Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

24 Eylül 1921 (1337) tarihinde İçtima: 81, Celse:1, İkinci Reis Vekili Hasan Fehmi Beyefendi

İdarei Kura (Köy İdaresi) ve Nevâhi (Nahiyeler) Kanunu Layihası ve Dâhiliye Encümeni Mazbatası Görüşülüyor:

Dâhiliye Vekâleti Müsteşarı Hamit Bey; (1) “-…ilk yapılan lâyiha  (kanun tasarısı) İstanbul Meclisi Mebusan’ında müzakere edilmişti (görüşülmüştü). Dâhiliye Encümeninde müzakere edildiği halde Heyeti Umumiye’de (meclis genel kurulunda) kaldı. Az çok onun tadili (değiştirilmesi) demek olan bu ikinci lâyihayı da burada görüyorum. … Hükümet bu teşkilatın tedrici (yavaş yavaş) tatbikini talep ediyor (uygulanmasını istiyor). Encümen ise bunun memleketin her tarafında aynı zamanda tatbiki mümkündür diyor. .. Nüfus ve tapu muamelatının  da (işlemlerinin de) nahiyelerde yapılması lâzımdır….”

Dâhiliye Encümeni Reisi Haydar Bey (Van); “-Efendiler bizde şimdiye kadar iki Nahiye Kanunu yapılmıştır. Birisi 1286 (1870) yılında birisi de 1293 (1877) kanunlarıdır. 1286 kanununda müdür, tarafı hükümetten (hükümet tarafından) nasıp ve tayin (seçilecek ve tayin) olunacaktır. Ve nahiye, şahsiyeti maneviyesine (tüzel kişiliğine) haiz (sahip) değildir. 1293 Kanunu Fransız kanunundan hemen aynen tercüme edilmiş hatta bazı mevaddı (maddeleri) aynen yazılmıştır. … Ne 1286 kanunu ne de 1293 kanunu tamamıyla tatbik olundu. Memleket ikiye ayrıldı. Memleket idaresiz kaldı.  .. Millet Hükümeti bir cebbar (zor kullanan) suretiyle telakki ediyor (algılıyor). … Meselâ orduda firar etmek keyfiyeti ve Harbi Umumi’de (Birinci Dünya Savaşında) Vilayatı Selasiyede (üç vilâyette yani Batum, Ardahan, Kars’ta) devam eden muhaberata (haberleşmelere, propagandaya) karşı halkın lakayt (kayıtsız) kalması .. bunların hepsinin sebebi halk ile devlet arasındaki uçurumdur.Bilahare (daha sonra) Avrupa’ya heyetler gönderildi (2) .. İdarei mahalliyeyi (yerel yönetimleri) en kuvvetli bir murakabe (denetim) haline koyalım, .. Roma Hükümeti teftişi (denetimi) terk ettiği günden beri inhitata (çökmeye) başlamıştır.”

Abdülkadir Kemali Bey (Kastamonu); (Köylüye yüklenen görevleri sayarak.. ) “-.. Hükümete ne kaldığına aklım ermedi. .. Encümeni Âliniz (yüce komisyonunuz) köylüye 29 vazife tahmil ederek (yükleyerek) Hükümeti Merkeziye’ye hiçbir vazife bırakmıyor. .. tatbik edilemeyecek bir kanundur.” Sf. 8 

Haydar Bey (Van): (Jandarmanın görevleri kısmında hayvan hırsızlığı ile ilgili bir yer yanlış yazılmış, bunu da Ali Kemali Bey söyledi. Diyor ve espriyi patlatıyor: ) “-..demek ki okuma yazma bilmeyen bir ayıya tesadüf etmiş.”  Sf. 9

Lütfü Bey (Malatya); “- ..Bugün silah altına davet edilen efradın (fertlerin, erlerin) % 95’i okuyup yazma bilmiyor. … köylüler ekseri muhitte bir çok mütegallibenin (zorbanın) nüfuzu altında bulunuyor… o nahiyede müdür olacak o mütegallibeden (zorbadan) başka kimse yoktur. .. artık nahiye  müdürü değil derebeyi olacak..          

Dâhiliye Vekili Müsteşarı Hamit Bey; “-.. Abdülkadir Kemali Bey ile Lütfü Bey’in sözlerini birleştirdiğimizde, bu milletin henüz nâhiye idare edecek bir seviyeye vasıl olmamış (ulaşmadığı) neticesini istihraç ediyorum (çıkartıyorum). Hâlbuki bu, adeta yüzmek bildikten sonra denize gireceğiz demekten ibarettir. Eğer halkı kırk sene evvel intihabata (seçime) alıştırmış olsaydık, bugün gerek heyeti idare azalarını ve gerekse mebuslarını, fevkalade müntehap zanaattan (seçilmiş sanat sahibi kişilerden) intihap ve tefrik edebilirlerdi (seçebilir ve ayırt edebilirlerdi). … Efendiler; Bulgaristan’daki Nahiye teşkilatını Rus Kumandanı Garçakof 1293 (1887) de tatbik etmiştir. O vakit Bulgarlar bizden çok aşağı idiler ve bugün bizden daha mükemmel Nahiye teşkilâtına malik bulunuyorlar. ..”

Haydar Bey (Van); “-.. muhtarların… mührü kabul etmemelerinin sebebi, vasi zulümle (geniş zulümle) dayak yemelerinden, duçarı tecavüz (tecavüze maruz kalıyor) olmalarındandır.… Her tarafta aynı zamanda başlamamasına taraftarım…”  Sf. 13  

Mahmut Esat Bey (İzmir); “- … Prusya Kralı Kiom Frederik memleketini Fransa istilasına karşı müdafaa (savunmak) için silaha sarılmazdan evvel Alman halkını kuvvetlendirmeyi düşünmüş ve ilk iş olarak köylüye doğru koşmuştur. … Efendiler bütün ıslahat tarihimizde göze ilişen mühim bir nokta vardır. O, her türlü teşebbüsün, teceddüdün (yenileşmenin), ıslahatın akim (sonuçsuz) kalmasına sebep ve saik (yönlendiren) olmuştur. O da ihtilalcilerimizin (devrimcilerimizin) ve ıslahatçılarımızın (yenilikçilerimizin) dâhilden ziyade harici memnun etmek için çalışmalarından neşet etmiştir (ortaya çıkmıştır). … Garbi (Batı’yı yani Avrupa’yı) kabataslak taklit etmekten ibaret olmuştur. Hâlbuki biz onun yalnız prensiplerini alacaktık. … Bazı arkadaşlarımızın; köylü henüz o seviyede değildir demelerini çok tehlikeli buluyorum. .. Tarihin hiçbir safhasına halk bizzat idareyi kendim ele alacağım dememiştir. .. Halkın hakkını mutlaka münevver (aydın) tabaka bayrak açarak isterler. Bu nazariye (görüş) Abdülhamit’in otuz üç senelik istibdadına (baskıcı yönetimine) esbabı mucibe lâyihası (sebep tasarısı) teşkil etti (oluşturdu). Ne zaman hürriyetten bahsetseler, halk o seviyeye gelmemiştir cevabıyla mukabele ediyordu (karşılık veriyordu). Ve otuz üç sene bu tarihi halk eden (yaratan) köylülerimize hürriyeti layık görmedi. Onları esir sürüleri gibi yaşatmak istedi. .. bu nazariye, insanlığı devrei iptidaiyeye (ilkel devirlere) kadar götürür.”  Sf. 16

  Besim Atalay Bey (Kütahya); “- ..bir çocuk farz ediniz ki, bu çocuğun daima elinden yedelim (tutalım), ve kafasına vuralım, o, izzeti nefsinden (kişiliğinden, şahsiyetinden), idarei şahsiyeden mahrumdur (kendisini idare etmekten yoksun olur), bugün bu on birinci madde ile kendi haline bırakıyoruz. Ahali (halk) ispatı rüşt etmiş (rüştünü yani yetişkinliğini ispatlamış), memleket kendi kendini idare etmiş demektir.”  Sf. 17

(Birinci madde bir değişiklik teklifi ile beraber encümene gitti)

 Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 13 (24.09.1921 / 27.10.1921) (TBMM Matbaası 1958 yılı 2. Baskı – Devre;1 Sene; 2, İçtima; 81, Celse: 1, – Sf. 8 ile 17 arası) kitabından birebir alınmıştır.

BAKKAL’IN NOTU (1) 1996; Teşkilâtı Esasiye Kanunu dediğimiz 1921 Anayasası’nın devamında hazırlanan bu kanun bir medeni kanun sayılabilir, bunun tarihçesini anlatıyor.

BAKKAL’IN NOTU (2) 1996; Müsteşar Hamit Bey de bu heyette.

Posted in , , , , , , , ,

Yorum bırakın