Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

  • İnsanlık olarak çağımızda attığımız önemli adımlardan biri, ‘insan hakları’ denen hakların uluslararası düzeyde “resmen” tanınması, en başta da “insan hakları” fikrinin kendisinin “resmen” kabul edilmesidir.

    Diğer yandan çağımızdaki en büyük garipliklerden biri, resmî ya da resmî olmayan politikada, bazı insan haklarının başka bazı insan hakları adına pervasızca çiğnenmesidir. Dünyamızın dört bucağında at oynatan terörizm -bu, ister yasa dışı, ister “yasal” terörizm olsun- herkesin gözü önünde acımasızca insan öldürüyor. Sf. 125, 126

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 125, 126) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bense, ‘ahlâksal politika’ derken, hangi düzeyde olursa olsun, amacı olarak temel insan haklarının korunmasını ve yaşanmasının sağlanmasını gören, ilkelerini de o andaki tarihsel koşulların içinde bu amaca göre türeten bir politikayı anlıyorum. Sf. 125

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 125) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bunun için, devlet açısından bakıldığında insan hakları; belirli bir devlette devletin temel ödevlerini dile getiren talepler oluyor -her devletin yurttaşlarına karşı ödevlerini, başka bir deyişle de belirli bir devletin çeşitli organlarında görevli olanların en temel ödevlerini. Bu ödevlerin başında, insan haklarına uygun yasalar çıkarmak geliyor. Ve devletin bu ödevleri arasında, insan haklarına uygun olarak çıkarılan yasaların uygulanmasını sağlamak ve bundan da öte, bu yasaları tek tek durumlara uygulayacak olanların (devlet ve kamu görevlilerinin, yargıçların, savcıların v.b.) bunu yapabilecek hale gelebilmeleri için eğitilmesini sağlamak da bulunuyor. Bu da, onlara yalnızca normlar öğretmekle değil, değer bilgisiyle ve doğru değerlendirmenin nasıl yapılabileceği bilgisiyle -bir durumun, bir eylemin, bir olayın doğru değerlendirmesinin nasıl yapılabileceğinin bilgisiyle- donatmakla yapılabilir. Sf. 118

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 118) kitabından birebir alınmıştır.

  • b)Muamele görme ilkeleri olarak insan hakları, doğal ya da rastlantısal özellikleri ne olursa olsun her insanın ve bütün insanların etik olarak nasıl bir muamele görmesi ya da görmemesi gerektiğini dile getiriyor. Bundan dolayı insan hakları yasama için temel normlardır.

    c)Muamele etme ilkeleri olarak insan hakları ise, aynı zamanda insanlararası ilişkiler için, özellikle de kamu yaşamında insanlararası ilişkiler için davranış normlarıdır. Kamu yaşamında doğru eylemlerin asgarî koşullarını dile getirirler. Sf. 117

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 117) kitabından birebir alınmıştır.

  • Birçok hukuk fakültemizde “hak, hukukla korunan menfaattir” şeklinde tanımlanıyor. Büyük tepkim var bu, sözüm ona, hak “tanımı”na, çünkü adaletle bağdaşmayacak bir hak tanımıdır. Bağdaşamaz, çünkü menfaat / çıkar korunduğunda, bu menfaat kimin menfaatiyse, o, hak ettiğinden daha fazla bir şey almış oluyor, hem de karşı taraftan eksilen bir şeyi alıyor. Ve bu, çıkarlararası çatışmalarda etik bakımdan önemli değilse de, bir hak ile bir çıkarın çatıştığı durumlarda -sizlerin yargıç olarak karar vermeniz gerektiği durumlarda- çok önemli oluyor; çünkü haksızlık, sonuç olarak da adaletsizlik ortaya çıkıyor. Öyleyse hak nedir?

    Hak, kimin hakkıysa, o kişinin sahip olması gerektiği halde yoksun kaldığı, dolayısıyla ona muhakkak verilmesi / sağlanması gereken herhangi bir şeydir, ona borçlu olunan bir muameledir. İşte bir yargıcın genellikle karar vermesi beklenen şey, davacının yoksun bırakıldığı ve ona muhakkak verilmesi/sağlanması gerektiği iddia edilen şeyin gerçekten öyle olup olmadığıdır; dolayısıyla yapılan haksızlığı telafi etmek, haksızlığı yapanı da şu ya da bu şekilde cezalandırmaktır. Bundan dolayıdır ki, bir yargıç, yargıladığı durumu, ona sunulandan ayrı, kendisi de doğru değerlendirebilmeli. Sf. 113, 114

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 113, 114) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bir yargıcın, yargıcın bu özgürlüğünden yararlanabilmesi, dolayısıyla yargıçlık işlevini amacına uygun yerine getirebilmesi ise, onun kişi olarak etik özgürlüğüne ve bilgisel donamını ile yeteneklerine bağlı görünüyor: Bu yargıcın hukuk bilgileri dışında, doğru değerlendirmeler yapılabilmesine; başta hak, değer, adalet ve bu gibi, işiyle doğrudan doğruya ilgili kavramların açık felsefî bilgisine sahip olması, dolayısıyla farklı olanaklılıkların bilgisine sahip olmasına v.b….

    Yargıçlık eğitiminde bu donanımı ne kadar sağlayabiliyoruz acaba? Sf. 111

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 111) kitabından birebir alınmıştır.

  • Yargılamadan beklenen, belirli bir durumda, belirli bir eylemin “yapılmaması gereken” bir eylem olup olmadığı konusunda yargıda bulunmaksa, amacına ulaşan tek yargılama yolu bu olsa gerek. Sf.109

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 109) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kimi yargıç, temsil ettiği “grup” adına -onun koyduğu “normlar: yasalar, kurallar adına- yargılar. Bu, kendini “grubuna” karşı bu yasalardan v.b. sorumlu duyan yargıçtır. Böyle bir yargıcın kişileri yargılarken aslında korumaya çalıştığı kişiler değil, bu yasalar, kurallar ve bunların amaçladığı –ne çeşitten olursa olsun- toplumsal düzendir. Burada bir kişinin bir eylemini yapılmaması gereken bir eylem -“suç”- yapan ya da yapmayan, yapıldığı kişi veya durumla ilgisi değil, ona takılan davranış adıdır.

    Kimi yargıç ise, insan olma adına, değer korumaya yönelik genel ilkeler adına kişi eylemlerini yargılar. O, kendini insana karşı bu taleplerden sorumlu duyan yargıçtır. “Yargıç ancak vicdanına karşı sorumludur” ifadesi, bu anlayışın dile getirdiği bir anlayış olsa gerek. Böyle bir yargıcın da, kişileri yargılarken aslında korumaya çalıştığı, kişiler değil, bu ilkelerdir. İfade özgürlüğü denilen hak bugün bu şekilde korunmaya çalışılıyor. Sf. 107

    Kimi yargıçlar da vardır ki, kendilerini yargıladıkları insanlara karşı sorumlu duyarlar: o belirli ilişkilerinde “tarafların her birinin hakkını belirlemekten sorumlu görürler kendilerini. Böyle bir yargıç yargılarken, o ilişkilerinde karşı karşıya gelmiş iki “taraf’ın hakkını aynı anda korumaya çalışan yargıçtır. Sf. 107

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 107) kitabından birebir alınmıştır.

  • Herkes her durumda kendini haklı sanıyor dünyamızda. Ve insanların birçoğu, çıkarlarını da hak sayıyorlar. Buna pek şaşmamak gerekir. Çünkü bazı Hukuk Fakültelerimizde ‘hak’, “hukukla korunan menfaat şeklinde tanımlanıyor. Oysa günlük yaşamda olduğu gibi, hukuk türetirken ve hukuku uygularken birbirinden dikkatle ayırdedilmesi gereken iki kavramdır hak ve çıkar.

    Bu farkın farkında olması gerekenlerin başında da yasaları yapanlar ve uygulayanlar gelir. Kafasında açık kavramlar olmadan ve etik değer bilgisi olmadan, istese de, etik davranamaz bir yargıç; çünkü yargıladığı durumdaki etik soruna parmak basamaz. En fazla, kabul ettiği ilgili değer yargıları açısından yargılar durumları. Bu ve bu gibi nedenlerle, etik değer bilgisine sahip olmayan ve bazı etik özellikleri kazanmamış hukukçuları yargıç yapmamak uygun olur.

    İnsanları yargılarken etik sorunları görebilmek için, yargıç olan kişilerin buna göre eğitilmesi gerekir.

    Etik sorunlar derken kastettiğim, kişilerarası ilişkilerde ve kişinin kendisiyle ilişkisinde, eylemde bulunurken, karşılaştığı değer sorunlarıdır. Yargıçlık, kendine özgü bir etik ilişkidir. Bir yargıcın verdiği karar ise, o yargıcın eylemini oluşturur. Sf.105-106

    Yargıcın yaptığı, normal olarak, üç aşamadan oluşur:

    a)İlk aşama, bilgilenme aşamasıdır. Yargıcın hakkında bilgilendiği şey, iki “taraf” arasındaki bir ilişkide ortaya çıkan, kendisinin görmediği bir olay ya da durumdur. Ama yargıçtan beklenen, kişiler hakkında -suçlu olup olmadıkları hakkında- karar vermesidir. Sf.106 

    b)Bu bilgilenmeyi yargılama aşaması izler. Etik sorunlar en çok bu aşamada karşımıza çıkıyor. Bu aşama yargıcın, karşısında bulunduğu kişinin -sanığın-, eylemi ile “yapılmaması gereken” -suç sayılan- arasında ilgi kurma aşamasıdır, yani yargıladığı eylem ile bir norm arasında ilgi kurduğu aşamadır. Sf. 105, 106

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 105, 106) kitabından birebir alınmıştır.

  • Ant her şeyden önce verilen bir söz dür. Ama kimin tarafından, kime, ne için ve ne türden bir konuda verilen söz?

    Ant, kişinin kendine verdiği bir sözdür. Ama ant içmekle kişi bir başkasına/ başkalarına -ait olduğunu düşündüğü, kendini bağlı duyduğu bir gruba- da bu sözü verdiğini ilân etmiş olur.

    Ant içmekle bu yapacağına-yapmayacağına söz verdiği, kendini kendine karşı bağlamak istediği şey, o kişinin gerçekleşmesine değer verdiği bir şeydir -bu ister değerli olsun ister olmasın. Birini öldüreceğine, birinden intikam alacağına da ant içebiliyor kişiler. Sf. 89

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 89) kitabından birebir alınmıştır.

  • Kişinin onurunun korunması ifadesi ise, yaşayan insanların etik bir korunmasının düşünüldüğü izlemini veriyor: örneğin kişilere yapılan biyolojik müdahalelerle (Vietnam’a gönderilen bazı Amerikalı askerlere yapıldığı söylenen müdahaleler gibi) ortaya çıkan davranış değişikliklerini akla getiriyor. Ne var ki bu son durumda zedelenen onur, davranışı değişen kişinin onuru değil, müdahaleyi yapanın onuru -ve böyle davranışlarda bulunan insanlar var diye insan olma onurudur. Sf. 83

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 83) kitabından birebir alınmıştır.

  • Oysa “altın kural” koşullu bir buyruktur: sizin size yapılmasını istemedikleriniz, benim bana yapılmasını istemediklerimden çok farklı olabilir.

    Kant’ın bize sağladığı bu bilgi, diğer insanlarla insan onurunu paylaştığımızın bilincine varmamızın -çeşitli kimliklerimiz ne olursa olsun kendimizi her şeyden önce bir insan olarak görmemizin- ve başkalarını, çeşitli kimlikleri ne olursa olsun, her şeyden önce birer insan olarak görebilmemizin yolunu açıyor. Bu yolda yürüyüp yürümemek ise, yani bunun gerektirdiklerini yerine getirmek veya getirmemek bize, her birimize kalıyor. Sf. 68

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 68) kitabından birebir alınmıştır.

  • Bu bağlamda “insan haklarını koru, çünkü bir gün senin de başına gelebilir”, sık sık yapılan bir tavsiyedir. Oysa bunun ile insan olmanın ve insan onurunu taşımanın bir ifadesi olarak “ben bir insanım, insana (kendime) saygım olduğu için bunu yapmam veya yaparım” demenin arasındaki fark-etik değer farkı-, sanırım, açıktır. “Kendi başına da gelir” korkusuyla bir durumda bir insan hakkını koruyan, ödeve uygun davranmış olur, insan olma bilinciyle koruyan ise ödevden dolayı o durumda bir insanın hakkını korumuş olur. Sf. 66

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 66) kitabından birebir alınmıştır.

  • Eğer etik bir yaşam sürmeye kendi adımıza karar verdiysek, gerekli olan bu bilgidir, kültürel normlar değil.

    Etik eylemde bulunmak, bir kültürün normlarına göre eylemde bulunmak değildir; ayrıca sırf mesleğimizin normlarına göre davranmak insan onurunu korumayı güvence altına almaz. Etik bir yaşam yaşamaya kararlıysak, etik bilgiye, her şeyden önce de etik değer bilgisine ihtiyacımız vardır. Sf. 62

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 62) kitabından birebir alınmıştır.

  • Burada ana çizgileriyle anlattığım yaklaşım, kişisel yaşamımızda ve kamu yaşamında karşılaştığımız etik problemleri ele alırken, insan onurunu -ve en başta kendi onurumuzu- koruyarak eylemde bulunmaya kararlı isek, çıkar yol bulmada daha elverişli görünüyor. Sf. 61

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 61) kitabından birebir alınmıştır.

  • Değerli bir amaç veya değerli bir kişi eylemi, insan için, insanların dünyası için ve bu amacın veya eylemin değerinin farkında olanlar için anlamlıdır.

    Bu söylediklerimden ortaya çıkıyor ki, yalnızca onlara sahip olan için anlamlı olan amaçlar ve yalnızca onları gerçekleştirenler için anlamlı olan eylemler vardır. Bunların anlamı bu amaçların ve eylemlerinin değerinin karşılığı değildir. Metafizik inançlar ve onların yol açtığı eylemler ve pratikler, anlamlı olanın bu türündendirler. Bunların yanında eylemlerin ve amaçların değerine tekabül ettikleri için anlamlı olan amaçlar ve eylemler vardır. Anlamlı olanın bu iki türünün -ya da bu iki tür anlamın- insan dünyası için yarattıkları sonuçlar farklı olmakla birlikte, kişilerin eylemlerini belirlemede aynı rolü oynarlar. Sf. 59

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır

  • Anlam, kişinin eylemleri ile ana amaçları arasında gördüğü -gerçekten var olan- ya da kurduğu -gerçekten var olmayan- ilişkiden oluşur. Dolayısıyla bunun gerçekleşmesi için yaptığı her şey onun için anlamlıdır. Onun için anlamlı olması, yaptığının bir başkası için anlamlı olmasını gerektirmez, ama başkası için de anlamlı olmasına engel değildir. Sf. 59

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 59) kitabından birebir alınmıştır.

  • Toplu anlam atfetmeler de, değerinden bağımsız olarak her şeye yapılabiliyor. Örnek olarak topluluk ideallerini, milliyetçilik ve ırkçılık gibi idealleri, “bütün dünya işçilerinin birleşmesi”, “Kudüs’ü kurtarma”, Turancılık gibi idealleri, şu arıda da, yaygın anlaşılma biçimiyle “Avrupa müktesebatı” denilenleri ya da “ifade özgürlüğü”nü düşünebiliriz.

    Şeylerin değerlerinden bağımsız olarak yapılan bu tür anlam atfetmelerden başka, anlamın anlamlı sayılan “şeylerin” değerinin öznel karşılığı olduğu durumlar da görüyoruz; başka bir deyişle, bir şeyin değerinin onun anlamının nesnel karşılığı olduğunu görüyoruz.

    Burada bir şeyin değeri ile anlamı arasında yapmaya çalıştığım ayrım görülebiliyor sanırım. Bir şey hep biri için -belirli bir kişi ya da topluluk için- anlamlıdır; oysa bir şeyin değeri onun nesnel bir özelliğidir. Ne var ki, daha önce sözünü ettiğim değer atfetmeler durumunda, bir şeye atfedilen anlamın onun aynı zamanda (nesnel) değeri olduğu farz ediliyor. Ya da tersi, herhangi bir nedenden dolayı biri tarafından bir şeye -bu ister bir etkinlik, ister bir nesne v.b. olsun- atfedilen değer, onu o kişi için aynı zamanda anlamlı kılıyor. Bu da, değer ile anlamı karıştırmanın nedenlerinden biri olsa gerek. Bu durumda bir şeyin değeri ile ona (biri tarafından) atfedilen anlam birbirini karşılamaz: onun değeri ile ona atfedilen anlam aynı olmadıkları halde, aynı olduğu farz ediliyor. Oysa birinin bir şeye atfettiği anlam, ancak onun (nesnel) değerinin karşılığı olduğu zaman, o şeyin değeri ile anlamı aynı şey oluyor. Sf. 57, 58

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 57, 58) kitabından birebir alınmıştır

  • ‘Etik’ sözcüğü bazen ahlâk anlamında, yani belirli bir grupta, belirli bir zamanda, kişilerin birbirleriyle ilişkilerinde değerlendirmelerini ve eylemlerini belirlemeleri beklenen değerlendirme ve davranış normları sistemleri anlamında kullanılıyor. Bunlar yazılı olmayan norm sistemleri ya da belirli bir zamanda, belirli bir kültürde neyin “iyi”, neyin “kötü” olduğuna ilişkin norm sistemleri, dolayısıyla kişilerin genel olarak neleri yapmaları, neleri yapmamaları gerektiğini dile getiren değişik ve değişken norm sistemleridir. Bu ahlâk normlarını, bugün yapıldığı gibi, etik değerlerle karıştırmamak gerekir. Sf. 45

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 45) kitabından birebir alınmıştır

  • Bugün meslek etiklerinin aradığı şey normlardır, ama özel nitelikte normlar. Bu normların da, söz konusu mesleği yapanların, nerede olursa olsun, kararlarını ve eylemlerini belirlemesi bekleniyor. Sf. 30 

    Alıntı; Ahlak, Etik ve Etikler – İoanna Kuçuradi, (TFK Türkiye Felsefe Kurumu Yayınları,  1. Baskı 2019 – Sf. 30) kitabından birebir alınmıştır.