“Bilal Şimşir’in “İngiliz Belgeleriyle Türkiye’de Kürt Sorunu-1975” eserinden; “Daha 1924 yazında doğudaki Kürtlerin her türlü hazırlığı yapıp harekete geçmeye hazır bir duruma geldikleri, planlarını görüşmek üzere İngiliz elçiliği ile temasa geçmek istedikleri ve bu isteğin Türkiye’deki İngiliz Elçiliği tarafından reddedildiği.” belirtiliyor.
Ancak İsyan başlar başlamaz, Türk basınının, ayaklanmada “İngiliz parmağı olduğu yolunda Ankara çevrelerindeki kanıyı” dile getirdiği görülüyor. Türk basını, Şeyh Sait İsyanında İngiliz parmağı olduğunu, ancak hükûmet isterse yazar. Başka türlü yazamaz. Bu, büyük ölçüde bugün de böyledir. Ömer Kuloğlu’nun “Türk -İngiliz İlişkileri adlı kitabının 312-313 sayfasında “İngiliz Dışişleri Bakanlığı arşivinde yer alan E-1360 /1091 /44.FO 371/ 10867, Form; Foreign Office Memorandum (Mr. Morgan) kodlu belge 4 Mart 1925 tarihini taşıyor. İstihbarat ta dâhil, Dışişleri Bakanlığının elindeki tüm bilgilere dayanarak… Hazırlanan tüm bilgileri içeriyor. Bu rapor, Türkiye’deki Kürt ayaklanmasının “doğrudan doğruya Türkiye tarafından planlanmış olabileceğini iddia ediyor. İngiliz Dışişleri bakanlığı elemanları, Türkiye’nin doğudaki Kürt isyanını çıkarması için üç temel gerekçe ileri sürüyorlar. Bu gerekçelerden ilki; Asilerin elebaşılarının sınırı aşarak “Kardeşlerini kurtarmak üzere Musul’a girmeleri. İngilizler önce Musul’a girileceği ve sonra Kürtlerin bütün bölgeyi Türkiye’ye teslim edeceklerini düşünüyorlar.
İkinci gerekçe olarak; Irak Kürtlerinin, Türkiye’deki başarılı bir ayaklanmadan sonra kendilerinin de ayaklanmaları, Türkiye Kürtleriyle birleştikten sonra Ankara’ya bağlanmaları gösteriliyor. Üçüncü gerekçe olarak; Türkiye Hükümetinin Kürt ayaklanmasını bahane ederek Irak sınırına asker yığması öne sürülüyor.
16 Aralık 1925’de Cemiyet-i Akvam’ın (Birleşmiş Milletlerin) Konseyi, Musul Sorununu İngiltere lehine (yararına) çözen kararını aldı. .. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Aras) Bey, hemen Paris’e geçti. 17 Aralık 1925’de Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması imzalandı.”
Alıntı: Türkiye Üzerine Tezler II – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 1995 – Sf. 198) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN NOTU (1995) Pek çok tarihçi, Musul davası ile aynı zamana rastlayan Şeyh Sait İsyanı’nı İngiliz parmağı ile izah ediyor. Resmi tarih de bunu söylüyor, Yalçın Hoca’nın tereddüdü var, benim tereddüdüm yok; isyan ile Musul’un hiçbir alakası yok.
BAKKAL’IN YORUMU (1995): İngiltere’ye kızılıp çok acele bir şekilde Sovyetlerle bu anlaşma imzalanmış, Sovyet tarafı da bu anlaşmanın çok çabuk olduğunu söylüyor. İngiliz belgesi çok ilginç ve önemli. Şeyh Sait İsyanı’nın, İngilizlerin düşündüğü gibi Türkiye’nin bir planı olması ihtimali çok zayıf. Ancak, o dönemde bu, yapılması gereken bir sorundu. İçeride Mustafa Kemal muhalifleri, hatta aklı başında herkes Lozan’da Musul’un verilmiş olmasını hazmedemiyordu, bu hazımsızlık Kemal Paşa üzerinde ciddi bir baskı oluşturmuş olmalı. Bu isyanı İngilizlerin planlamış olması mantıklı değildir, çünkü böyle bir isyanın sonunda, elinde ve kontrolünde bulunan Kuzey Irak’ı kaybetmesi ihtimali yükselecektir. İngiltere zaten Lozan’da Kürt bölgesini dört parçaya bölerek, muhtemel bir Kürt devleti oluşumunu ortadan kaldırmış ve petrolün geleceğini sağlama bağlamıştır, onu riske atamaz. Bu isyan sonucunda bütün Kürtler birleşip Türkiye’ye bağlansa da, kendileri ayrı bir devlet kursa da bu durum İngiltere’ye yaramayacaktır. Ancak, küçük ölçekli bir isyan, Ankara’nın Musul’u verme konusunda iyi bir mazeret olarak düşünülebilirdi. Bunu Ankara da düşünmüş olabilir, İngiltere de çok çok gizli olmak kaydıyla planlamış ve Ankara’ya önermiş olabilir. Benim düşünceme göre, bu isyan Cumhuriyet’in ırkçı bir mecraya girmesi ve Kemal Paşa’nın kabul edilemez derecedeki özel yaşamı ve yaklaşımları nedeni ile biz Türklerden daha mütedeyyin (dindar) olan Şafii Zazaların, bu rahatsızlığının bir dışa vurumudur. Ankara, her zaman olduğu gibi, bu durumdan da vazife çıkarmasını bilmiştir.
Yorum bırakın