(29.1.1921 günü Sadrazam Tevfik Paşa’ ya yazdığı mektuptan okuyor;)
“Zat-ı Şahane (şahane kişi, padişah), BMM’yi tanıdığını kısa bir Hatt-ı Hümayun (Padişah tamimi, yazısı) ile ilan buyuracaktır.” (1) (diyor. Ve konuşmasına devam ediyor;) “Efendiler Zat-ı Şahane’yi zannediyorum ki içinizde benim kadar tanıyan azdır. Ben kendileri ile daha padişah olmadan önce seyahat ettim, refakatinde (yol arkadaşlığında) bulundum. Binaenaleyh (bundan dolayıdır ki) ahlâkına, âdâtına (adetlerine, yaşama biçimine), efkârına (fikirlerine) diyebilirim ki yakından vâkıfım (bilgi sahibiyim)… İngilizler esir ettikleri İslam âlemine karşı daima baskılarını koruyabilmek, mazhar-ı suhulet olmak (bunu sessizce yapmak) için kıymetli bir alete, bir vasıtaya (araca) muhtaçtırlar. .. İngilizler nazarında (gözünde) bu kıymetli araç Makam-ı Hilafete oturtacakları zattır (kişidir)… Bu, İngilizlerin avucunun içine giren şey Zat-ı Şahanedir.”
Alıntı: Atatürk’ün TBMM Konuşmaları I – Kâzım Öztürk (Kültür Bak. Yay. 1. Baskı 1981- Sf.474) kitabından birebir alıntıdır.
BAKKAL’IN YORUMU (1) (2007): Tabii ki bu çok ağır hatta imkânsız bir talep, o zaman ülkede iki devletin varlığı kabul edilmiş olur.
Yorum bırakın