ile sanki İTC ile irtibatı yokmuş havası verilmeye çalışan Osmanlı Güç Dernekleri (OGD) aslında Harbiye Nezaretine bağlıydı. OGD’nin başbuğluğuna, yine Harbiye Nazırı Enver Paşa getirildi. Sf. 293, 294

    Edirne’den Kudüs’e, Bitlis’ten Basra’ya kadar geniş bir alanda teşkilatlanan Genç Deneklerinin sayısı 1917’de 706’ya ulaşmıştı. Dinç Derneği üyeleri, 1917’de çıkarılan ve 1315 (1899) doğumluların askere alınmasını öngören bir kanun uyarınca askere alındılar. Daha sonra adlarına “Hey Onbeşli, Onbeşli, Tokat yolları taşlı…” türküsü yakılan bu gençlerin akıbetlerini ne yazık ki bilmiyoruz. Sf. 295

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 293 ile 295 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2012); (1969 Yılında kurulan Ülkü Ocakları’nın Başbuğu da Türkeş’ti.

  • Türk Tarih Kurumu’nun yayımladığı Ermeniler: Sürgün ve Göç adlı kitapta yer alan 1921’de Ermeni Patrikhanesi tarafından hazırlanan ve İngilizce kopyası 26 Nisan 1921’de ABD Dışişleri Bakanlığı’na gönderilen rapora göre, 1921 itibariyle Müslümanların evlerinde “halen kurtarılamayan’ Ermeni yetimlerinin sayısı 63 bin civarındaydı. Sf. 292

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 292) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Halide Edip Adıvar;)

    “Hiç kimse ülkesini benim sevdiğim kadar sevemez, ancak, hiç kimse ülkesini benim eleştirdiğim sertlikte eleştiremez. Bu katliamların lekesini de milletimin üstünden hiçbir şey temizleyemez.” Sf. 269

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 269) kitabından birebir alınmıştır.

  • Almanya’nın İstanbul Başkonsolosu Mordtmann, 30 Haziran 1915 tarihli raporunda, İttihatçı liderlerden İsmail Canpolat’ın kendisine bir Anadolu haritası üzerinde Ermenilerin sürülmesi işinin Anadolu’ya yayılacağını söylediği yazdıktan sonra, Talât’ın kendisine “söz konusu olan (…) Ermenilerin imha edilmesidir” dediğini aktarmıştı. Amerikan Büyükelçisi Morgenthau, 9 Temmuz 1915 günü hatıratına şu notu düştü: “Talat bana, meseleyi [tehciri] son derece etraflıca tartıştıklarını ve sonuçta bağlı kalacakları bir karara ulaştıklarını söyledi. Dünya tarafından suçlanacaklarını söylediğimde, kendilerini nasıl savunacaklarını bildiklerini söyledi. Başka bir deyişle umurunda bile değildi.”

    Ülkenin dört bir yanından gelen ölüm haberleri üzerine Almanlar kendisine baskı yapınca, Talat Paşa 31 Ağustos 1915 tarihinde elinde bölgelere yolladığı bazı telgrafların çevirileri olduğu halde doğrudan Alman Büyükelçiliğine gitmişti. Burada Ermenilere karşı alınan önlemlerin durdurulduğunu tekrar açıklayan Talât Paşa çok bilinen sözünü söyledi: “La question armenienne n’existe plus!” (Ermeni meselesi artık mevcut değildir.) Sf. 259, 260

    Bu söze rağmen tehcir ancak Kasım 1917’de sona erdi. Resmi tarihin ‘isyancı’, ‘çeteci’, ‘asi’ diye tarif ettiği Ermeniler nedense 18 ay süren tehcir boyunca Muş, Urfa’daki toplama merkezlerinde yaşanan olayın dışında, hiç direnmediler. Ezici çoğunluk korkunç kaderlerine sessizce boyun eğdi. Sf. 260

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 259, 260) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kati suretle halledilsin!

    Sürgünlerin katliama dönüşmesi üzerine, Rusya, Fransa ve İngiltere hükümetleri, 24 Mayıs 1915’te ortak bir bildiri yayımlayarak katliamlardan Osmanlı Hükümeti’ni sorumlu tutacaklarını açıkladılar. Bunun üzerine Enver Paşa, sürgünlere meşruiyet kazandırmak için bir formül buldu. Dâhiliye Nezareti’nin 26 Mayıs 1915 tarihinde Sadrazamlık makamına gönderdiği resmî yazıda Ermenilere yönelik sürgün eyleminin, Ermeni meselesinin “esaslı bir surette hal ve faslı ile külliyen izalesi” (esaslı bir şekilde sona erdirilmesi ve tamamen yok edilmesi) için gündeme getirildiği açıkça yazılıydı.

    Tezkere günümüz Türkçesiyle şöyle devam ediyordu: “Savaş yörelerine yakın bölgelerde oturan Ermenilerin bir kısmı ordunun harekâtını zorlaştırır davranışlarda bulunmakta, halka saldırmakta ve isyancılara yataklık etmektedirler. Bu yüzden, Van, Bitlis, Erzurum vilayetleriyle, Adana, Mersin, Osmaniye ve Kozan kazaları, Maraş’ın merkezi dışında Maraş mutasarrıflığında, Halep vilayetinde, İskenderun, Antakya kazalarında oturan Ermenilerin yerleri değiştirilecektir. Bunlar, Musul ve Zor mutasarrıflıklarının Van Vilayeti ile bitişik kuzey kısımlarına, Halep Vilâyetinin doğu ve güney doğusuna ve Suriye Vilâyetinin doğusuna nakledileceklerdir.” Sf. 257, 258

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 257, 258) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rusların Van’ı işgali;

    Rus birlikleri Ermenilerin kontrolündeki Van’a 18 Mayıs 1915 günü girdiler. Ruslar Aram Manukyan’ı Van Valisi olarak atadılar. (Manukyan 1918’de kısa ömürlü Ermenistan Demokratik Cumhuriyetinin ilk İçişleri Bakanı olacaktı.) Ardından katledilme sırası Müslüman ahaliye geldi. Frieda Spörri adlı bir misyoner şöyle anlatıyordu durumu: “Şehirde Türk evlerinin yağmalanmasına başlanmıştı ve bu biz misyonerlere acı veriyordu. Babamız, istasyonumuzdaki insanları bu haksızlıktan uzak tutmak için elinden geleni yapıyordu.” Spörri’ye göre, Ermeniler Türklere “ne Cenevre Konvansiyonu’na, ne de İsa’nın öğretisine göre” davranıyorlardı. Sf. 256

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 256) kitabından birebir alınmıştır.

  • Resmi tarihin ‘Van İsyanı’;

    Zeytun’da bunlar olurken Van’ın Müslüman ve gayrimüslim ahalisi tarafından büyük kabul gören valisi Tahsin Bey’in yerine atanan Cevdet Bey’in bölgede uyguladığı politikalar taraflar arasında iplerin gerilmesine neden oldu. Cevdet Bey’in uzlaşma bahanesiyle çağırdığı Taşnak lideri İşkhan Bey’i 16/17 Nisan 1915 gecesi, Hirç Köyü civarında tuzağa düşürerek öldürtmesi, bununla da yetinmeyerek iki çocuğunu da diri diri kuyuya attırması gerginliği daha da arttırdı. Cevdet Bey bununla da yetinmedi, emrindeki Kasap Tabur’una civardaki Ermeni köylerini yerle bir etme talimatı verdi. Bütün bunlar Van’ı patlamaya hazır bir barut fıçısına döndürmüştü. 20 Nisan 1915 günü bir Osmanlı askerinin bir Ermeni kadınına şiddet göstermesi, buna şahit olan Ermeni gençlerinin de askerlere ateş açmasıyla barut fıçısı alev aldı. Şehirde çatışmalar yaşanırken, 24 Nisan’da İstanbul’daki Ermeni toplumunun önde gelenlerinin Ayaş ve Çankırı’ya doğru sürülmesine başlandı. Van ve civar illerdeki Ermenilerin sürülmesine ilişkin eldeki ilk telgraf 9 Mayıs 1915 tarihinde “bizzat hal olunacaktır.” notuyla, Van ve Bitlis valilerine çekildi.

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 256) kitabından birebir alınmıştır.

  • Resmi tarihçilere göre, tehcir kararı güya 1915 yılının Nisan ayında alınmıştı ama Ermenilerin “toptan imha edileceği haberlerini” çok daha önceden duyanlar vardı. Örneğin İsveçli hastabakıcı Alma Johansson Muş’ta Kasım 1914’te bile bu tür söylentilerin dolaştığını aktarmıştı.

    Bir başka hastabakıcı Danimarkalı Marcher, Harput Valisi Erzincanlı Sabit Bey’in Erzurum’daki Alman Konsolosu Max Scheubner Richter’e “Türkiye’deki Ermeni milletinin yok edilmesi gerektiğini ve edileceğini söylediğini” ileri sürmüştü. Sf. 253

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 253) kitabından birebir alınmıştır.

  • Akçam’ın tespitine göre, Dr. Sevag Çilingiryan’la birlikte Vahan Kehyayan, Artin Bogosyan, Taniyel Çıbukyaryan ve Onnik Magazacıyan adlı sürgünler de öldürülmüştü. Cinayeti İttihat Terakkinin Çankırı Kâtibi Mesulü olan Cemal Oğuz’un azmettirdiği Kürt Alo Çetesi’nin işlediği anlaşılmıştı. Bu kişiler hakkında soruşturma yapılmış ancak yargılamaya gerek duyulmamıştı. Sf. 250

    1918 Mondros Mütarekesi’nden sonra İtilaf Devletleri’nin zorlamasıyla kurulan ve 1919-1921 tarihleri arasında faaliyet gösteren İstanbul Divan-ı Örfi’de yapılan yargılamalar arasında, Cemal Oğuz davası da vardı. 27 Ekim 1919’da, ‘Kâtibi Mesuller Davası’ ile birleştirilen dosyada, Cemal Oğuz’a yöneltilen en büyük suçlama Dr. Çilingiryan ve dört arkadaşının öldürülmesini organize etmekti. Tanıklar olayı doğruladılar. Sf. 251

    Cemal Oğuz, 8 Şubat 1920’de “Çilingiryan cinayetini azmettirmek” suçundan beş sene sekiz ay hapis cezasına çarptırıldı. Cemal Oğuz davayı temyiz etti ve beklenen karar çıktı: Temyiz Mahkemesi’ne göre Cemal Oğuz olay tarihi olan 1915’te yargılandığı için bir daha yargılanamazdı! Dolayısıyla Divan-ı Örfi’de verilen hapis cezası geçersizdi! Sf. 251

    Hâlbuki 1915’te bir yargılama yapılmamıştı. Nitekim Talât Paşa’nın “mahrem” kaydıyla Ankara Vilayetine gönderdiği 13 Mayıs 1916 tarihli telgrafta Kürt Alo Çetesi mensuplarının hapisten çıkarılmasını istediği görülüyordu. 1918 yılına ait bir başka telgrafta ise Kürt Alo Çetesi’nin Suriye cephesinde ‘istihdam’ edildiği anlaşılıyordu. Cemal Oğuz 5 Ekim 1920’de İngilizler tarafından Malta’ya götürüldü. 1921 yılının Kasım ayında Kastamonu üzerinden Ankara’ya geldi ve Mustafa Kemal’in ekibine katıldı. Böylece, Dr. Çilingiryan ve arkadaşlarının kanı Cumhuriyetin harcına bulaşmış oldu… Sf. 252 (Taner Akçam, “Dr. Rupen Sevag Çilingiryan Cinayeti”)

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 250 ile 252 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ayaş ve Çankırı’ya gönderilen ilk grup arasında papaz, kompozitör, müzikolog, ‘Ermeni müziğinin babası’, Anadolu’nun Türkçe, Kürtçe, Gürcüce, Ermenice türkülerini ilk derleyen Gomidas (Komitas) Vartabed de vardı. Halide Edip (Adıvar) Gomidas’la yakın arkadaştı. “İnsan ve sanatçı olarak çok nadir karşılaşabileceğimiz bir değerdi. Gomidas benim evime gelir saatlerce çalar, söylerdi.” Sf. 243

    Gomidas tutuklandığında öğrencilerinden biri Gomidas’ın sık sık konferanslar verdiği Türk Ocağı’nın üst düzey yöneticilerinden olan Mehmed Emin (Yurdakul) Bey’den yardım istemiş ama Mehmed Emin Bey gayet soğuk bir edayla “Bu devletin işidir, biz karışamayız” demişti. Hâlbuki Gomidas Mehmed Emin Bey’in yazdığı sözlere besteler yapmıştı.

    Neyse ki Gomidas Çankırı’dan geri dönebildi. Bazı kaynaklara göre İTC’den arkadaşları Ziya Gökalp ve Halide Edip’in gayretleriyle kurtulmuştu. Ama Anadolu’yu karış karış gezerek topladığı arşivinin yok edilmesi karşısında, akıl sağlığını korumakta güçlük çekmiş, girdiği derin depresyonu atlatamayınca La Paix Hastanesi’ne yatırılmıştı. Durumu kötüleşince, tedavi için yurtdışına gitmesi için gereken izni Talât Paşa’dan Halide Edip’in eşi Dr. Adnan Bey almıştı. Bundan sonraki hayatının büyük bir bölümünü Fransa’da tek bir nota yazmadan geçiren Gomidas, 22 Ekim 1935’te Paris’te bir akıl hastanesinde öldükten sonra Ermenistan’da defnedilecekti. Sf.243, 244

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 243, 244) kitabından birebir alınmıştır.

  • Resmî tarihe göre ise, tehcir kararı, 1915 yılının Mart ayında Zeytun’da (1) (bugün Kahramanmaraş’a bağlı Zeytun’da ) ve Nisan ayında Van’da Ermenilerin isyan ettiği haberlerinin İstanbul’a ulaşması üzerine alınmış ve 23 Nisan’ı 24 Nisan’a bağlayan gece İstanbul’da son derece geniş tutuklamalar yapılmıştı. Resmi tarihe göre tutuklananlar milliyetçi Ermeni komitacılardı ama bugün biliyoruz ki, tutuklananların ezici çoğunluğunu milletvekilleri, şairler, yazarlar, gazeteciler, siyasi ve dini elitler oluşturuyordu. Sf. 242, 243

    Tehcirin tanıklarından Alman Protestan Papazı Lepsius’a göre 600, dönemin ABD Büyükelçisi H. Morgenthau’ya göre 500, resmî tarihçi Yusuf Sarınay’a göre 235, gayri resmî tarihçi Taner Akçam’a göre 180 kişilik bu ilk kafile apar topar Çankırı ve Ayaş’a doğru yola çıkarıldı. Ayaş’a gönderilenler hemen öldürüldü. Çankırı’ya gidenler biraz daha şanslıydı, bazıları bir süre Çankırı’da yaşadıktan sonra öldürüldü, bazıları ise İstanbul’a dönmeyi başardılar. Sf. 243

    Ayrıca 24 Nisan günü Osmanlı Ordusu Başkumandanlığına yollanan bir emirle özellikle Zeytun, Bitlis, Sivas ve Van’da meydana gelen olaylar dile getirilerek tüm ülke sathında Ermenilere yönelik, tutuklama ve gözaltına alma emirleri verildi. Bu bölgelerdeki tüm Taşnak ve Hınçak örgütlerinin, gazetelerinin kapatılması, yöneticilerinin tutuklanması ve oluşturulacak Divan-ı Harbi Örfilerde yargılanması, alınan tedbirler arasındaydı. Bu kişilerin sayısı da 2.300 kişi civarındaydı. Sf. 243

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 243) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (1) (2022); Kahramanmaraş’ın Süleymanlı ilçesinin eski ismi.

  • Bırakın halkı, dönemin Sadrazamı Said Halim Paşa bile “Sarıkamış’ın felaketini çok sonra haber aldığını” söyleyecekti. Çünkü İttihat ve Terakki, savaş aleyhine yayınları önlemek için hükümetin resmî gazetesi sayılan Tanin haricindeki bütün gazeteleri kapatmıştı. Askerî sansür ancak 11 Haziran 1918’de kaldırıldı. Fakat Sarıkamış konusundaki sansür ancak 1921 yılında kırıldı. 9. Kolordu Kurmay Başkanı Yarbay Köprülü Şerif (İlden) Bey, 3,5 yıllık Sibirya esaretinden sonra İstanbul’a geldiğinde askerliğe dönmek istemiş ama emekli edildiğini öğrenmişti. Köprülü Şerif Bey “Sarıkamış İhata Manevrası ve Meydan Muharebesi” adlı hatıratını ancak 1921 yılında, Akşam gazetesinde tefrika edebildi. Yedi yıllık suskunluk nihayet bozulmuştu. Bunu başka yayınlar izledi. Ancak Sarıkamış’ın gerçek bilançosu hiçbir zaman ortaya çıkmadı. Sf. 215

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 215) kitabından birebir alınmıştır.

  • 24 Nisan 1915 günü, yabancı basından ve kaçan esirlerden, Sarıkamış faciasının aslını öğrenen halkı yatıştırmak için gazetelerde; Ermenilerin düşmanla ittifak yapıp orduyu arkadan vurduğuna dair yazılar boy göstermişti. Bu konuda başı çeken Tarih Mecmuasını çıkaran Albay Seyfi’nin de içinde bulunduğu gizli komite bir karar aldı ve İstanbul’daki Ermeni cemaatinin önde gelenlerinden oluşan 235 kişilik ilk kafile Ayaş ve Çankırı’ya doğru yola çıkarıldı. Bu kişilerin çoğundan bir daha haber alınamadı. Sf. 214

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 214) kitabından birebir alınmıştır.

  • O günlerde kendisine 3 Ordu mıntıkasında yaklaşık 600 bin civarında askerin ‘zayi’ olduğunu söyleyen Harbiye Nezareti’nin Ordu İkmal Dairesi Müdür Vekili Miralay Behiç (Erkin) Bey’e şöyle demişti: “Bunlar nasıl olsa bir gün ölecek değiller miydi?”  Sf. 214

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 214) kitabından birebir alınmıştır.

  • Rum kaçırtmasının başındaki isimlerden Celal Bayar, Birinci Dünya Savaşı öncesi sadece İzmir ve civarından 130.000 dolayında Rum’un zorla Yunanistan’a göç ettirilmiş olduğunu aktarır. Halil Menteşe’ye göre “100.000’e yakın Rum, kimsenin burnu kanamaksızın Yunanistan’a çekilip gittiler. Bundan sonra aynı tarzda İzmir civarında teşebbüs ele alındı. (…) İzmir civarından da 200.000’e yakın Rum Yunanistan’a gitmiştir. Kaçırtma işlerinin fiilen yürüten Kuşçubaşı Eşref ise sadece 1914 içinde ve harbin ilk aylarında, ”Ege mıntıkasında ve bilhassa sahillerde yuvalanmış ve kümelenmiş olan” Rum-Ermeni nüfustan 1.150.000 kişinin sürüldüğünü ileri sürer.

    1915’in provası mıydı?

    İstanbul’daki ABD Büyükelçisi Morgenthau ise 16 Temmuz 1914’te yolladığı bir raporda, İzmir bölge konsoloslarının yörede yaptıkları araştırmalar sonucu, sadece 28 Mayıs ile 12 Haziran 1914 arasında göçertilen Rum sayısının 117.000 olarak tespit edildiğini aktarmıştı. İstanbul Polis Müdürü Bedri’nin kendisine “Rumları büyük bir başarı ile sürdüklerini ve aynı yöntemi imparatorluğun öteki milletlerine de uygulamaya karar verdiklerini” söylediğini aktaran Morgenthau, 18 Kasım 1915 tarihli raporunda da bu paralelliğe dikkat çekecek ve 1914 Mayıs-Haziran aylarında, büyük devletlerin gözü önünde 100 – 150 bin kişinin, herhangi bir zorlukla karşılaşmadan sürgün edilmiş olmasını, Birinci Dünya Savaşı sırasında Ermenilerin tehcir edilmesinde ciddi bir cesaretlendirici faktör olduğunu ileri sürecektir. Sf. 193, 194

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 193, 194) kitabından birebir alınmıştır.

  • Teşkilat-ı Mahsusa’nın Reisi Kuşçubaşı Eşrefin sözleriyle “Ege havalisindeki temizleme işini, Ordu olarak Pertev Paşa’nın (Sayın Pertev Demirhan) kumandasında olan Dördüncü Kolordu’nun Erkânı Harbiye Reisi Cafer Tayyar Bey (rahmetli General Cafer Tayyar Eğilmez), mülkî amir olarak İzmir Valisi Rahmi Bey (merhum), İttihat ve Terakki Fırkası namına da mes’ul murahhas Mahmud Celâl Bey (sabık Reisicumhur Celâl Bayar) ifa edeceklerdi. Devletin bütün kuvvetleri, bu planın tatbiki için Harbiye Nezareti’nin ve Başkumandanlığın verdiği emirlere göre hareket edeceklerdi.”

    Foça ve İzmir’de katliam

    Ekip kolları sıvadı. Kuşçubaşı Eşref’in yönetimindeki çeteler Rum köylerine baskınlar yapıyorlardı, Eli silah tutan Rum gençleri, Amele Taburları adı altında toplanıyor, bunlar yol, orman ve yapı işlerinde çalıştırılıyorlardı.  Sf. 190-191 

    I Temmuz 1914‘te Osmanlı kabinesine bir rapor sunan Talât Paşa, bölgede Rumlara terör ve şiddet uygulandığını itiraf ediyordu. Sadece Haziran 1914’te Foça’da meydana gelen katliamda Amerikan ve Alman kaynaklarına göre sadece bir hafta içinde 50 kişi katledilmişti. 25 Haziran 1914 tarihli bir başka rapora göre, bu dönemde İzmir ve civarında katledilenlerin sayısı ise 500-600 civarındaydı. Sf. 192

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 190 ile 192) kitabından birebir alınmıştır.

  • Milli İktisat’ın ilk uygulaması

    İTC’nin ünlü yöneticisi ‘Küçük Efendi’ lakaplı Kara Kemal (‘Büyük Efendi’ Talât Paşa’ydı) “Avrupa’da Hükümetler ya işçiye ya da burjuva tabakalarına dayanırlar. Güç anlarında güvenecekleri toplumsal desteğe sahiptirler. Biz hangi sınıfa dayanacağız? (…) Böyle güçlü bir sınıf Türkiye’de var mı? Bulunmadığına göre biz neden yaratmayalım?” diye özetlemişti o günlerdeki hedefi. Peki, bu yeni sınıf nasıl yaratılacaktı? İttihatçıların ‘Millî İktisat adıyla kamufle ettiği servet transferinin ilk uygulaması 1910’ların başında Ege’de yapıldı. Hedef M.Ö. 1200’lerden beri kesintisiz olarak bölgede yaşayan Rumlardı. Sf.189

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 189) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1909’dan itibaren kademeli olarak iktidara yerleşen İTC, 1911’deki ara seçimlerde adayını seçtiremeyince, önce Kanun-i Esâsî’de değişiklik yapmaya teşebbüs etmiş, başarısız kalınca Meclis’i Kanun-i Esâsî’nin 35. Maddesine dayanarak feshetmişti. Yeni meclisi oluşturmak için Aralık 1912’de yapılan seçim, ülkedeki ilk genel seçimdi ancak İTC militanları tarafından muhaliflere uygulanan şiddet yüzünden tarihe ‘Sopalı Seçim’ olarak geçti. İttihatçıların yaygın terörü karşısında, fiilen 278 üyeli meclise ancak 15 muhalif mebus girebildi. Bu 15 üye de açıktan muhalif olmayıp bir kanuna red oyu verdikleri için sonradan ‘muhalif grup’ sayılmışlardı. Sf. 183

    Darbeciler Babıali yolunda

    23 Ocak 1913 günü hava soğuk ve yağışlıydı. İTC’nin esnaf örgütlerinin lideri Kara Kemal’in adamları sabahtan hükümet merkezi olan Babıali’nin telefon ve telgraf bağlantısını kesmişlerdi. Babıali’yi korumakla görevli bölük eğitim bahanesiyle dışarı çıkarılmış, yerlerine Anadolu rediflerinden zayıf bir müfreze yerleştirilmişti. Böylece baskın sırasında ciddi bir direniş ihtimali ortadan kaldırılmıştı. İttihatçıların Alman ve Avusturya elçiliklerini de durumdan haberdar ettikleri anlaşılıyordu, çünkü bu iki ülkenin elçiliğinden bazı kişiler olay yerinde hazırdı. Sf. 185

    Ardından darbeciler yine Ömer Naci’nin “Yasasın İttihat ve Terakki, Yaşasın millet!” haykırışları arasında Dolmabahçe Sarayı’na gittiler. Enver Bey, görülmemiş bir cüretle silahlı olarak Sultan V. Mehmed Reşad’ın karşısına dikildi ve Mahmud Şevket Paşa’yı sadrazam tayin etmesini istedi. Karşısında silahlı adamları gören Padişah’ın, Nâzım Paşa’nın kaza ile öldüğüne, Sadrazam Kâmil Paşa’nın kendi rızasıyla çekildiğine çabucak inanmasına şaşmamak gerekir. Rivayete göre “Allah hayırlı etsin. Allah’ıma şükür beni o aciz adamlardan kurtardınız” demişti. Sf. 187

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 183 ile 187 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Birinci Balkan Savaş’ı;)

    Öyle ki, Şevket Süreyya Kırklareli kaybedildiğinde “Türk piyadesinin kaçışı, Bulgar süvarisinin ilerleyişinden daha hızlıydı!” diye yazacaktı. Sf. 179

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 179) kitabından birebir alınmıştır.