Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Halaskâr Zabitanlar işbaşında;

    Bu arada İTC karşıtları da boş durmuyordu elbette. 1912 yılının haziranında İstanbul’da ‘Halaskâr Zabitan’ (Kurtarıcı Subaylar) adı altında örgütlenen subaylar bir muhtıra yayımlayarak ülkenin II. Abdülhamid devrindeki gibi bir buhran geçirmekte olduğunu ve çökme tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu ve vatanın kurtarılmasının “yine en çok askerlere düştüğünü” ilan etmişlerdi. Sf. 177

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 177) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1909’da Adana’ya vali olarak atanan Cemal Paşa ile Aziz Ali arasında geçen şu konuşma o günlerde Arapların duygularını anlamamıza yardımcı olabilir:

    “Arapların yerden göğe kadar hakları var. Siz Türkler, biz Araplar hakkında şimdiye kadar imhadan, aşağılamaktan, küçümsemekten başka ne yaptınız ki, İstanbul’da köpekleri çağırmak için “Arap!.. Arap!.. Arap!..” dersiniz. En karmaşık meseleleri izah için ‘Arapsaçı gibi’ dersiniz. ‘Ne Arabın yüzü! Ne Şam’ın şekeri!’, tabiri daima kullandığınız sözlerdendir. Şairinizin ‘Şam’dan çıktığım akşama, dedim Şam-ı Şerif’ mısraı en beğendiğiniz kinayelerdendir. Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, Meşrutiyet’ten sonra bilhassa Arapları aşağılamak için Bağdat ve umumiyetle Irak bölgesinin yıkıcı [Moğol hükümdarı] Hülagû’nün neslinden bir ahlaksız Tatarı, Şam ordusuna müşir [mareşal] tayin ettiniz. Arapların Tatarlar aleyhindeki öfke ve kinini bilmez değilsiniz. Hal böyle iken, Osman Paşa’yı 5. Ordu Müşirliği’ne göndermek, Arapları tahkir etmekten başka şeye yorulmaz.. Sf.161, 162

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 161, 162) kitabından birebir alınmıştır.

  • Pan-İslamist Abdülhamid’in 1909’da tahttan indirilmesinden sonra iktidara yerleşmeye haşlayan Pan-Turancı (Türkçü) İttihat ve Terakkicilerin reformları yerleştirmek amacıyla merkezi otoriteyi güçlendirmek için attığı adımlar, Arapları kızdırmaya başlamıştı. Özellikle İttihatçıların Suriye’deki idari makamlara kendi adamlarını yerleştirmeleri ve buradaki okullarda, mahkemelerde ve idari birimlerde Türkçe kullanımını mecburi hale getirmeleri muhalefetin ‘Arapçılık’ hareketi etrafında toplanmasına neden oldu. Sf. 161

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 161) kitabından birebir alınmıştır.

  • Arapların siyasi temsili de önemli oranda artmıştı. 1877’de faaliyete geçen ilk Osmanlı Meclisi’ndeki 232 mebustan 32’si Arap’tı. Sf. 160

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 160) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1910 yılında Selanik’teki işçi federasyonu ile İTC arasındaki gerginliğe rağmen I Mayıs kutlamalarına 7 bine yakın işçi katılmış, gösteriler İTC’yi protestoya dönüşmüştü. 1911 yılında Selanik’te kutlama olmamıştı ama İstanbul’da olduğuna dair rivayetler var. 1912 yılında İstanbul Pangaltı’daki Belvü Bağçesi’nde bir kutlama yapıldığına dair bilgimiz ise, Osmanlı sosyalisti İştirakçi Hilmi’nin yayımladığı İştirak dergisinin 2. sayısında yer alan bir fotoğrafın altındaki “Pangaltı’ndaki Belvü Bağçesinde, Efrenci (Miladi) 1912 senesi Mayısın birinci günü, Osmanlı Sosyalistleri tarafından idare edilen 1 Mayıs Bayramı” yazısından ibaret. Sf. 138

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 138) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bursa’da işçiler için yapılmış özel yatakhanelerde kalan Türk, Rum, Yahudi ve Ermeni genç kızların kaçının greve katıldığını bilmiyoruz. İstanbul’da yayımlanan Stambul gazetesi 48 fabrikada 2.500 işçinin, Osmanischer Lloyd gazetesi ise sadece iplik fabrikasındaki 3.000 işçinin greve gittiğinden söz ediyor. Ancak grevin başarılı yürüdüğü söylenemez. Sf. 137

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 137) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1909’da Selanik ve Üsküp’te 1 Mayıs kutlamaları yapıldı. Selanik Sosyalist İşçi Federasyonu’nun (SSİF) Sosyalist Enternasyonali gönderdiği rapora göre Üsküp’teki kutlamalara birden fazla örgüt katılmıştı. Sf. 135

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 135) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1908 yılının ilkbaharında Uşak’ta yaşanan bir eylem ise Avrupa’da çoktan beri bilinen ‘makine kırıcı’ (Luddist) hareketlerin bir benzeriydi. Olay şöyle gelişmişti: Ev tezgâhlarında ancak beş-altı bin ilmek dokuyabilen Uşaklı Müslüman kadın dokumacılar ‘The Oriental Carpet Manufacturers Limited” adlı İngiliz şirketi tarafından Uşak, Kula, Gördes ve Demirci gibi geleneksel halıcılık merkezlerinde açılan 17 halı imalathanesinde, günde 14 bin ilmek dokuyan Rum ve Ermeni kadınlara o kadar kızmışlardı ki, 13 Mart 1908’de, Uşak’ta 1.500 kişilik bir kadınlar grubu, üç mekanik ve buharlı yün eğirme fabrikasını basarak makineleri tahrip etmişler, yün ve iplikleri yağmalayarak fabrika binasını ateşe vermişlerdi. Üç gün süren olaylar sırasında şehirde asayiş elden gitmiş,

    21 Mart’ta Müslüman kadınlar tutuklu bulunan 14 arkadaşlarının serbest bırakılması için kaymakamlığa yürümüşler, durumu kontrol altına alamayan Uşak Kaymakamı Tevfik Efendi görevden alınmış, etnik ve toplumsal barış süngü gücüyle sağlanmıştı. Sf.134, 135

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 134, 135) kitabından birebir alınmıştır.

  • Günümüzdeki sendikaların atası sayılabilecek Ameleperver Cemiyeti 1871’de kuruldu, ilk grev tersane işçileri tarafından 1872’de yapıldı. 1873 yılı Ocak ayında başlayan ve aralıklarla dört yıl süren Kasımpaşa Tersanesi Grevi’ne, işçilerin anaları, eşleri ve kızlarından oluşan eli sopalı ‘hanum birlikleri’ destek verecektir. Aynı eş desteği tramvay grevlerinde de görülür, tramvayların sefere çıkmasını engellemek için tramvaycıların eşleri rayların üzerine yatarlar. 22 Ağustos 1876’da Feshane’de çalışan 50 kadar Rum ve Ermeni kadın işçi, Babıali’ye yürür, sadrazama bir dilekçe vererek, ödenmeyen ücretlerinin ödenmesini isterler.

    O dönemde İstanbul’da ezici bölümü savunma, tekstil, tütün, gıda, cam, haberleşme ve ulaşım sektöründe çalışan 50 bin kadar işçi vardı. Bunlardan büyük ölçekli kuruluşlarda çalışan 15 – 20 bin kişilik bölüm Osmanlı işçi hareketinin dinamik çekirdeğini oluşturuyordu. Bunların etrafında daha modern teknoloji ile çalışan ve ağırlığını Ermeni, Rum, Yahudi ve Bulgar işçilerin oluşturduğu ikinci bir halka vardı. En dıştaki niteliksiz işçiler halkasında ise (örneğin inşaat sektöründe) daha çok Müslüman / Türk-Kürt işçiler yer alıyordu.

    1880-1908 arasındaki işçi eylemlerine dair bilgilerimiz sınırlı. Bilinenler arasında 1885’te Odunkapı Bıçkı işçilerinin, 1886’da Beyoğlu’ndaki bazı tezgâhtarların, yaptıkları direnişler var. Yine bugünkü anlamda ilk işçi örgütü Tophane Fabrikası işçileri tarafından 1894-1895’te kurulan Osmanlı Amele Cemiyeti idi. Cemiyetin Abdülhamid’in hafiyelerinin takibinden kurtulamadığını söylemeye herhalde gerek yok.

    Osmanlı ülkesinde ilk 1 Mayıs kutlamaları 1905 veya 1906’da İzmir’de veya Selanik’te yapılmıştı. 1908 yılında, Taşnakların Van’da düzenlediği (Engels’in deyişiyle) “Avrupa işçi sınıfının eşsiz temsilcisi” August Bebel’i anma toplantısında, konuşmacılar “Karl Marks ve eseri” .. Sf. 132, 133, 134

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 132 ile 134 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • İlk iş de muhaliflere baskıyı artırmak oldu. 14 Nisan 1909 tarihli Serseriler ve Zanlı Kişilerle İlgili Kanun ile kişisel özgürlükler zaten büyük ölçüde kısıtlanmıştı. 25 Nisan I909’da ilan edilen sıkıyönetim 15 Temmuz’a kadar sürdü. Bu arada bir dizi yasaklayıcı kanun çıkarıldı. Bunlardan 17 Haziran 1909 tarihli İçtimaat-ı Umumiye Kanunu ile protesto toplantıları ve gösterileri yapmak imkânsız hâle geldi. 31 Temmuz 1909 tarihli Matbuat Kanunu ile basın özgürlüğü ciddi ölçüde kısıtlandı. 11 Ağustos 1909 tarihli Müslüman Olmayan Vatandaşların Askere Alınmalarıyla İlgili Kanun, 15 Ağustos 1909 tarihli Tatil-i Eşgal (Grev) Kanunu, 23 Ağustos 1909 tarihli Cemiyetler Kanunu ve Eşkıyalık ve Fesatçılığın Önlenmesiyle İlgili Kanun ise kullananın elinde hem olumlu hem de olumsuz işlevler görebilecek kanunlardı. Sf. 130

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 130) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ayaklanma başlıyor;

    Mart ayının sonlarına doğru, o güne kadar askerlikten muaf olan din adamlarının askere alınmasını öngören kanun çıktığında iş bir kıvılcıma kalmıştı. Çünkü özellikle Anadolulu gençler, askerlikten kaçmak için medrese öğrencisi oluyorlardı. Anadolu’daki nüfusun yaklaşık üçte birine tekabül eden bu kesim, ordunun asker potansiyeli açısından büyük bir kayıptı. İttihatçılar bu kesimlerden basit bir okuma yazma sınavını geçemeyenleri silah altına almaya karar verince softalar buna büyük tepki verdi. 6 Nisan 1909 günü Serbesti yazan Hasan Fehmi’nin öldürülmesi ise bardağı taşıran son damla oldu. Sf. 114, 115

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 114, 115) kitabından birebir alınmıştır.

  • Temmuz 1906’da Tahran’daki İngiliz Büyükelçiliği’nde toplanan halk “Adalet istiyoruz; Şah’la dilencinin hukuk önünde eşit olacağı bir millet meclisi istiyoruz,” diye haykırıyordu. Sonuçta Şah, taleplere boyun eğdi, Belçika anayasası temelinde bir anayasa hazırlandı. Anayasada toplumsal haklar, serbest basın, bağımsız yargıdan söz ediliyordu. Sf. 102

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 102) kitabından birebir alınmıştır.

  • Çünkü milyonlarca kişilik orduya komutanlık eden Çar’ın kalbine korku düşüren ve onu işçilere ve köylülere taviz vermeye zorlayan, kitlelerin öfkeli patlaması değil, bir avuç teröristin bombalarıydı. O ana kadar entelektüel yanları ağır basan unsurların bile 1906’dan sonra bütün enerjilerini, gizli örgütlenmeye ve ‘fedailere’ hasretmelerinde ve 1908’den sonra da buna devam etmelerinde Rusya tecrübesinin rolü büyüktü. Sf.102

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 102) kitabından birebir alınmıştır.

  • 30 yıl aradan sonra 17 Aralık 1908’de açılan Meclis-i Mebusan’da; 147 Türk, 60 Arap, 27 Arnavut, 26 Rum, 14 Ermeni, 10 Slav ve 4 Yahudi mebus yer aldı. Partilere göre dağılım ise 160 İttihatçı, 20-25 Ahrarcı, 4 Taşnak, 1 Hınçak, 2 Bulgar devrimci, 1 Bulgar Sosyal Demokrat ve 70 bağımsız şeklindeydi. Kısacası Osmanlı İmparatorluğu’nun çok kültürlü yapısını tam anlamıyla yansıtmasa da gayet çoğulcu bir meclis oluşmuştu. Sf. 98

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 98) kitabından birebir alınmıştır.

  • 1894 yılında, Sasun’da (bugün Batman’a bağlı) başlayan toplumlararası çatışmalar, Hınçakların katkısıyla kısa sürede tüm bölgeye yayıldı. Kürtler ve merkezi ordular, işbirliği halinde Ermenileri ezmeyi başardılar. Olaylarda binlerce Ermeni hayatını kaybetti. Ölümlerin hepsi çatışmalar sonucu olmamıştı, açlık, hastalık ve yokluk nedeniyle ölenler de pek çoktu. Ermeni kayıplarını 80 bin olarak gösteren Kayzer II. Wilhelm gibi kaynakların yanı sıra, 100 bin ila 200 bin arasında ölü olduğunu söyleyen Britanya ve Fransız konsolosluk raporları olmakla birlikte cesetlerin çukurlara doldurulup benzinle yakılması yüzünden hiçbir zaman gerçek sayı ortaya çıkmadı. Sf. 79

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 79) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu vilayetler, bugün Erzurum, Elazığ, Ağrı, Van, Hakkâri, Bingöl, Sivas, Amasya, Tokat ve Şebinkarahisar’a tekabül ediyor. Adı 1937’de Elazığ olan Mamuret’ül- Aziz ise 1867 Vilayet Kanunu’na göre sadece bugünkü Elazığ’ı değil, Elâziz, Arapkir, Ağın, Eğin (Kemaliye), Çarsancak (Akpazar), Çemişkezek, Palu, Ergani, Malatya ve Adıyaman mıntıkalarını kapsayan sancağın adıydı. Sf. 58

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 58) kitabından birebir alınmıştır.

  • Herzl, Nordau ve diğer tüm Siyonist önderler, Yahudiliği bir inanç birliği olarak değil, bir ırkın ismi olarak kabul ediyorlardı. Onlara göre Yahudi dini ve Mesih inancı, Yahudilerin rehavete kapılmalarına neden oluyor, devletlerini kurmak için çaba göstermelerini engelliyordu.

    Nitekim Siyonistlere iki gruptan tepki geldi. Asimilasyoncu Yahudiler; Siyonizm’in boş yere düşman kazanıp rahatlarını bozmaktan başka bir işe yaramayacağını savunuyorlardı. Pek çok haham ve rabbi ise Yahudiliğin kutsal sembollerinden olan İsrail topraklarını kutsallıktan çıkaracağını (seküler hale getirileceğini) ileri sürerek, Siyonizm’i adeta bir küfür sayıyorlardı. Sf. 57

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • Abdülmecid, gerek aldığı eğitim gerekse bu sohbetler ve dergiler sayesinde, Batılı kadınların serbestliğinin ille de ahlaki bir zayıflık anlamına gelmediğini, eğitimli kadının aileye ve topluma daha çok katkı yapacağını fark etmişti. Kızların eğitimi konusunda halka örnek olmak için şehzadesi Murad’la kızı Fatma Sultan’ı ellerinden tutup ilk mektebe kaydettirmesi tarihe düşülmüş bir nottu.

    Cevdet Paşanın Maruzat adlı eserine bakılırsa, kadın erkek ilişkilerinin normalleşmesi, eşcinsellik gibi gayri-tabii ilişki biçimlerini geriletmişti. “Zendostlar çoğalmış, mahbuplar azalmıştı, Kavm-î Lût sanki yere batmıştı…”

    İlk belediye teşkilatı Abdülmecid tarafından kuruldu. Güvenlik teşkilatına ilk o çekidüzen verdi. İlk çiçek aşısı, ilk telgraf, ilk modern askerlik eğitimi, ilk genel nüfus sayımı, ilk ‘kafa kâğıdı’ (insanlar nüfus tezkirelerini feslerinin altında sakladıkları için böyle anılıyordu) onun eseriydi. İlk üniversitenin (Darülfünun) temelleri onun zamanında atıldı. Köleliği en azından kâğıt üzerinde o kaldırdı. İlk nizami mahkemeleri o kurdu. Saray kapılarında vezirlerin ya da isyancıların kesik başlarının sergilenmesini o yasakladı İlk Nafıa (Bayındırlık), Maarif (Eğitim) nezaretleri (bakanlıkları) onun zamanında kuruldu. Sf. 17, 18

    Alıntı; Öteki Tarih I (Abdülmecid’den İttihat Terakki’ye) – Ayşe Hür, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Ocak 2012 – Sf. 17, 18) kitabından birebir alınmıştır.

  • İbn Rüşt’ün Yahudi dünyasındaki en büyük takipçisi Haham Moses ibn Maimon (Musa bin Meymun, Maimonides) (1135 – 1204) dur….  Musa bin Meymun, İbn Rüşt’e benzer şekilde on üç maddelik bir inanç sıralaması yapmıştı.

    . Tanrı’nın varlığına inanmak.

    . Tanrı’nın tekliğine inanmak.

    . Tanrı’nın cisimsiz olduğuna inanmak.

    . Tanrı’nın ezeli olduğuna inanmak.

    . Putperestliği yasaklamak.

    . Peygamberliğin doğruluğuna inanmak.

    . Musa’nın en büyük peygamber olduğuna iman etmek.

    . Hakikatin Tanrısal kökenli olduğuna inanmak.

    . Tevrat’ın ezeli geçerliliğine inanmak.

    . Tanrı’nın insan eylemlerini bildiğine inanmak.

    . Tanrı’nın yargılayacağına inanmak.

    . Mesih’in geleceğine inanmak.

    . Ölülerin dirileceğine inanmak.

    Alıntı; Bizimkiler XI (Cengiz Han) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 30) kitabından birebir alınmıştır.

  • Batı Avrupa’yı İbni Rüşt’ün etkilediğini söylemiştik. Endülüs’te astronomi tabloları yapıldı. Bunlar hızla Latinceye çevrildiler. Bitki bilim, insan vücudunu kuvvetlendirecek bilimler, tarım bilimi, hekimlik Doğu’da inişe geçerken, Endülüs’te yükseliyordu. İbni Zühre gibi hekimler, İbni el-Avram, gibi tarım bilimciler, İbni Baytar gibi derman vericiler bu yükselişi taçlandırdılar.

    Alıntı; Bizimkiler XI (Cengiz Han) – Evin Esmen ve Arda Kısakürek, (E-kitap, Haziran 2013 – Sf. 28) kitabından birebir alınmıştır.