Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Ermeni tedhişçilerinin hesabı şuydu: Suikast başarılı olsaydı, arkasından Beyoğlu’nda patlamalar bir birini takip edecek, kargaşalık çıkacak, bunu dış güçlerin müdahalesi izleyecek ve Doğu’da bağımsız bir Ermeni Devleti kurulmasının ilk adımları böylece atılmış olacaktı.  Sf. 139 

    …  yargılama sonucu içlerinde Jorris’in de bulunduğu 11 kişi idama, 46 kişi de çeşitli cezalara çarptırılmışlardı. 

    Ya sonra?  Sonrası daha ilginç aslında.  Sultan Abdülhamid’in insan israf etmeyi sevmeyen bir “sarraf” olduğunu bu olaydan da anlıyoruz.  Diğerleri gibi, suikastın elebaşısı olan sosyalist Jorris de affedilmiş, af ne kelime, cebine 500 altın harcırah konularak bu defa Abdülhamid’in sadık bendelerinden birisi olarak Avrupa’ya işbaşına gönderilmişti. Sf. 142  

    Alıntı; Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı – Mustafa Armağan, (Ufuk Kitap, 2. Baskı Temmuz 2006 – Sf. 139 ile 142 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN YORUMU (2019); 15 Temmuz 2016 olayını çağrıştırıyor. Hamit bir suikastçıyı affedecek kadar ahmak değildi, Osmanlı geleneğinde böyle bir af yoktur. Suikastçıyı devlet hizmetinde kullanmak ona yüklü bir para vermek, bunların hepsi tuhaf şeyler. Bu olaydan sonra halkın Abdülhamit’e büyük sevgi gösterilerinde bulunduğunu biliyoruz. Acaba?

  • Nihal Atsız o dönemde Peyami Safa’nın Abdülhamid’i çok ağır bir dille tenkit ettiği yazısına yine ağır bir üslupta cevap vermek suretiyle ilk büyük karşı atağı gerçekleştirir.  “Abdülhamid Kızıl Sultan değil, Gök Hakan’ıdır” tezini…

    Alıntı; Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı – Mustafa Armağan, (Ufuk Kitap, 2. Baskı Temmuz 2006 – Sf. 125 ile 127 arası) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2014); Nihal Atsız’ın Yahudi olduğu iddiası var. Filistin’de tarihin en büyük yerleşimi Hamit zamanında oldu, ayrıca Ermeni baskısı da Yahudilerin Hamit’i sevmeleri için önemli bir vesile.

  •  Açe’de, Somali’de, Zengibar’da vs. hutbeler yakın zamanlara kadar Sultan Hamid adına okutuluyordu.  …  1880 sonrası iktidar döneminde gazeteler, dergiler, kitaplar, telgraflar, kısaca basın-yayın ve haberleşme araçları denetime, hatta sansüre tabi tutulmuştu.  Gazetelerin üzerine “Görülmüştür” kaydı düşülürdü. Sf. 125 …  Ancak bu baskılar siyasi yazılar ve ihtilal gibi haberler için geçerliydi.  …  İngiltere Dışişleri Bakanı Müsteşarı Sandison, 8 Ekim 1881’de bir rapor yazarak Sultan’ı suçlamanın anlamsız olduğunu, aynı uygulamayı Rusya, Fransa, hatta bizzat İngiltere’nin de uygulamakta olduğunu söylüyor ve bir örnek veriyordu:… 

    (Dip not: …burada Sandison’un Abdülhamid tarafından maaşa bağlandığını ve 1 Ocak 1894’de Syardan 15 bin kuruş maaş aldığını hatırlatmakta yarar var.  Bir başka deyişle ancak bu yolla doğruyu yazabiliyordu.)  Sf. 126 

    …  Son Sultan’ın uzun iktidar yıllarında idamına onay verdiği suçlu sayısı 11’dir, onlar da anne veya baba katili gibi siyasi olmayan, ağır insanlık suçlarından dolayı idam edilmişleridir.

    Alıntı; Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı – Mustafa Armağan, (Ufuk Kitap, 2. Baskı Temmuz 2006 – Sf. 125 ile 127 arası) kitabından birebir alınmıştır.

  • Musul petrolleri için 6 Nisan 1889’da, Bağdat petrolleri için de 21 Eylül 1898’de çıkarılan irade-i seniyyeye (ikincil emir, tanrı emrinden sonra gelen ikinci sırdaki emir yani padişah emrine) göre, her ikisi de Hazine-i Hassa’ya devredilerek, yabancı müdahalesine kapatılması amaçlanmıştı.  Bir işgal durumunda dahi bunlara özel mülk oldukları için dokunulmayacağı düşünülüyordu.  Ama İngiltere’ydi bu.  Kuralı kendisi koyardı.  Nitekim özel mülk de olsa, Musul ve Kerkük’teki petrol arazileri British Petroleum başta olmak üzere İngiliz Şirketlerinin işgaline uğradı.  Abdülhamid’in torunlarının açtığı uluslararası mahkemeler sürmekle birlikte, İlber Ortaylı’nın dediği gibi, “Verirlerse alırlar.”

    Alıntı; Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı – Mustafa Armağan, (Ufuk Kitap, 2. Baskı Temmuz 2006 – Sf. 117) kitabından birebir alınmıştır.

     

  • “Abdülhamid kurtlarla ulumayı bilen bir hükümdardı.”  …  Dağ başında kurtlar etrafınızı çevirdiğinde ancak onlar gibi ulumayı becerebilirseniz sizi kendilerinden kabul ediyor ve dokunmadan yanınızdan geçip gidiyorlar. 

    Alıntı; Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı – Mustafa Armağan, (Ufuk Kitap, 2. Baskı Temmuz 2006 – Sf. 103) kitabından birebir alınmıştır.

  • Osmanlı’yı ilk ziyaret eden ABD Başkanı Grant… at hediye etti..

    Alıntı; Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı – Mustafa Armağan, (Ufuk Kitap, 2. Baskı Temmuz 2006 – Sf. 99) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ayşe Sultan; babasının alafranga müziği, alaturka musikiye tercih ettiğine bilhassa dikkat çekmektedir.  …  Sarayda bir kızlar bandosu olduğunu biliyor muydunuz?  Bu bando, önce III. Selim, sonra Abdülmecid döneminden itibaren harem dairesinde kurulmuş ve Donizetti biraderlerin küçüğünün kurup yönettiği bu ufak bando, tamamen harem mensuplarından teşekkül etmiştir.  Sf.  96    ..  Kızlar Bandosu, Sultan Abdülhamid tahttan indikten sonra İttihatçılar eliyle dağıtılmıştır.  …  Piyano ve keman gibi sazlardan oluşan bu ilginç bando…  …  Yıldız Sarayı, 350 kişinin maaş aldığı dev bir konservatuar gibiydi onun zamanında.

    Alıntı; Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı – Mustafa Armağan, (Ufuk Kitap, 2. Baskı Temmuz 2006 – Sf. 96, 97) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hacı Ârif Bey, günün birinde Sultan’ın eserlerini dinleme arzusunu sert bir ifadeyle geri çevirmiş, “Sanatta irade-i hümayun geçmez” diyerek protesto etmiş ve Abdülhamid’in kalbini kırmıştır.  Osman Zeki Üngör (1880- 1958) Mızıkayı Hümayun’un son patronu (kumandanı) değil miydi?  Düşünün, İstiklal Marşı’mızın bestesini, Yıldız Sarayı’nda Sultan Abdülhamid’in himayesinde kurulan müzik okulunda yetişmiş bir bestekâra borçluyuz.

    Alıntı; Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı – Mustafa Armağan, (Ufuk Kitap, 2. Baskı Temmuz 2006 – Sf. 95) kitabından birebir alınmıştır.

  • Modern kütüphaneciliğimizin babası:  Kütüphaneciliğimizin modern anlamdaki kurucusunun Abdülhamid olduğu…  Matbaa (Matbuat) Kanunu’ndaki sansür maddesinin yorumu neticesinde vardığımız sonuç şu ki, matbaa açmanın, kitap telifinin devlet tarafından teşvik edildiğini görüyoruz.  Kontrol edip te bu olur veya olmaz demiyor, aynı zamanda bunlarda uygun gördüğüne maddi imkân sağlanıyor.  Ya devlet alıp bastırıyor veya basımına yardım ediyor.  Basılmış nüshaları satın alıyor.  Bunun gibi çeşitli yardımları var bu maddenin tatbikatı olarak.

    Alıntı; Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı – Mustafa Armağan, (Ufuk Kitap, 2. Baskı Temmuz 2006 – Sf. 91) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yahudi asıllı casusu -Türkolog Arminius Vambery,…. (1)

    Alıntı; Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı – Mustafa Armağan, (Ufuk Kitap, 2. Baskı Temmuz 2006 – Sf. 69) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2008); Dipnottan: Abdülhamid Devri ve İngiliz Ajanı Yahudi Vambery 

  • 1894’de vuku bulan büyük İstanbul depreminde…  Depremden sonra II. Abdülhamid’in fahri reisliğinde bir yardım komisyonu kurulmuş, ilk yardımı da padişah kendisi yapmış (100 lira).  Şehzadeler ve diğer geçmiş padişahlar için 500 lira daha yardım yapan Abdülhamit, ileriki günlerde 5.000 lira daha yardımda bulunmuştur.  İlginç olan nokta, bu son yardımın 2.000 lirasının “eğitim gören öğrencilere” verilmesi şartının getirilmiş olmasıdır.

    Alıntı; Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı – Mustafa Armağan, (Ufuk Kitap, 2. Baskı Temmuz 2006 – Sf. 67) kitabından birebir alınmıştır.

  • Abdülhamit iktidarının ilk 14 yılında (1876-1890) basılan 4 bin kitaptan sadece 200 kadar dinle ilgili olup 1.000 civarında bilim ve fenle ilgili ve ondan biraz daha fazla edebi kitap neşredilmiştir.

    Alıntı; Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı – Mustafa Armağan, (Ufuk Kitap, 2. Baskı Temmuz 2006 – Sf. 56) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kazâ’nın (yargının) icra’dan (yürütmeden) ayrılması, daha açık tabirle siyasi iktidarın asla mahkemelere karışmaması bir Tanzimat ilkesi olduğu için, bu prensibe, hem de kusursuz şekilde uydu. (Yılmaz Öztuna, “Sultan Hamid Adliyesi”)  Saltanatı süresince sadece 11 kişinin -onlar da adi suçlulardı- idam hükmünü onaylamış olan Abdülhamid Han, özellikle siyasi suçluları affediyor, bu da Adliye ile arasını açıyordu.  Nitekim Adalet Bakanı (Adliye Nazırı) Abdurrahman Paşa, bir defasında saraya gelerek istifasını sunmuş ve istifa sebebini soran Padişah’a “Bizim adaletimize güvenmiyor musunuz da getirdiğimiz idam dosyalarını müebbet hapse çeviriyorsunuz?” diye çıkışmıştı.

    Alıntı; Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı – Mustafa Armağan, (Ufuk Kitap, 2. Baskı Temmuz 2006 – Sf. 34) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sultan Abdülhamit, düşmesi an meselesi olan başkentin Anadolu’ya, Bursa’ya nakledileceği haberi kendisine verilince, “Bizans İmparatoru Konstantin kadar da mı olamadık?” demiş …  “Konstantin teslim olmaktansa çarpışarak ölmeyi tercih etmişti.  Onun kadar da mı cesaretimiz kalmadı? Bana bir tüfek verin, tek başıma düşmanla savaşmaya hazırım. Hiçbir yere gitmiyorum.”  

    Alıntı; Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı – Mustafa Armağan, (Ufuk Kitap, 2. Baskı Temmuz 2006 – Sf. 22, 23) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bedenin en güçsüz olduğu dönemde (elli yaşlarına doğru) ruh en güçlü dönemindedir. Sf. 298

    Alıntı; Hazar Sözlüğü – Milorad Paviç, Ç: İsmail Yerguz, Bir paragrafı farklı çevrildiği için dişil basım, (Mitos Yayınları, 2. Baskı Eylül 1966 – Sf. 298) kitabından birebir alınmıştır.

  • Büyük bir bilim adamı ya da büyük bir kemancı olabilmeniz (Paganini dışında bütün büyük kemancıların Yahudilerden çıktığını biliyor muydunuz?) Sf. 292

    Alıntı; Hazar Sözlüğü – Milorad Paviç, Ç: İsmail Yerguz, Bir paragrafı farklı çevrildiği için dişil basım, (Mitos Yayınları, 2. Baskı Eylül 1966 – Sf. 292) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hazar Kağanı dinin askeri işlere ya da devlet işlerine karışmasına izin vermez. Şöyle söylüyor bu konuda: “Eğer kılıcın iki ucu olsaydı, kazma denirdi buna.” Üç din (Yahudi, Bizans ve Müslüman) karşısında da aynı tavır içindedir. Sf. 233

    Alıntı; Hazar Sözlüğü – Milorad Paviç, Ç: İsmail Yerguz, Bir paragrafı farklı çevrildiği için dişil basım, (Mitos Yayınları, 2. Baskı Eylül 1966 – Sf. 233) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eski Hazar kabilelerinin on kuşakta bir göç ettikleri ve bu savaşçı halkın bu vesileyle tüccar bir halka dönüşmekte olduğu kabul edilir.

    Bu değişim konusunda farklı açıklamalar vardır, ama en makul gözükeni, Hazarların bu evrenin sonunda kısırlaştıkları ve ırklarını sürdürmek ve dölleyiciliklerini yenilemek için göç etmek zorunda olduklarını anlamış olmalarıydı. Dölleyiciliklerine yeniden kavuşur kavuşmaz, ülkelerine dönüyor ve mızraklarını ellerine alıyorlardı yeniden. Sf. 233

    Alıntı; Hazar Sözlüğü – Milorad Paviç, Ç: İsmail Yerguz, Bir paragrafı farklı çevrildiği için dişil basım, (Mitos Yayınları, 2. Baskı Eylül 1966 – Sf. 233) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hazar alfabesinin harfleri tuzlu yemeklerin adını taşır, rakamlar da tuz çeşitlerinin adlarını almışlardır. Hazarlarda yedi çeşit tuz vardır. İster kendi bedenlerine, ister başkalarının bedenlerine bakılsın, Hazarlar, insanın -bakışın etkisiyle yaşlandığına inanırlar, çünkü bakışlar çevrelerindeki bedenleri, tutkuları, nefretleri, niyetleri ve arzularıyla yarattıkları çok çeşitli ve en öldürücü silahlarla ürerler ve parçalarlar. Yalnızca Tanrı’nın tuzlu bakışı yaşlandırmaz. Ağlamak Hazarların, dua etme biçimidir, çünkü gözyaşları Tanrı’ya aittir. Gerçekten de inciyi içinde barındıran kabuk gibi, ta içlerinde biraz tuz bulundururlar her zaman için. Kadınlar zaman zaman olabildiğince katladıkları bir fular takarlar ve onların duaları da budur. Hazarlarda aynı zamanda düş kültü de vardır. Tuzunu yitirmiş olanın uyuyamayacağı düşünülür. Bu nedenle uykuya çok dikkat edilir. Sf. 232

    Alıntı; Hazar Sözlüğü – Milorad Paviç, Ç: İsmail Yerguz, Bir paragrafı farklı çevrildiği için dişil basım, (Mitos Yayınları, 2. Baskı Eylül 1966 – Sf. 232) kitabından birebir alınmıştır.

  • Hazar yasalarına göre aynı suçlu, Yahudilerin yaşadığı bölgede bir ya da iki yıl kürek cezasına, Arapların bulunduğu bölgede yalnızca altı ay kürek cezasına çarptırılır; Bizanslıların yaşadığı bölgede ise aynı suç cezasız kalır. “Hazar eyaleti” denen krallığın başkentinde (Hazarların her yerde çoğunluğu oluşturmalarına karşın) aynı suçtan kafanız kesilir. Sf. 232

    Alıntı; Hazar Sözlüğü – Milorad Paviç, Ç: İsmail Yerguz, Bir paragrafı farklı çevrildiği için dişil basım, (Mitos Yayınları, 2. Baskı Eylül 1966 – Sf. 232) kitabından birebir alınmıştır.