Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

“İnsanlık macerasını gözden geçirirken yönetenlerle yönetilenler şeklinde karşılıklı iki varlığı görüyorum. İster istemez hatırıma bir soru geliyor: Bu idare edenler sınırsız yetkilerini acaba kimden ve nereden almışlardır. Bu soruya sadece yönetilenlerin acizliğinden cevabı verilir. Yönetenler yönetilenlerin yalnız mallarına değil canlarına bile egemendirler. Tarih boyunca çeşit çeşit adlarla ceberrut (zorba) cephesini kuran tiranlar, kişisel keyif ve arzularının genel yararlılık gereği olduğunu ileri sürerek, küreyi (dünyayı) kanla boyamaya devam ede gelmişlerdir. Yönetilenlerden hınç ve kinlerini belirtenlere asi deyip acımasızca yok edilmeleri, ıstırap çekenlerin acısını arttırmış ve imkânlar oranında da mücadele güçleri belirmiştir. (Bu kesimi aristokratlar olarak değerlendiriyor)  Kütle kendisini kendi arzusuna göre yönetmek için imkânları oranında varlığını göstermiş ve milli irade adı ile tiranlıkların karşısına dikilebilmiştir. .. Son Osmanlı tarihi bile gösterir ki hükümdarlar kendilerini mukaddes kitapla mukayyet (bağlı, kayıtlı)bilmiş ve bunun hükümleri ile kendilerini kısıtlamış ve kendisini halkın kontrolünün dışında düşünmemiş ve sürekli millet huzurunda bir memur vasfı ile görev yapmışlardır. Osmanlı Devleti oluşurken civanmerdâne (çok güçlü ve sağlam) bir adalet kurmuş, bunun temizliği ve samimiyeti dünyanın saygınlığını görmüş, üç asırda üç kıtanın en uygar milletlerine katılarak egemen olmuş ve adalet saçarak temsil gücü ile sancağına milyonları riyasız (yalansız)olarak hürmet ettirmiştir. …. Türk milleti daima iradesine sahip olmuş, sultanları kendisi idare etmiştir. Buna Zembilli Ali’nin gözü pekliği örnek olduğu gibi, nicelerinin Sultanların tahta çıkıp inmelerinde amil (ana sebep) oldukları tarihi olaylarımızla sabittir. Gözümüzün önünde İmparatorluğumuzu dâhiyane idare eden sultan Hamit çok zor bir zamanda tahta çıkmıştı. Mithat Bey faciası hariç tutularak olursa en nazik zamanlarda bile cana kıymadan otuz üç yıl Allah korkusu ile hükmetmişti. Tahttan indirildikten sonra bile töhmet (işlenmemiş suç) isnat edilememiştir. Sonradan Saray’ı istila edenlerle onların Türk olmayanları, birçok velvelelerle halkımızı şaşırttılar. Bunlara putlar gerekliydi. Alıştıkları vezne (devlet) memesinden nasiplerini kesmemek için her kalıba girip, ruhları sömürmekten başka amaç gütmedikleri için siyasi kasırgalar koparıyorlardı. Diğer milletlerin meşruti idarelerinden biz daha çok müstefit (yararlanan) idik. (Bizdeki Meşrutiyet diğerlerinden daha iyiydi diyor.) .. Bu nimet öyle güçlü bir temel oluşturmuştur ki zamanımızda bile her türlü teşvike rağmen o varlık sarsılmamıştır.”

Alıntı: Hüseyin Avni Ulaş’ın Son Yılları – Mehmet Ulaş (Berksoy Yayınevi 1952 – s. 28, 29) kitabından birebir alınmıştır.

Posted in , , , , , , , , ,

Yorum bırakın