25 Eylül 1920 tarihinde 72. İçtima 1. Celse, Reisi Sani Vekili: Vehbi Efendi
(Baltalık Kanunu Komisyona gidiyor)
2. Celse gizli celsedir: (İrşat Komisyonları konusu görüşülüyor, Halifeye bağlılık konusu tartışılıyor sonra da Salih ve izzet Paşaların barış teklifleri görüşülüyor.)
Mustafa Kemal Paşa Hazretleri (Ankara); “… Bundan sonra ihtiyacat (ihtiyaçlar) bizi icbar ettikçe (zorladıkça) birçok mevaddı kanuniye (kanun maddeleri) şeraiti lâzımesiyle isdâr olunacaktır (yasal gerekçesiyle çıkartılacaktır). Hilâfet ve saltanat mahfuziyeti (korunması) zaten birinci esasımızdır. Hakikaten. Düşündüğümüz halâsı hakikiye vusul (gerçek kurtuluşa ermek) için, arz ettiğim veçhile (belirttiğim tarzda) makamı hilâfet ve saltanata olan merbutiyetimiz (bağlılığımız) ve o makamın bütün şeraiti lâzımesiyle mahfuziyeti birinci esasımızdır. Bu İslâm dünyasının istinatgâhı (dayanağı) olan rabıtai hakikiyesini tesise (gerçek ağlantısını kurmaya) birinci derecede medar (yardımcı, vasıta) olan bu makamı ihmal etmek hiçbir vakitte kârı akıl değildir. .. Bugün bu makamı işgal eden zat bu millet ve memleket için hain bir adamdır. (Alkışlar) Müsaade buyurunuz beyim. Hain bir adamdır. (Alkışlar, bravo sadaları) Meclisi Âlinizde şimdiye kadar pek büyük ve cidden tarihî cüretler gördük. Maatteessüf (üzülerek söylüyorum ki) şimdi makamı hilâfet ve saltanatı işgal eden zat bu millet için hain bir adamdır. .. Meselâ, burayı teşrif etmiş (burayı şereflendirmiş) olan zevatı âliye (yüce kişiler) vardır. İzzet Paşa, Salih Paşa Hazretleri, diğer taraftan bizi imhaya çalışan İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar ve onlarla beraber İstanbul’da bazı menfi (kötü) insanlar vardır.”
(İstanbul’dan gelen Salih ve İzzet Paşa heyeti İngiliz ve Fransızların barış teklifini getirmişler.)
“Hâlbuki daha buraya adam gelmezden evvel İngilizler, Fransızlar bunu neşrettiler, telgraf çektiler. Henüz biz cevap vermeden dünyaya programlar neşrettiler (yayımladılar) ve en nihayet nasıl bir şekil hâsıl oldu. Biz acz ve dehalet edecek (zavallı duruma düşüp yardım dilenecek) yer arıyormuşuz. Onlar da lütfen kabul ediyorlar. Pekâlâ, dedik. Bu Rusya’da anlaşılınca derhal vaziyet aldılar ve bize göndermekte oldukları silâh, cephane ve parayı tevkif ettiler (tuttular). Derhal tedbir almaya başladılar. Bu vaziyet karşısında kaldığımız vakit heyette Bilecik’e gelmişlerdi. Ben de başka bir mesele için – bunun için değil – belki bilen arkadaşlar vardır… gitmek mecburiyetinde kaldım. Cephe işleriyle meşgul iken bunların geldiklerini işittim. Eskişehir’e gitmiş idim. Tekrar geri geldim ve bunları dinledim… Malûmu âlileridir. İzzet Paşa, Salih Paşalar, süferâdan (sefirlerden, hariciyecilerden, diplomatlardan) Hüseyin Kâzım, Fatin Beyler. Efendim tekmil (bütün) bu zevat, bu zavallılar kendi evlerinde tahtı tarassut (gözetim altında) ve tehdit ve terzilde (tehdit altında ve rezil bir biçimde) bulundurulmuşlardır. Ellerine İngiliz veya Fransız adamlarının verdikleri kâğıtta her şey bitmiştir ve biz de burada birbirimizin başını kırıyormuşuz. İnhilâl etmek (tükenmek) üzereyiz. Bu namuslu insanlar kendileri bitmiş, İstanbul bitmiş, İstanbul ahalisi mahvolmuş, Anadolu ahalisi mahvolmuş ve bunlara da delâlet (yol gösterelim) edelim zihniyeti hâsıl olmuş ve yine İngilizlerin vesairenin delaletiyle (kılavuzluğu ile) mevkii iktidara (iktidar mevkisine) gelmiş ve bu işi halletmek için, yani bizi daha fazla kırılmaktan sıyanet (korumak) için buraya gelmişler. ..İstediğiniz adamlarla görüşebilirsiniz ve istediğiniz siyaseti takipte serbestsiniz, demişlerdir. Para veriyoruz, silâh veriyoruz, cephane veriyoruz. İlkbahara kadar fırkalar vait (vaat) ediyoruz. Hiç olmazsa bizi siyasetinizden haberdar ediniz dediler.”
Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 04 (7.09.1920 / 6.10.1920) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima; 72, Celse: 1, 2. Celse gizli – Sf. 337 ile 345 arası) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın