Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

(4 Mayıs 1922 tarihli gizli celsede Başkumandanlık kanununun süresinin uzatılması görüşüldü:)

Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “Aleni bir kanunun gizli görüşülmesinin anlamını arkadaşlarımdan sorarım. Bir Başkumandanlık Kanunu var, bir takım yetkiler veriyoruz. Bu yetkiler hakkında, aleyhinde idare-i kelam etmek (eleştirel konuşma) yasak mıdır? Hayır. Binaenaleyh (bundan dolayıdır ki) bu idare-i kelam bir milletin ispat-ı rüştüne (geliştiğini ispat etmeye) delalet eder. Millet de bilsin ki batağa giderken de hesap soracaklar. Rica ederim böyle panoramalardan vazgeçin. Her şey açık ve serbest olmalıdır. Ve gayet serbest idarei kelam edilmelidir. Bu gibi işler böyle kapalı celselerde görüşülmez.”

Ali Şükrü Bey (Trabzon); “.. O kanuna bugün bu şekilde ihtiyaç olmadığına kaniim (kandım, inanıyorum) (Hiç lüzum yok sesleri) Meclis’in böyle bir devirde hukuku teşriiyesini (yasama hakkını) hatta icraiyesini (yürütmesini), küçük bir parça bile olsa gasp (zorla alma) ve tahdit edecek (sınırlayacak) bir kanuna bugün gerek yoktur. Fakat o gün lâzım idi. Nitekim biliyoruz ki Tekâlifi Milliye gibi bu Meclis’in hakkına taalluk eden kanunlar Başkumandanlık imzasıyla yapılmıştır.”…

Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “Bizde mukaddes şahıslar yok, lehinde de aleyhinde de söyleriz.”..

Salih Efendi (Erzurum); “Fransızlar bir barış yaptılar. Hâlbuki bugün Fransız Genel Kurmayı ta Pozantı’dan itibaren demiryolu hattını işletiyor.  Yani bu dehşetli bir inceliktir. Fransız Genel Kurmayı Adana’da hattı işletiyor. Bunu hükümet bizden gizliyor.”

(Başkumandanlık Kanununun süresinin üç ay daha uzatılması, komisyonda görüşülmeden, usulsüz olarak kabul edildi.)

Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “Ben kişisel mücâhade (gayret) ve mücadelemi kimseye vermem. Başka arkadaşlarımız da insan gücünün üstünde güçler tasarlayarak ve hayal ederek yetkilerini (gürültüler) … efendiler Tekâlifi Milliye (1) diye Büyük Millet Meclisi’nin yetkilerini istimal edecek (kullanacak) bir şahsı dünyada görmek istemem. .. Bu benim hakkı insaniyetim, bu benim mebusluk şerefim. .. Namusum üzerine milletin vekâletini deruhte ettim (üzerime aldım) Hakkı teşriiyemi (yasama hakkımı) elimde tutacağım. Onun hukukunu başımın üzerinde tutmak için tırnaklarım varken başkalarına verip de heder ettirmeyeceğim. Hangi millet size yetki veriyor ki hakkınızı kendiniz istimal etmeyin (kullanmayın) başkalarına verin diye kim söyledi? Kim sizi böyle vekil etti? Böyle mebus tanımam. Millet, hakkını istimal (kullanmamız) için yetki verdi, yoksa gereksiz yere başkasına devretmek için vermezdi. .. Yasama hakkının ne demek olduğunu ilan için, İnsanlık binlerce, yüz binlerce sene böyle miskin adamların elinde inleye inleye denizler kadar kan döktü. Siz zorla kafese, peçelere girmek istiyorsunuz. Siz milleti rezil edeceksiniz. (iki satır zabıttan reis Paşanın gördüğü lüzum üzerine çıkartıldı.) … Herkes düşüncesin burada benim gibi söylesin. . Ben kendi kanaatimi söylüyorum. Hangi zorunluluktur ki Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkisinin önemli bir kısmını böyle selmettüsselam (rastgele), bir kısım alıp ta kim olursa olsun bir başkasına versin. Ben akıl, dirayet, mekinet açılarından BMM üzerinde bir güç göremem. … Tekâlifi Milliye gözümüzün önünde bir hakikat gibi parlıyor. Demek ki insanların suiistimal edebileceği yetki ve güç verilebiliyor. …efendiler, hakkınızı kıskanınız. Efendiler, seçmenlerimizin vermiş oldukları hakkı kullanma çarelerini bulalım. .. Yetkimi, yasama görevimi ben kendim burada namus bildim. Bunun için ebediyen haykıracağım. … Avrupa, dünya milletlere saygı gösteriyor., kişilere değil efendiler. Kişilerden beklediğimiz saygı kalıcı olmaz. Milletlerin seçimine saygı duyalım. .. Milli güç olursa harbi de o yapar efendiler. Yoksa kişiler, kurunu ûlaya (geçmiş zamanlara) ait bir takım zihniyetler onlar ölmüştür. .. Bunları yeniden icat etmeyiniz. Yeniden halkı zincirlere sarmayınız efendiler. Yüzde kırk tekâlifi Milliye alınırken içimiz sızlıyordu, fakat ne yapalım verdik diyordunuz. İşte bugün vermeyiniz.”

Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “Aleni bir kanunun gizli görüşülmesinin anlamını arkadaşlarımdan sorarım. Bir Başkumandanlık Kanunu var, bir takım yetkiler veriyoruz. Bu yetkiler hakkında, aleyhinde idare-i kelam etmek (eleştirel konuşma) yasak mıdır? Hayır. Binaenaleyh (bundan dolayıdır ki) bu idare-i kelam bir milletin ispat-ı rüştüne (geliştiğini ispat etmeye) delalet eder. Millet de bilsin ki batağa giderken de hesap soracaklar. Rica ederim böyle panoramalardan vazgeçin. Her şey açık ve serbest olmalıdır. Ve gayet serbest idarei kelam edilmelidir. Bu gibi işler böyle kapalı celselerde görüşülmez.

Ali Şükrü Bey (Trabzon); “.. O kanuna bugün bu şekilde ihtiyaç olmadığına kaniim (kandım, inanıyorum) (Hiç lüzum yok sesleri) Meclis’in böyle bir devirde hukuku teşriiyesini (yasama hakkını) hatta icraiyesini (yürütmesini), küçük bir parça bile olsa gasp (zorla alma) ve tahdit edecek (sınırlayacak) bir kanuna bugün gerek yoktur. Fakat o gün lâzım idi. Nitekim biliyoruz ki Tekâlifi Milliye gibi bu Meclis’in hakkına taalluk eden kanunlar Başkumandanlık imzasıyla yapılmıştır.”

Hüseyin Avni Bey (Erzurum): Bizde mukaddes şahıslar yok, lehinde de aleyhinde de söyleriz.” 

Salih Efendi (Erzurum); Fransızlar bir barış yaptılar. Hâlbuki bugün Fransız Genel Kurmayı ta Pozantı’dan itibaren demiryolu hattını işletiyor.  Yani bu dehşetli bir inceliktir. Fransız Genel Kurmayı Adana’da hattı işletiyor. Bunu hükümet bizden gizliyor.”

(Başkumandanlık Kanununun süresinin üç ay daha uzatılması, komisyonda görüşülmeden, usulsüz olarak kabul edildi🙂

Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “Ben kişisel mücâhade(gayret) ve mücadelemi kimseye vermem. Başka arkadaşlarımız da insan gücünün üstünde güçler tasarlayarak ve hayal ederek yetkilerini (gürültüler) … efendiler Tekâlifi Milliye diye Büyük Millet Meclisi’nin yetkilerini istimal edecek (kullanacak) bir şahsı dünyada görmek istemem. .. Bu benim hakkı insaniyetim, bu benim mebusluk şerefim. .. Namusum üzerine milletin vekâletini deruhte ettim (üzerime aldım) Hakkı teşriiyemi (yasama hakkımı) elimde tutacağım. Onun hukukunu başımın üzerinde tutmak için tırnaklarım varken başkalarına verip de heder ettirmeyeceğim. Hangi millet size yetki veriyor ki hakkınızı kendiniz istimal etmeyin (kullanmayın) başkalarına verin diye kim söyledi? Kim sizi böyle vekil etti? Böyle mebus tanımam. Millet, hakkını istimal (kullanmamız) için yetki verdi, yoksa gereksiz yere başkasına devretmek için vermezdi. .. Yasama hakkının ne demek olduğunu ilan için, İnsanlık binlerce, yüz binlerce sene böyle miskin adamların elinde inleye inleye denizler kadar kan döktü. Siz zorla kafese, peçelere girmek istiyorsunuz. Siz milleti rezil edeceksiniz.(iki satır zabıttan reis Paşanın gördüğü lüzum üzerine çıkartıldı.) … Herkes düşüncesin burada benim gibi söylesin. . Ben kendi kanaatimi söylüyorum. Hangi zorunluluktur ki Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkisinin önemli bir kısmını böyle selmettüsselam (rastgele), bir kısım alıp ta kim olursa olsun bir başkasına versin. Ben akıl, dirayet, mekinet açılarından BMM üzerinde bir güç göremem. … Tekâlifi Milliye gözümüzün önünde bir hakikat gibi parlıyor. Demek ki insanların suiistimal edebileceği yetki ve güç verilebiliyor. …efendiler, hakkınızı kıskanınız. Efendiler, seçmenlerimizin vermiş oldukları hakkı kullanma çarelerini bulalım… Yetkimi, yasama görevimi ben kendim burada namus bildim. Bunun için ebediyen haykıracağım. … Avrupa, dünya milletlere saygı gösteriyor., kişilere değil efendiler. Kişilerden beklediğimiz saygı kalıcı olmaz. Milletlerin seçimine saygı duyalım. .. Milli güç olursa harbi de o yapar efendiler. Yoksa kişiler, kurunu ûlaya (geçmiş zamanlara) ait bir takım zihniyetler onlar ölmüştür. .. Bunları yeniden icat etmeyiniz. Yeniden halkı zincirlere sarmayınız efendiler. Yüzde kırk tekâlifi Milliye alınırken içimiz sızlıyordu, fakat ne yapalım verdik diyordunuz. İşte bugün vermeyiniz.”

Mehmet Şükrü Bey (Karahisarı Sahip): “… Meclis yasama ve yürütme yetkilerini Başkumandan Paşa Hazretlerine vermiştir. Paşa Hazretlerinin yayımladığı bir beyanname veya bir kanunla Tekâlifi Harbiye, Tekâlifi Milliye çıkmış ve halkı zarara uğrattığı ve ne kadar suiistimal yapıldığı hepimizin gözlerimizin önündedir.” ..

Selahattin Bey (Mersin); (Albay Çolak Selahattin Bey ) “… Ben meseleyi kişisel olmaktan uzak tutarım.. Fakat bunun bir kişi meselesi olduğunu gördükçe üzülürüm…. kanun angaryayı (zorla çalıştırmayı) yasaklar. Angarya yaptırıyorsunuz, doğru mudur? Mahkeme (İstiklâl Mahkemesi) oluşturulur, gider herhangi bir yerde karar verir. İcrai kaza eder (Yasamanın yetkisini kullanır) Bu doğru mudur? Hakkı kazayı (yasama hakkını, karar verme hakkını) kim vermiştir.

(Lazistan Mebusu Abidin Bey arkadaşları ile bir araştırma komisyonunda görev yapmış anlatıyor. Ordu ihtiyacının ve besleyebileceğinin üzerinde vatandaşlardan hayvan topluyor, bunların çoğu ölüyor)

Ali Şükrü Bey (Trabzon): “Başkumandan Paşa Hazretleri bu yetkileri bizzat kullanmıyor. Ve bu yetkiler yasama yetkileridir… Ben bunu size verdim desin, bitsin.” 

Mehmet Şükrü Bey (Karahisarısahip): “Bu verilir mi, alınır mı?”    

Hüseyin Avni Bey (Erzurum): “.. Paşa, kuvvet Başkumandanlık kanununda değildir. Milletin azim ve imanında, süngüsündedir. Kuvvet milletin rüştünü (büyüdüğünü, geliştiğini) ispat etmesindedir.” …

Reis; “Soru mu?”

Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “Evet efendim sorudur. Sizi Genelkurmay Başkanı yaptık, sizi Bakan yaptık, Orduların başına koyduk, siz düşmana cevap vereceksiniz… Başkumandanlığın kanunu ile ise vay halimize. Böyle anlaşılıyor ise arz ederim ki o kuvvet değildir. .. Burada reşit bir millet görmek istiyorum.”

(Başkumandanlık kanununun, yasama yetkisi veren 2. maddesinin iptali ile ilgili önerge verenler. Selahattin (Mersin), Hüseyin Avni, Ziya Hurşit, Hulusi (Karahisarısahip),  Mustafa (Dersim), Lütfi (Siverek), Kara Vasıf (Sivas), Mehmet Şükrü, vs. 1995)

Alıntı: TBMM Gizli Celse Zabıtları III – (İş Bankası Yayını No:267 – Sf. 310 ile 330 arası) kitabından birebir alınmıştır.

BAKKAL’IN NOTU (1) 1996: Tekâlif; Osmanlı da bir tür vergi, ne amaçla alınırsa o amaca harcanma ve vatandaşa iade edilme şartı var.

 

Posted in , , , , , , , , ,

Yorum bırakın