Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

Ali Şükrü Bey, … Muhalefetlerine devam ederken, 27 Mart 1923’te evinden çıkıp Meclis’e giderken kaybolmuş. 30 Mart 1923 günkü celsede BMM de Hüseyin Avni (Ulaş) Bey;

  “- …. Ey milletin Kâbe’si! Sana da mı saldırı? Ey Milletin iradesi sana da mı taarruz? … Arkadaşlar! Asırlardan beri bu memleketi inim inim inleten saltanatların ve onun etrafındaki yaldızlı üniformalı, kahrolası haşaratın yok edilmesi ve büyük Türk milletinin kurtuluşu için bayrak çektik! … Hâkimiyet kutsaldır, milletin namusudur, vekilleri milletin ağzıdır, kalemidir. Bu namusa tecavüz eden eller kırılsın! .. Hüseyin Avni bir damla murdar kan değildir, Ali Şükrü arkadaşımız da öyle değildi! Ali Şükrü’ye tecavüz eden milletin namusuna tecavüz etmiştir. Böyle namussuzlar yaşamamalı! Kahrolmalı!   Evet, Ali Şükrü Bey’in… adi bir saldırıya maruz kalmış olmasını isterdim. Ya Allah göstermesin, siyasi bir saldırıya uğramışsa.  Efendiler! .. Ya siyasi bir cürümse? Demek ki bu memlekette herhangi bir düşüncenin serdarı (başkanı) yaşayamayacaktır! Ölecektir! Bir fikrin timsali, bir gurubun mensubu olan bir insanın kendi kişisel ve vicdani kanaati olarak milletin ve memleketin mutluluk ve selameti uğrunda söyleyeceği söz, yazacağı yazı kutsaldır. O, milletin sesi, milletin yazısıdır. Efendiler, bu ağız kapatılamaz, bu kalem kırılamaz, bu fikir öldürülemez!    Efendiler! Türkiye Milletinin vekâletini taşıyorsunuz! Size saldırıyorlar. Bu saldırı kanuna saldırıdır…. Allahtan dilerim ki bu saldırı siyasi bir cinayet olmasın da, bütün dünya bizi, siyasetten, fikir ve söz hürriyetinden yoksun bir hayvan sürüsü görmesin. .. Yoksa bu sancak uğrunda bin Hüseyin Avni feda olsun!    Şimdi şu anda ellinci saat doluyor, Ali Şükrü Bey kardeşiniz Ankara denilen köy kadar yerde, subayıyla, ordusuyla, millet meclisiyle, hükümetiyle, Ankara’da Ali Şükrü Bey kayboluyor ve bulunamıyor?   Efendiler! Hepinizin boyunlarında idam fermanları var! Altı yüz yıllık bir tahtın heyulalarıyla mücadele edişinizin, onların zulmüne boyun eğmeyişinizin verdiği bu idam fermanlarına rağmen, metanetle mücadeleye devam ederken, şimdi bir de meçhul ellerin saldırısına uğrayarak yıldırılmak isteniyorsunuz.  Sizden şüphelenenler namussuzdur! Yalnız, Bakanlar Kurulundan rica ediyorum; dokunulmazlığınızı koruduklarını, koruyacaklarını gelsinler burada temin etsinler, söz versinler! Bunu söyleyemezlerse namussuzdurlar!  Dokunulmazlığınız temin edilmedikçe, burada oturmayınız. Oturursanız siz de namussuzsunuz! Başkanlarımızın gücü yoksa çekilsinler! Siz de namusunuzu şerefinizi koruyacak başka bir hükûmet seçersiniz. Aksi halde paydos efendiler paydos! (1)

Sinop Mebusu Hakkı Hami Bey; “Söz ve fikir hürriyeti güvence altına alınmamış olan bir yerde, ödenek almaktan başka bir şey yapmaya imkân olamayacağına göre, burada oturmaya devam etmek bir zillettir!” 

Lazistan Mebusu Ziya Hurşit Bey;

“-Rauf Bey’in bu beylik sözlerini dinlerken ben de dedim ki; kötü örnekler var, endişemiz bundandır. … daha dün denecek kadar yakın bir zamanda, …unuttunuz mu?” (2)

“…Hükûmetin kışlalarının yanında, karşısında, güpegündüz saat dört buçukta, üç yüz kurşun atılmak suretiyle yapılan suikastın, faillerini, katillerini o zaman da hükûmet reisi olan Rauf Beyefendi… neden yakalayamadılar? Neden adalete vermediler? Neden? … Hükûmetin bir şey yapmadığına ve yapamayacağına tam kanaatim vardır.”

Topal Osman’ın sağ kolu olan Mustafa Kaptan yakalanmış, onun yakalandığını duyan Topal Osman da saklanmış.

.. Kayıkçılar Kâhyası Yahya’nın, Topal Osman tarafından öldürtülmüş oluşu, Ali Şükrü Bey’in de BMM de bu işi kurcalayarak, Yahya Kâhya’nın katillerinin mutlaka bulunup cezalandırılmasını ısrarla isteyişi de hatırlanınca şüpheler kesinleşti.  Pazar günü akşamüstü, Köşkün (Çankaya Köşkü’nün) beş-altı yüz metre berisinde… Jandarma müfrezesinin başındaki Teğmen Kemal… Çukurda iplerle bağlı ayakları görünen bir ceset vardı. .. Çukurdan çıkartılan ceset Ali Şükrü Bey’di. … Vücudunun da çeşitli yerleri parça parça edilmiş, çift iple boğulmuş, sol eli kırılmış, dili dışarı fırlamış, sıkılı olan sağ avucunda sandalye hasırları kalmış. Bütün bu haliyle son nefesine kadar boğuştuğu aşikârdı.

Alıntı: Cumhuriyet Devrinde Siyasi Cinayetler – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Yayınları 1952 – Sf. 16 ile 21 arası) kitabından birebir alınmıştır.

BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): Bu sırada Ali Şükrü Bey’in katili olan ve Mustafa Kemal’in özel koruma birliğinin başı olan Topal Osman da Meclis’te, Yenibahçeli Şükrü Bey onu kolundan tutup dışarıya atıyor. Rauf (Orbay) Bey Başbakan. Konuşmalara devam ediliyor

BAKKAL’IN NOTU (2) (1995): Lazistan Mebusu Ziya Hurşit, Mustafa Suphi ve arkadaşlarını boğan Yahya Kâhya’nın öldürülmesi olayını hatırlatıyor. Ali Şükrü de ölümünden önce bu olayı araştırıyordu.

Posted in , , , , , , , , ,

Yorum bırakın