Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

(1.12.1920 günkü aynı oturumda konuşmasına devam; )

“İşte o zaman Efendiler, bir Paşanın başkanlığı altında, üçü Hıristiyan olmak üzere on altı memur, on bilgin ve iki askerden kurulu bir heyet Babıali’de toplandı (Elindeki Kanun-u Esasi’yi, esas kanunu, 1876 yılında kabul edilmiş olan Anayasa’yı gösterip) ve bu kitabı yazdı… Bu kitap düşmanlarımızı geçici de olsa memnun etmek amacını gözetmiş bir kitaptır..” … “Ben 31 Mart vakasında İstanbul’a giren hareket Ordusu’nun yanında ve belki başında bulunanlardan biriyim. O zavallı Milletvekillerinin Ayastafenos’ta (Yeşilköy’de), şurada, burada felakete maruz (felakete uğramış) bir halde çırpındıklarını kendi gözlerimle görmüş bir adamım. Nihayet (sonunda) içeriye girdik. Birçok kanlar akıttık, birçok insanlar astık; İlla dedik ki bu kitabı (Anayasayı, Kanun-u Esasiyi) uygulayacaksınız. Derhal; Pekâlâ tatbik edelim (uygulayalım) cevabını aldık… Efendiler, bu kitabın hükümleri geçerli oldukça, memleket ve millet üzerinde istibdat (baskı rejimi) ve mutlakıyetin (yönetimin babadan oğula geçtiği idari sistemin) devamlı olmasına mani olacak hiçbir kuvvet yoktur.”

(Aynı oturumda konuşmasına devamla) “Üzülerek söylüyorum, bence eski denilmesi gereken kitaplarda bu kuvvetler ayrılığı vardır. Bu kuvvetler ayrılığının anası olan bir meşruti görüş (Yürütmenin padişah ve hükümet, yasamanın da Meclis tarafından sağlanması görüşü) vardır. Efendiler, ben size şimdi ispat edeceğim ki, meşrutiyet doğal olmayan, kanuni olmayan ve gayrimeşrudur (haklı değildir). Dünyada hükûmet için meşru (haklı) yalnız ve bir tek esas vardır o da meşveretten (danışmadan) ibarettir. … Efendiler meşruti görüşün sahibi olan filozoflar gerçekten kuvveti üç parçaya ayırırlar ve her birinin bağımsız olarak icrai faaliyet eylemesini (işini yapmasını) arzu ederler ve bunun teminine çalışırlar ve bu kuvvetlerin ismine de Kuvve-i İcraiye (yürütme kuvvetleri), Teşriiye (şeriattan geliyor, yasama yani kanun çıkarma), ve adliye derler… Herhangi adli kuvvet yasama kuvvetinin yaptığı kanunu uygulamak için, filan insanı çağırmak ve onu cezalandırmak için elindeki araç nedir? Polis ve jandarma değil mi efendiler? Polis ve jandarma icra kuvvetidir. O halde adli kuvvetin dayanak noktası icra kuvvetidir. İcra kuvveti adli kuvvete açık olmaktan teberri etsin (beri dursun) adli kuvvet atıldır. Atalete mahkûmdur, yoktur. Böyle bir kuvvetin istiklâli (bağımsızlığı) nerededir?  .. Hakikat halde (gerçekte) yasama kuvveti kanunu yapar, fakat yine yaptığı kanunun uygulanmasını kendisi temin edemez, kefil olamaz, taahhüt edemez. Hâlbuki efendiler her şey kanun yapmaktan ibaret değildir. Bilakis her şey o kanunları uygulamak ve uygulatmaktan ibarettir. … İlmi gerçek olmak üzere söylüyorum, tatbik eden (uygulayıcı) karar verenden daima kuvvetlidir. .. Ve ben eminim ki arkadaşlar, cihanda var olan hükûmet şekillerinden bir adım daha ileriye çıkmak, bu insanlık için nasip olursa, emin olunuz ki, bulacakları şekil BMM’nin şekli olacaktır.” (alkışlar)

Alıntı: Atatürk’ün TBMM Konuşmaları II – Kâzım Öztürk (Kültür Bak. Yay. 1. Baskı 1981- Sf. 675 ile 686 arası) kitabından birebir alıntıdır.

Posted in , , , , , , ,

Yorum bırakın