Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • Yapılan en yaygın karıştırmalardan biri, değerler ile değer yargılarını karıştırmaktır. Bu karıştırmanın teorik olumsuz sonuçları olduğu gibi, yaşamda da bol bol değer harcamalarına yol açıyor.

    Ahlâkla ilgili değer yargıları, bir grupta belirli bir süre geçerli olan iyi ve kötü olana ilişkin yargılardır; “şu iyidir”, “bu kötüdür” yargıları ya da gruptan gruba fark gösteren, aynı grup içinde de zamanla değişen, neyin iyi, neyin kötü olduğuna ilişkin kabullerdir.

    Etik değerler ise, kişilerin, başkalarıyla ve kendileriyle ilişkilerinde

    a) gerçekleştirdikleri eylemlerin özelliklerine göre kazandıkları dürüst olma, adil olma, güvenilir olma gibi kişi özellikleri ve b) bu ilişkilerdeki yaşantılarının tortularıdır: saygı, sevgi, güven, minnet gibi yaşantıların. Başka bir deyişle: değer yargıları bir tür normlardır, etik değerler ise bir tür kişi özellikleri (erdemler) ve bir tür yaşantılardır.

    Yapılan başka önemli bir karıştırma da, “bir şeyin değeri” bağlamındaki ‘değer’ ile ‘değerler’in karıştırılmasıdır. Bu karıştırmada, bir yandan ahlâksal değer yargılarının bir yüklemi olan iyi, bir değer sayılıyor; diğer yandan ise bir eylemin, bir insanın v.b. değeri, iyi veya kötü yüklemleriyle dile getiriliyor.

    Oysa bir kişinin, örneğin, belirli bir durumda yaptığı bir eylemin değeri, o koşullarda diğer yapılabileceklere göre özelliğidir, yani neleri koruyabildiği-nelerin harcanmasına yol açtığı bakımından özelliği. Bu değerin ne olduğu da bazı bilgisel etkinlikler sonucu ortaya konabilir.

    Etik değerler ise, biraz önce söylediğim gibi, kişi özelikleri ve değerlilik yaşantılarıdır. Sf. 168, 169

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 168, 169) kitabından birebir alınmıştır.

  • Etik değerler eğitiminden beklenenler arasında: kişilerin, değerlendirmelerde bulunurken, değerlendirdikleri “şeyi”, yalnızca kendileriyle ilişkisi bakımından değerlendirmelerinin çıkmazını göstermek; geçerli kültürel normlar açısından ona değer biçmenin çoğu zaman nasıl değer harcamalarına yol açtığını örneklendirmek; etik değerin ve etik değerlerin ne olduğunu bilerek ve bu bilgileri hesaba katarak yapılan değerlendirmelere dayanan eylemlerin özelliklerini göstermek ve bu tür değerlendirmelerin alıştırmalarını yaptırmak da vardır. Bundan sonrası kişiye kalıyor, herkes kendi başınadır bu konuda. Sf. 168

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 168) kitabından birebir alınmıştır.

  • Acaba şiddeti ve öldürmeyi bunca doğallaştıran nedir?

    Benim görebildiğim ana nedenlerden biri, kitle iletişim araçlarının sorumsuzca kullanılması: insan öldürmeyi ve dövüşmeyi yaşamın doğal bir parçası olarak, sıradan bir davranış, bazan da kahramanlaştıran bir davranış biçimi olarak sunulmasıdır.

    Başka önemli bir etken, internet oyunları – örneğin oynayan kişinin öldürdüğü insan kadar puan alması (!) ve sanal ile gerçek öldürmenin farksızlaşmasıdır. Başka önemli bir etken de, oyuncak silâhlar ve silâhı erkeklikle bağlantılayan kültürel anlayış olsa gerek. Sf. 166

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 166) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eylemde sınır tanımamanın örnekleridir şiddet eylemleri.

    Şiddete kurbanı açısından baktığımızda da şiddet hep yaşama hakkının ihlalidir, yaşama hakkının şu veya bu anlamda ihlali. Belki de bunun için bazı şiddet eylemlerine ‘insanlığa karşı suç’ adı verilmiştir. Ama öyle şiddet eylemleri vardır ki, kişinin kendisine de yönelir. Canlı bombalar buna örnektir. Birilerini yok ederken, kendilerini de yok ediyorlar.      

    Terör eylemleri de şiddet eylemleridir. Ama bir farkı vardır. Terör eylemleri tipik şiddet eylemleridir, ama en önemli farkları siyasal olmalarıdır. Çoğu defa yöneldiği kişiyi hedef almazlar. Ona, hedef alınan şeyin temsilcisi olarak saldırılır. Siyasal grupların istediklerini kabul ettirme metodu haline gelmiştir terör eylemleri. Terör eylemlerinde bulunanların istediklerini kabul ettirmek istedikleri kimse, bir gruptur ya da devlettir. İstediklerini dolaylı olarak, şiddet eylemleriyle birilerine kabul ettirmeye çalışırlar. Terör eylemlerini diğer şiddet eylemlerinden ayıran bir özellik de kişilerarası ilişkilerde değil, daha çok gruplar arası ilişkilerde karşımıza çıkmasıdır: bir grubun siyasal ya da ideolojik nitelikte olan istediklerini, korkutarak, yıldırarak kabul ettirmesiyle ilgili eylemler olmalarıdır. Sf. 164, 165

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 164, 165) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ne var ki şiddet eylemlerini gerçekleştiren herkes, bunları başkasına zarar verme niyetiyle yapmayabilir. Ama zarar vereceğini bilse de, bu, o anda onun için fark yaratmaz, yani bunun farkına varmanın o an etkisi pek olmaz. Bir şiddet eylemi zarar verme amacıyla yapıldığı zaman ise “vahşet” dediğimiz eylemlerle karşılaşıyoruz. Vahşet, şiddet eylemlerinin bilinçli gerçekleştirilmesidir. Bu iki noktayı şiddete karşı çare ararken, hesaba katmak yararlı olur diye düşünüyorum. Sf. 164

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 164) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şiddetin hastalık belirtisi olduğunu söylemek, önemli ölçüde doğru olsa da, kolay bir cevaptır. Şiddet eylemde sınır tanımamanın en çarpıcı görünümüdür. Korkunun, bencilliğin, gururun endirekt tepkisidir. Etik cehaletin belirtisi olarak da düşünülebilir.

    Şiddet ancak insanlarda görülür. “Şiddet hayvansal yanımızla ilgilidir” deniyor. Ama hayvanların yaptıkları şiddet değildir. Onlar belirli uyarıcılara cevap veriyorlar. Şiddet dediğimiz şey insanlara özgüdür. Yaramazlık yapan çocuğunu kızgın maşayla yakmak da şiddettir. Bir esiri ortalıkta çıplak durmaya mecbur etmek de şiddettir. Ne var ki, dar bir yolda hızlı yürümesini engellediği için yaşlı bir insana çarpmak ve onu itip düşürmek de şiddettir, ama kimse şiddet saymıyor bunu. Sf. 162, 163

    Bu eylemleri genellikle kişiler karşı oldukları bir şeye tepki olarak gerçekleştirirler. Ne olursa olsun ulaşmak istedikleri bir şeye engel oluşturduğunu düşündükleri insanlara karşı böyle eylemler yaparlar veya boyun eğmek istemeyen ya da boyun eğmediği farz edilen, o anda istediklerini elde etmeye engel oluşturan kişilere istediklerini yaptırmak için gerçekleştirirler. Sf. 163

    Şiddet, kişilerin duydukları sayısız değişik ve değişken ihtiyaçlarla ve insan olan engelleri elimine etme yoluyla ilgilidir. Böyle bir psişik ihtiyaç karşı konulmaz bir şekilde (şiddetli bir şekilde) ya da soğukkanlı bir şekilde kişileri kuşatır, kararlarının ve eylemlerinin de tek belirleyicisi olur. Sf. 163

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 162, 163) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şiddetle savaşmak ancak dolaylı olarak, şiddet kullanmaya ihtiyaç duymayacak insanlar yetiştirmekle olur, diye düşünüyorum. Sf. 162

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 162) kitabından birebir alınmıştır.

  • Montreal’de “Şiddet ve Birlikte Varolma” başlıklı bir konferans düzenlenmişti. Bu konferansa katılan Fransız biyolog Dr. Karli, konferansın “Şiddet hayvansal yanımızda kökenleri bulunan bir kader midir? Yoksa özgürlüğümüzün bir sonucu mudur?” başlıklı oturumunda, ekibinin 10 yıllık bir araştırmasının sonuçlarını bir bildiri olarak sundu. Bu sonuçlara göre şiddetin doğuştan olmadığını söyledi. Bu nokta çok önemlidir, çünkü şiddetin doğuştan olmadığını farz edersek, şiddetin önlenebilirliği konusunda çıkan sonuç, doğuştan olduğunu farz edersek çıkan sonuçtan çok farklı olur. Şiddet insan doğasında olan bir şey değilse, önlenmesi de mümkündür demektir. Doğasındaysa, belki azalabilir, ama önlenmesi mümkün değildir sonucu çıkıyor. Sf. 161

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 161) kitabından birebir alınmıştır.

  • Şu anda, dünyamızın dört bucağında bazı yöneticilerin, başka yollardan başa çıkamadıkları sorunlarla savaşmak için, insan haklarını ihlâl eden hukuk düzenlemeleri yapmayı savunduğuna ve hukuku bir intikam aracına dönüştürmeye veya çıkar koruma aracına indirgeyen bazı düzenlemeler yapmaya giriştiklerine tanıklık ediyoruz. Sf. 160

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 160) kitabından birebir alınmıştır.

  • Beslenme Hakkı Özel Raportörünün 2014 raporunda şunu okuyoruz: “Gıda ve tarım sektöründe, ticarî tohum ve tarım ilâçlarının global pazarı, aynı zamanda da gıda perakendecileri, yaklaşık on şirketin kontrolünde ve tekelindedir”  Sf. 157

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 144, 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Olan ihtiyaçlar ile duyulan ihtiyaçları çakıştırmayı öğrenmek gerekiyor. Günümüz koşullarında bunun olabilmesi için, yani tüketim toplumunun tuzağına düşmemek için, önemli ölçüde ve en başta kendimizi tutmayı öğrenmek ve çocuklarımıza kendilerini tutmalarını öğretmek gerekiyor. Bunu öğrenen, sonunda duyduğu ihtiyaçları, olan ihtiyaçlarla çakıştırmayı da öğrenebiliyor, hatta ancak olan ihtiyaçları duyan bir insan olabiliyor.

    Bunu öğrenmemiş bir insanın doğru ve değerli eylemlerde bulunmasını beklemek hayal olur. Hayvan davranışçısı von Uexküll’ün dediğine göre, aç bir hayvan, türünün yemeğiyle karşılaştığında, onu yememezlik edemez. İnsanlar ise açlık grevi de yapabilen varlıklardır. Max Scheler’in sözleriyle, hep “evet” diyen hayvana karşılık, insan “hayır” diyebilen bir varlıktır.

    Kişinin kendini bilmesi kadar reklamlar seli karşısında kendini tutmasını bilmesi, zaman içinde de duyduğu ihtiyaçların olan ihtiyaçlardan ibaret olması, doğru ve değerli eylemlerde bulunabilmesinin de önkoşullarından biri olsa gerek. Sf. 144, 145

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 144, 145) kitabından birebir alınmıştır.

  • Serbest pazarın yarattığı acımasız yarışta kullanılan yollardan biri reklamlardır. Bunun için tüketim toplumuyla hesaplaşırken, üzerinde durulması gereken en önemli konulardan biri reklamların niteliği ve kişiler üzerindeki etkileridir.

    Amaç, reklamını yaptıkları malı olabildiğince çok sattırmak olan reklamların niteliğini etik bakımdan sıfıra düşüren, ama amacına ulaştırabilen bir etken de, reklamın hitap ettiği insanların çoğunda egemen -kültürlerinde yaygın- değer yargılarıdır. Birkaç yıl önce, uzun süre kullanılmış bir deterjan reklamı bunun tipik örneklerinden biridir: Ava gitmiş ve orada gömleğini kirletmiş bir erkek, gömleğim yıkayıp bembeyaz olmasını sağlamış olan karısını kucaklayarak, “hayatımın en güzel avı” şeklinde karısına kafasınca teşekkür edip övmesi. Bu gibi bir reklamın yapılmaması, yapılırsa da TV kanallarının bunu göstermeyi kabul etmemesi gerekirdi. Ne var ki tüketim toplumunda amaç, malı satmaktır Reklamların yapımında ve TV kanallarında gösterilmesinde başka gerekler düşünmek galiba akla gelmiyor. Sf. 143, 144

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 143, 144) kitabından birebir alınmıştır.

  • İnsan hakları bilgisiyle olan bitene baktığımızda, çıkar yol olarak -bu yolu tek cümleyle dile getirmek gerekirse-, 20. yüzyıldan beri ulusal ve uluslararası politikaların ana amacı olan, sıfatları ne olursa olsun, gelişmenin/kalkınmanın yerine, açıklıkla kavranılmış insan haklarını koymak ve ulusal ile uluslararası düzeyde gerektirdiklerini yerine getirmek görünüyor. Bu gerektirdiklerinden biri de, başta zengin olmayan ülkelerde sosyal hizmetleri, yani insan haklarının korunmasıyla ilgili hizmetleri özel sektöre teslim etmemektir.  Sf. 142

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 142) kitabından birebir alınmıştır.

  • Dolayısıyla, “serbest” (free) pazarın teşviki, refah düzeyi yüksek olmayan ülkelerde, yalnızca, ekonomik hakların sınırlarını özel ya da grupsal çıkarlara göre çizen yönetimleri saf dışı bırakmayı istemek (“devleti küçültmek”) olmuyor; aynı zamanda ulusal ve uluslararası düzeyde ekonomik ilişkilerin düzenlenmesinde temel hakları belirleyici kılma imkânını ortadan kaldırıyor, ya da rastlantılara bırakıyor. Sf. 141, 142

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 141, 142) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu da, benim görebildiğim kadarıyla, a) kişi haklarının farklı çeşitleri arasında fark yapmamaktan, yani kişinin temel hakları ve temel olmayan hakları (sosyal ve ekonomik haklan) arasında bir fark görmemekten; ayrıca da b) iki farklı türden temel kişi haklarının farklı olan korunma yollarının karıştırılmasından ileri geliyor. Örneğin “düşünce özgürlüğü”nü koruma yolu, bir kişi hakkı olarak görülen “ekonomik özgürlüğün” korunma yolu sayılmış oluyor.

    Ne demek istediğimi, çok kısa olarak açıklayayım: İnsan haklarına ilişkin temel uluslararası belgeleri, “insan hakları nedir?” sorusuna bir cevap arayarak okuduğumuzda, yani insan haklarının sayısında gördüğümüz enflasyon başlamadan önce kaleme alınmış insan hakları belgelerini, dile getirmeye niyetlendikleri açısından okuduğumuzda, bütün insanların eşit olduğu iki tür temel hak, ya da iki tür temel talep ayırt edebiliriz: bir kişinin yaşamasını, özellikle de bir kişinin belirli bir insansal olanağı gerçekleştirebilmesini hiç kimsenin engellememesine ilişkin talepler, örneğin “yaşama hakkı”, “kişi güvenliği (dokunulmazlığı) hakkı”, “düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı”, “özel hayatın dokunulmazlığı hakkı” gibi; ve b) kişilerin belirli insansal olanakları gerçekleştirebilmeleri için gerekli olduğu düşünülen önkoşullara ilişkin talepler, örneğin “beslenme hakkı”, “barınma hakkı”, “eğitim hakkı”, “sağlık hakkı” gibi.

    Böyle ortaya konduklarında, bu iki tür talebin yerine getirilmesinin, ya da bu iki tür temel hakkın “korunmasının” farklı anlamlara geldiği ve farklı koruma yolları gerektirdiği açıkça görünüyor.

    İlk türden hakları korumak, onları yasal güvence altına almak demektir. Bir kişinin, belirli bir insansal olanağı gerçekleştirirken “hiç kimsenin” ona “dokunmamasını”, yani “hiç kimsenin” (devlet organlarının da bu arada) onun diğer haklarına zarar vermemesini yasal güvence altına almak ve böyle bir girişim olduğunda, bu girişimin ilgili devlet organları tarafından engellenmesi demektir. Sf. 139, 140

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 139, 140) kitabından birebir alınmıştır.

  • İzninizle, bu düşüncemi keskin bir dille ifade edeyim. İnsan hakları, demokrasi ve serbest pazar arasında zorunlu bir kavramsal ya da olgusal bağlantı görmediğim gibi ölçütsüz özelleştirmeye ve “devletin küçülmesine” dayanan serbest pazarın, yoksul ülkelerde ve refah düzeyi düşük ülkelerde insan haklarının daha iyi korunmasına götüreceği beklentisinde saklı yeni bir çıkmaz görüyorum. Sf. 138, 139

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 138, 139) kitabından birebir alınmıştır.

  • Sosyal adaletsizliğin, “olan”ın eşitçe paylaştırılmamasından kaynaklandığı düşünülür genellikle. Oysa birçok gelişmekte olan ülkede bu “olan”, devletin tasarrufunda değildir; ya da tasarrufunda olan, bütün yurttaşların bu tür temel haklarının, minimum derecede bile yaşanmasını sağlamaya o anda yetmiyor. Bunun için sosyal adaletsizlik durumunun ortaya çıkmasının temelinde yalnızca “var’ların eşitsizce paylaştırılması değil, “yok”ların da eşitçe paylaştırılmaması bulunuyor.

    “Yokların eşitçe paylaştırılmışıyla bütün yurttaşların bu tür temel haklarının, düşük de olsa, eşitçe korunma olanağının sağlandığı bir ülkede, ulusal düzeyde sosyal adaletsizlik değil, global adaletsizlik sorunuyla karşılaşırız. Sf. 136

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 136) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kullanıp atma -şeyleri, hatta insanları kullanıp atma- tüketim toplumunun ana özelliklerinden biridir. Kullanılan en önemli araç ise reklamlar. Bu nedenle tüketim toplumunun sorunlarıyla savaşmak istiyorsak, yaşam biçimlerini olduğu kadar, ülkelerde ve dünyada ekonomik ilişkilerin bugünkü düzenlenme biçimini -serbest pazar denileni- de gözden geçirmek ve bu ilişkileri başka ilkelerle -insanın değerini / insan onurunu kişilerde korumayı amaçlayan ilkelerle- kurmak uygun olur.

    1996’da kaleme aldığım bir yazıda, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra insan hakları-demokrasi-serbest pazar üçlüsünün moda sözcükler olduğunu söylemiş ve insan hakları ile serbest pazarın bağlantılanmasının insan hakları için bir tuzak olduğunu göstermiştim. Fazla bir şey değişmedi bu arada. Sf. 133, 134

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 133, 134) kitabından birebir alınmıştır.

  • İşte insan hakları, kişilerde insanın olanaklarını koruma talepleri olarak, yani hiçbir kişinin insan olarak olanaklarını gerçekleştirmede doğrudan doğruya veya dolaylı olarak engellenmemesini -ama yalnızca bunda engellenmemesini- talep eden pratik ilkeler olarak anlaşıldıklarında; temel insan haklarının kısıtlanabilirliğine ilişkin her sav, ama aynı zamanda tanınan hakların kısıtlanamazlığına ilişkin her sav düşer. Bazı hakların korunmasına öncelik vermekle ilgili tartışma da temelini yitirir. Sf. 130, 131

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 130, 131) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kişi özgürlüğü ve güvenliği denen haklar ve bunların mantıksal sonuçları: “hiç kimse kölelik ve kulluk altında tutulamaz”, “hiç kimseye işkence veya zalimce, insanlık dışı ya da onur kinci muamele yapılamaz ve bu tür ceza verilemez”, “hiç kimse keyfî tutuklanamaz” ve düşünce, ifade, barış içinde toplanma özgürlüğü gibi özgürlükler, her kişiden insana zarar vermemeyi, “dokunmamayı” talep eden bu tür haklar arasında yer alırlar.  Bir insan olanağını gerçekleştirirken kişilerin “hiç kimse” tarafından, hiçbir şekilde engellenmemelerini talep ederler. Yasal güvence altına alınmaları, bu haklara saygılı olmayı “herkesten” talep edebilmemizi sağlar, ama bu hakların yaşamda saygı görmesini sağlamaz.

    İnsanların eşit olduğu diğer haklar, yani kişilerin sahip olduğu ama ne tanınması ne de saygı görmesi veya çiğnenmesi söz konusu olabilecek haklar, her kişiye insan olarak olanaklarını gerçekleştirebilme ve geliştirebilmesinin genel olarak koşullarıyla ilgili taleplerdir -söz gelişi “sağlık için koşulları yeterli bir yaşam düzeyi” hakkı, eğitim hakkı v.b. Bu tür hakların bizi karşı karşıya bıraktıkları sorun, gerçekleşip yaşanabilmelerinin başka bir tür haklara bağımlı olmalarından ileri gelmektedir. Çünkü bu haklar ancak dolaylı olarak, kişilere devletçe tanınan başka bazı haklarla -sosyal, ekonomik ve bir kısım siyasal haklarla- ve her zaman değilse de çoğu zaman siyasal kararlarla kurulan bazı kamu kurum ve kuruluşları aracılığıyla korunabilmektedirler. İlk tür haklara karşılık, temel kişi hakları arasında yer alan bu hakların korunması doğrudan doğruya kişilere bağlı değil, bir ülkede yapılan toplumsal düzenlemeler ve alınan siyasal kararlara bağlıdır. Sf. 128, 129

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 128, 129) kitabından birebir alınmıştır.