Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

23 Şubat’ta hükûmet, durumu ve alınacak önlemleri, CHF (Cumhuriyet Halk Fırkası) meclis grubuna iletti. Meclis grubunda İsmet İnönü, söz aldı ve yaptığı konuşmada her zaman olduğu gibi, “mürtecilerin öteden beri tahrikleri vardır; bizim görevimiz parti olarak hükûmete güvenmek ve bu gibi hâdiselere karşı şiddetle hareket eden ve edecek olan hükûmete yardımdır,” dedi. Ardından Adalet Bakanı Mahmud Esad Bozkurt, hükûmetin getireceği kanun maddesini okudu: “Dîni alet ittihâz (kabul) ederek zihinleri karıştıranlar, en az iki sene kürek çekmek ve en ağırı idâm olmak üzere cezalandırılırlar.” (1)

24 Şubat günü yapılan TBMM toplantısını ilgiyle izleyen Atatürk, önce Çankaya’da Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzî Çakmak, ikinci başkan General Kâzım Orbay ve İnönü ile birlikte askerî tenkil planını tertiplerler. Bu plana göre, ayaklanma bölgesi en kısa zamanda büyük kuvvetlerle sarılacaktı. Harekât, Erzurum, Erzincan, Sivas, Amed (Diyarbakır) ve Mardin üzerinden gönderilecek birlikler tarafından yerine getirilecek ve hava kuvvetleri derhal harekete geçeceklerdi. 

Mezrâ (Elâzığ)’nın fethi, Müslümanları büyük bir sevince boğdu. Artık hedef, Malatya’nın İslâm’ın hâkimiyetine girmesini sağlamaktı. Bu amaçla, Şeyh Sâîd’in askerleri Malatya’ya doğru yola çıktı.  Müslümanların, Şeyh Sâîd önderliğindeki bu âzîz kıyâmını silâhla durduramayacağını anlayan laik TC, para karşılığı satın aldığı uşaklarını kıyâm erlerinin arasına sokarak hareketin rotasını değiştirmeye çalıştı. Şeyh Sâîd kuvvetlerinin büyük bir kısmının Mezrâ’dan Malatya’ya doğru yola çıkması, bölgede TC’nin yardakçılığını yapan bazı Alevî aşiretlerini galeyana getirir. Doğandede oğlu Hûseyn Efendi liderliğindeki Hîzan ve İzolu aşiretleri ile Ohi bucağından Necîb Ağa (Necîb Ağa halen sağdır; kendisini yakından tanırım, birkaç kez Şeyh Sâîd Kıyâmı üzerine kendisiyle sohbet etme imkânı buldum – İ. S.), Hecî İbrahim Bêritanî ile birlikte Dumanî oğlu Hûseyn ile Mamıkî Dersîm (Tunceli)’nin Lolan – Soran ve Karakoçan’ın Avdelan (Abdalan) aşiretleri ile Mezrâ halkının bir kısmı, hükûmet kuvvetlerine yardım ederek, Çêwlîk (Bingöl)’te ikâmet eden Şeyh Sâîd kuvvetlerinin geride kalanlarının büyük bir kısmını şehîd ederler ve Mezrâ (Elâzığ)’yı (2) laik – tâğutî (şeytani veya putçu) TC rejimine teslim ederler. Palu’ya gelen Şeyh Şerîf, durumu öğrenir öğrenmez, Mezrâ’ya yürümek istemişse de Pertek ve Malazgirt yönlerinden gönderilen gönüllü aşiret kolları ile yaptığı çarpışmada daha fazla zayiât vererek Bulanık’a çekilmek zorunda kalmıştır.

Alıntı; Şeyh Sait İsyanı – İbrahim Sadiyâni (İnternet, Ocak 2010 – Sf. 24) internet sayfasından birebir alınmıştır.

BAKKAL’IN YORUMU (1) (2010); Hükümetin Parti Meclis Gurubunda aldığı bu tedbir de göstermektedir ki bu isyan dini ağırlıklıdır. Buna bir Kürt isyanı demek doğru değildir. Zaten liderler ve katılan aşiretlerin büyük bir kısmı; Zazalar. Zazalar Kürtlerden daha sert mizaçlı ve dini ritüellere, kurallara daha çok riayetkâr insanlar.

BAKKAL’IN YORUMU (2) (2010); Elazığ’ın geri alınışı hakkındaki yazılanlar doğru değil. Harput’ta toplanan halk Mezre’deki Şeyh Şerif emrindeki İsyancı Kürtlerle çatışarak onları şehirden kovalamıştır, çünkü isyancılar halkın canına, malına ve namusuna saldırıyorlarmış. Bu olayda babam 25 yaşında ve Harput’tan gelip de Elâzığ’ı kurtaranlar arasındaydı.

Posted in , , , , , , , , ,

Yorum bırakın