Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • (Bursa Mapushanesinden Vâ-Nû Mektup)

    Müzehher kardeşim,

    Bana öyle geliyor ki, bir tek insana, yüz milyonlarla insana, bir tek ağaca, bütün bir ormana, bir tek düşünceye ve fikre âşık olmadan yaşamak, yaşamak değildir. Hemen âşık olmaya başla. Sf. 57

    Alıntı; Bursa Cezaevinden Vâ-Nû’lara Mektuplar – Nazım Hikmet, (Cem Yayınevi,  2. Baskı 1993 – Sf. 57) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Bursa Mapushanesinden Vâ-Nû Mektup)

    Ali Fuad Paşa’nın şimdi biraz daha yakından benim işle ilgileneceğini ben de tahmin ediyorum ama kendisi komutanlık, fırka liderliği, milletvekilliği ve bakanlık ettiği halde ben memleketimi ondan daha iyi tanıdığımı sanıyorum, bu sebepten ötürü de biraz daha bekleyeceğini tahmin ediyorum. Bakın, size tuhaf bir şey söyleyeyim, insan bir suç işler, suç ufak olur, cezayı çok verirler, bu takdirde bu adlî hatayı düzeltmek imkân dâhilinde Bir iştir. Ama insan hiç bir suç işlemez, katiyen suçsuz olur da az yahut çok ceza yerse, bu adlî hatanın düzeltilmesi müşkül olur. Ben ikinci durumdayım. Sf. 47

    Alıntı; Bursa Cezaevinden Vâ-Nû’lara Mektuplar – Nazım Hikmet, (Cem Yayınevi,  2. Baskı 1993 – Sf. 47) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Müzehher Vâ-Nû’dan Önsöz:)

    Açlık grevine başladıktan sonra Bursa’dan İstanbul’a getirilen Nâzım Hikmet’i, galiba ilk olarak Tevkifhanede, sonra Paşakapısı’nda yattığı sırada sık sık ziyaret ettik. Bu arada grevi bırakmıştı ama yine sâkin ve kararlı hattâ keyifliydi. Yıllar sonra düşünüyorum da gerçekten keyifliydi. Bende öyle bir etki bırakmış. Kuzeni Mehmed Ali Aybar’la buluşmuşlardı Paşakapısı’nda... Aybar da bir seneye yakın zamandır mahkûmdu, yatmaktaydı. Bozuk düzene karşı çıktığı, iktidarla savaştığı için yani… Hısım akraba, eş dost ziyaretlerine giderdik.. Sf. 11

    Alıntı; Bursa Cezaevinden Vâ-Nû’lara Mektuplar – Nazım Hikmet, (Cem Yayınevi,  2. Baskı 1993 – Sf. 11) kitabından birebir alınmıştır.

  • (10.04.1950 Bursa Mapushanesinden Kemal Tahir’e Mektup)

    Talebimin kabulü ve tetkik edildiği haberi üzerine grevimi şimdilik durdurdum. Sf. 366

    Alıntı; Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nazım Hikmet, (Adam Yayınları,  2. Baskı 1975 – Sf. 366) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2024); 1950 yılında DP’nin iktidara gelmesi söz konusu olunca Nazım Hikmet ve arkadaşları özgürlük umudunu iyice kaybettiler. Nazım 2 Mayıs 1950’de açlık grevine başladı. 14 Mayıs 1950’de DP simi kazandı. Nazım’ın sağlık durumu iyice bozulunca açlık grevinin 17. gününde 19 Mayıs 1950’de Abidin Dino Nazım’ı açlık grevini bırakmaya ikna etti. Aydınlar bir dilekçe ile Nazım’a af kampanyası başlattılar. Halide Edip ilk akla gelen isim oldu onun imzasının yanına eşi Adnan Adıvar, Sait Faik, Cahit Sıtkı Tarancı, Cevdet Kudret gibi isimler eklendi, otuz etkili isim listesi tamamlandı… Nazım Hikmet yeni hükümetin tavrı belli oluncaya kadar 19 Mayıs 1950 günü açlık grevine son verdi. 13 Temmuz 1950’de TBMM Genel Kurulu Af Kanunu’nu görüşmeye başladı. Bazı Milletvekilleri şiddetli bir direnişle Nazım Hikmet’in af edilmesine karşı çıktı, basından başta Bedii Faik, Bahadır Dülger ve Necip Fazıl gibi etkili yazarlar da onlara destek verdiler. MTTB ve diğer milliyetçi gençlik örgütleri “Komünist Nazım Hikmet”in af edilmemesi için Başvekil Adnan Menderes’i telgraf yağmuruna tuttu. MTTB Başkanı Bedri Baykam’ın babası Suphi Baykam, affa karşı çıkan 5 bin imzalı bir dilekçeyi alıp Ankara’ya götürdü. Meclis af yerine “ceza indirimi” çözümünü buldu, 15 Temmuz 1950’de af kanunu Resmi Gazetede yayınlandı. Nazım Hikmet Cerrahpaşa Hastanesi’nde saat 14.15’te on üç yıllık bir hapislikten sonra serbest kaldı. Avukatı İrfan Emin ile eşi Münevver Andaç da hastane kapısında onu bekliyordu. “Heyecanlıyım. Bu gece sırtüstü yatıp gökyüzüne bakacağım. (…) Yıldızları, uçsuz bucaksız ufukları seyredeceğim. Çünkü hapishanede yattığım yerden tavandan başka bir şey görmüyordum.” Diyordu.

  • (10.03.1950 Bursa Mapushanesinden Kemal Tahir’e Mektup)

    Açlığını duydum. Doğruluğuna inanamadım. Doğru ise bana en büyük kötülüğü yapıyorsun. Benim başım için vazgeç. Vazgeçtiğini hemen telle. Sf. 366

    Alıntı; Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nazım Hikmet, (Adam Yayınları,  2. Baskı 1975 – Sf. 366) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2024); 1950 yılında DP’nin iktidara gelmesi söz konusu olunca Nazım Hikmet ve arkadaşları özgürlük umudunu iyice kaybettiler. Nazım 2 Mayıs 1950’de açlık grevine başladı. 14 Mayıs 1950’de DP simi kazandı. Nazım’ın sağlık durumu iyice bozulunca açlık grevinin 17. gününde 19 Mayıs 1950’de Abidin Dino Nazım’ı açlık grevini bırakmaya ikna etti. Aydınlar bir dilekçe ile Nazım’a af kampanyası başlattılar. Halide Edip ilk akla gelen isim oldu onun imzasının yanına eşi Adnan Adıvar, Sait Faik, Cahit Sıtkı Tarancı, Cevdet Kudret gibi isimler eklendi, otuz etkili isim listesi tamamlandı… Nazım Hikmet yeni hükümetin tavrı belli oluncaya kadar 19 Mayıs 1950 günü açlık grevine son verdi. 13 Temmuz 1950’de TBMM Genel Kurulu Af Kanunu’nu görüşmeye başladı. Bazı Milletvekilleri şiddetli bir direnişle Nazım Hikmet’in af edilmesine karşı çıktı, basından başta Bedii Faik, Bahadır Dülger ve Necip Fazıl gibi etkili yazarlar da onlara destek verdiler. MTTB ve diğer milliyetçi gençlik örgütleri “Komünist Nazım Hikmet”in af edilmemesi için Başvekil Adnan Menderes’i telgraf yağmuruna tuttu. MTTB Başkanı Bedri Baykam’ın babası Suphi Baykam, affa karşı çıkan 5 bin imzalı bir dilekçeyi alıp Ankara’ya götürdü. Meclis af yerine “ceza indirimi” çözümünü buldu, 15 Temmuz 1950’de af kanunu Resmi Gazetede yayınlandı. Nazım Hikmet Cerrahpaşa Hastanesi’nde saat 14.15’te on üç yıllık bir hapislikten sonra serbest kaldı. Avukatı İrfan Emin ile eşi Münevver Andaç da hastane kapısında onu bekliyordu. “Heyecanlıyım. Bu gece sırtüstü yatıp gökyüzüne bakacağım. (…) Yıldızları, uçsuz bucaksız ufukları seyredeceğim. Çünkü hapishanede yattığım yerden tavandan başka bir şey görmüyordum.” Diyordu.

  • (5.03.1950 Bursa Mapushanesinden Kemal Tahir’e Mektup)

    Kemal, kardeşim,

    Şimdi Emine Alev geldi. Senin açlık grevi yapmaya karar verdiğini söyledi. Çok üzüldüm, üzülmekten fazla bir şey, tepem attı, hatta fena halde öfkelendim sana. Çok rica ederim, eğer bana karşı ufak bir sevgin varsa bu yersiz teşebbüsten vazgeç. Böyle bir işe girişmen herhangi bir suretle faydalı da değildir, müspet de değildir, menfi bir harekettir. Her şeye rağmen ve gazetelerde, şurda burda, bundan sonra da okuyacağın haberlere, havadislere rağmen sabırla, ümitle bekle. Bir daha rica ediyorum, senden ve belki de senin gibi aynı işi yapmak isteyenler varsa onlardan, derhal bu işten vazgeçin. Bunu, açlık grevi yapacağını, resmen bildirdin diye de bu işten caymayı bir izzetinefis meselesi yapma. Çok rica ederim temkinli ol, sabırlı ol, lüzumsuz hareketler yapma. Gözlerinden hasretle öperim, kardeşim. Sf. 366

    Alıntı; Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nazım Hikmet, (Adam Yayınları,  2. Baskı 1975 – Sf. 366) kitabından birebir alınmıştır.

    BAKKAL’IN NOTU (2024); 1950 yılında DP’nin iktidara geleceği belirince Nazım Hikmet ve arkadaşları özgürlük umudunu iyice kaybettiler. Nazım 2 Mayıs 1950’de açlık grevine başladı. 14 Mayıs 1950’de DP simi kazandı. Nazım’ın sağlık durumu iyice bozulunca açlık grevinin 17. gününde 19 Mayıs 1950’de Abidin Dino Nazım’ı açlık grevini bırakmaya ikna etti. Aydınlar bir dilekçe ile Nazım’a af kampanyası başlattılar. Halide Edip ilk akla gelen isim oldu onun imzasının yanına eşi Adnan Adıvar, Sait Faik, Cahit Sıtkı Tarancı, Cevdet Kudret gibi isimler eklendi, otuz etkili isim listesi tamamlandı… Nazım Hikmet yeni hükümetin tavrı belli oluncaya kadar 19 Mayıs 1950 günü açlık grevine son verdi. 13 Temmuz 1950’de TBMM Genel Kurulu Af Kanunu’nu görüşmeye başladı. Bazı Milletvekilleri şiddetli bir direnişle Nazım Hikmet’in af edilmesine karşı çıktı, basından başta Bedii Faik, Bahadır Dülger ve Necip Fazıl gibi etkili yazarlar da onlara destek verdiler. MTTB ve diğer milliyetçi gençlik örgütleri “Komünist Nazım Hikmet”in af edilmemesi için Başvekil Adnan Menderes’i telgraf yağmuruna tuttu. MTTB Başkanı Bedri Baykam’ın babası Suphi Baykam, affa karşı çıkan 5 bin imzalı bir dilekçeyi alıp Ankara’ya götürdü. Meclis af yerine “ceza indirimi” çözümünü buldu, 15 Temmuz 1950’de af kanunu Resmi Gazetede yayınlandı. Nazım Hikmet Cerrahpaşa Hastanesi’nde saat 14.15’te on üç yıllık bir hapislikten sonra serbest kaldı. Avukatı İrfan Emin ile eşi Münevver Andaç da hastane kapısında onu bekliyordu. “Heyecanlıyım. Bu gece sırtüstü yatıp gökyüzüne bakacağım. (…) Yıldızları, uçsuz bucaksız ufukları seyredeceğim. Çünkü hapishanede yattığım yerden tavandan başka bir şey görmüyordum.” Diyordu.

  • (11.10.1949 Bursa Mapushanesinden Kemal Tahir’e Mektup)

    Her şeye rağmen: “Etin gevşemesine bir başka tabir gerek, zira ki ihtiyarlamak kendinden başka hiç kimseyi sevmemek demek”… Bizse, Kemal’ciğim, kendimizden başka hiç kimseyi sevmemek şöyle dursun, tepeden tırnağa sevdayız… Sf. 354

    Alıntı; Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nazım Hikmet, (Adam Yayınları,  2. Baskı 1975 – Sf. 354) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Mapushaneden Kemal Tahir’e Mektup)

    Ne halt etsek bilmem ki. Bir arada olsak daha kolay geçinebilirdik. Dünyada en çok sevdiğim insanlardan biri bu haldeyken eli kolu bağlı olmak, aciz içinde kıvranmak yüzümü kızartıyor, hapisliğimden ilk defa utanıyorum adeta. Sf. 348

    Alıntı; Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nazım Hikmet, (Adam Yayınları,  2. Baskı 1975 – Sf. 348) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Mapushaneden Kemal Tahir’e Mektup)

    Benim iş de sizinkinden beter, sekiz dokuz aydır mekik attığım yok. Tezgâhlar öyle kapalı durur. Bende bir miktar alacağınız var, marangozluk eşyası satışından, onu yarın gönderirim. Ne yapsam bilmem ki, maddi vaziyetim benim de kötü ama sizinkine çok sıkılıyorum. Ben zaten perhizim, kuş kadar yemek yiyorum. Hâlbuki Nuri aslan gibi delikanlı, sen de öyle, ikiniz de gıdaya muhtaçsınız. Piraye Yengen sekiz dokuz aydır gelemiyor, hem bir aralık hastalandı, hem de parasızlıktan. Sf. 345

    Alıntı; Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nazım Hikmet, (Adam Yayınları,  2. Baskı 1975 – Sf. 345) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Mapushaneden Kemal Tahir’e Mektup)

    Hapis adamın bundan başka yapabileceği bir şey daha var. Biz sevgili memleketimize ve namuslu milletimize, hapiste ancak ona layık eserler vermekle sevgimizi ispat edeceğiz ve memleketimizin, halkımızın düşmanlarına da, burda, indirebileceğimiz en kuvvetli tokat da yine namuslu Türk halkına layık eserler vermek olacaktır. Sf. 337

    Alıntı; Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nazım Hikmet, (Adam Yayınları,  2. Baskı 1975 – Sf. 337) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Mapushaneden Kemal Tahir’e Mektup)

    Kalın, beyaz boynu kırışan kızım,

    imkânsızdır ihtiyarlamamız bizim,

    etin gevşemesine bir başka-tâbir gerek,

    zira ki ihtiyarlamak

    kendinden başka hiç kimseyi sevmemek demek. Sf. 323

    Alıntı; Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nazım Hikmet, (Adam Yayınları,  2. Baskı 1975 – Sf. 323) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Mapushaneden Kemal Tahir’e Mektup)

    Senden çoktandır mektup alamıyorum. Sıhhatini, senin ve kardeşininkini merak ediyorum. Bugünlerde telgraf çekecek param da yok, lâkin yakında bu züğürtlükten kurtulacağım, bezleri sattık, henüz parasını alamadık. Hâsılı bana süratle sıhhat haberini bildir. Sf. 320

    Alıntı; Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nazım Hikmet, (Adam Yayınları,  2. Baskı 1975 – Sf. 320) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Mapushaneden Kemal Tahir’e Mektup)

    İşte böyle, Kemal’ciğim. Çalışmak. Türk halkı, sevgili memleket ve bütün namuslu insanlar için, onlara layık büyük, namuslu eserler vermek lazım. Sf. 308

    Alıntı; Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nazım Hikmet, (Adam Yayınları,  2. Baskı 1975 – Sf. 308) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Mapushaneden Kemal Tahir’e Mektup)

    Hep aklımda fikrimde sana, “Edepsiz komünist,” diyen Sertabip Bey. Bizler kadar yurtsever, halksever, namuslu olmak kolay iş değildir ve bizler yurdumuzu, milletimizi, insanlarımızı sevmeyi, namuslu olmayı çok ağır ve acı emekler sarfıyla, çok defa hayatımız, hürriyetimiz pahasına elde ettiğimiz, öğrendiğimiz için,. birçokları, yurtları ve milletlerini sevmeyen birçok baylar bu sevgiden mahrum olduklarından, bizi “edepsiz” görürler. Onların gözünde “edepsiz” olmayı, elbette ki onlar gibi yurt ve millet düşmanı olmaya tercih ederim. Sf. 305

    Alıntı; Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nazım Hikmet, (Adam Yayınları,  2. Baskı 1975 – Sf. 305) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Mapushaneden Kemal Tahir’e Mektup)

    Annemin gözü, yani ameliyat olmayanı hâlâ öyle, bir tanesi ameliyat oldu, ötekisi eskisi gibi, fakat o durup dinlenmeden tek gözle resim yapıyor. Anlıyorum ki, daha doğrusu bir kere daha anlıyorum ki, bu dünyada ihtiyarlamamak, kör olmamak, yaşamak için, güzel — en geniş manasıyla — bir şeye bağlanmak ve onunla faal münasebette bulunmak biricik çaredir. Sevmek —en geniş manasıyla sevmek— ihtiyarlığı, hastalığı ve ölümü yeniyor. s. 297

    Alıntı; Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nazım Hikmet, (Adam Yayınları,  2. Baskı 1975 – s. 297) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Mapushaneden Kemal Tahir’e Mektup)

    Güzel şeyler konuşalım ve mektubumu öyle bitirelim. Çalış, kardeşim, namuslu, çalışkan Türk halkı senden kendine layık eserler beklemekte haklıdır. Sf. 295

    Alıntı; Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nazım Hikmet, (Adam Yayınları,  2. Baskı 1975 – Sf. 295) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Mapushaneden Kemal Tahir’e Mektup)

    Bu seferlik bu kadar yeter. Öfkem yine bastırmaya başladı. Her şeye rağmen Türk halkı, memleketim güzel günlere kavuşacaktır. Ve bu memlekette bütün tarih boyunca hiç kimse bizler kadar memleketini ve onun namuslu, çalışkan insanlarını sevmedi. Sf. 282

    Alıntı; Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nazım Hikmet, (Adam Yayınları,  2. Baskı 1975 – Sf. 282) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Mapushaneden Kemal Tahir’e Mektup)

    Kemal,

    Mektupla derdimi anlatamayacak kadar, milletime ve insanlarıma sevdalı, hayran ve öfkeliyim. Bu bahis burada bu kadarcıkla kalsın. Sf. 280

    Alıntı; Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nazım Hikmet, (Adam Yayınları,  2. Baskı 1975 – Sf. 280) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Mapushaneden Kemal Tahir’e Mektup)

    Sonra başımdan bir tuhaf hadise de geçti. Şöyle ki: Revire sıhhiye vazifesini görsün diye bir mahkûm verdiler. Almanya hesabına casusluğa teşebbüsten ceza yemiş bir teğmen. Geçenlerde, akşamüstü, hakkında dedikodu yapıyormuş diye bir başka mahkûmu dövmek istedi. Bilirsin ki ben insan dövülmesine tahammül edemem. Ayırmak için aralarına girdim. Bay bu sefer bana kızdı, birkaç yumruk aşketti. Küfretti. Bu sefer sayın zatın elinden beni kurtardılar. Derken o küfürde devam eyledi. Bir iki yumruk filan yedik. Bu sefer onu bir tarafa, beni bir tarafa ayırdılar. Hazret galiba bu ayırma sırasında yere düştü. Dudağı filan kanadı. Her ne hal ise. Derken ona üç gün, bana üç gün, araya girenlere yedişer gün münferit cezası geldi. Ben cezayı bitirdim. Ne dersin? Alman dostları zevatın himmetiyle, faşizmin yerli yardakçılarının gayretiyle yirmi sekiz sene ceza yedik. Şimdi de faşizme casusluğa teşebbüs edenlerin adam dövmelerine engel olduk diye münferit cezası aldık. Komik değil mi? Mamafih bu komikliğin arkasını arayacağım. Adalet kapısı yalnız faşistlere mi açık deyip Sayın Cumhurreisi’nden, Adalet Bakanlığından fikir danışacağım. Neticeyi bildiririm… Sf. 267, 268

    Alıntı; Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nazım Hikmet, (Adam Yayınları,  2. Baskı 1975 – Sf. 267, 268) kitabından birebir alınmıştır.

  • (Mapushaneden Kemal Tahir’e Mektup)

    Sinop’tan muntazaman mektup alıyorum. Bana eşya yolluyorlar, ben de burda satıp paralarını gönderiyorum. Delikanlılara bu kadarcık olsun bir yardımım dokunabildiği için bahtiyarım. Ekseriya hesabı şaşırıyorum, kime ne sattığımı unutuyorum, cepten de ekliyorum, ama zarar yok, onlara yardımım dokunmasının zevki yeter. Sf. 266

    Alıntı; Kemal Tahir’e Mapushaneden Mektuplar – Nazım Hikmet, (Adam Yayınları,  2. Baskı 1975 – Sf. 266) kitabından birebir alınmıştır.