Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

(Yalçın Küçük, Barış Davası duruşmasında mahkeme heyetine anlatıyor; 1867 Yılında Mustafa Fazıl Paşa’nın Fransız’ca olarak kaleme aldığı ve Sultan Abdülaziz’e sunduğu dilekçe bir aydınlar dilekçesidir. Dilekçeyi yazan Namık Kemal, Ebuzziya Tevfik ise tekrar Fransızcadan Türkçeye çevirip bastırıyor. Halka elli bin adet dağıtılıyor. Bu dilekçeden örnek;)

“… Padişahların sarayına en güç giren şey doğruluktur. Onların etrafındaki kişiler doğruları kendilerinden bile gizlerler. … Hükmetmenin lezzeti içinde ve merkezinde yaşadıklarından, halkın çektiği zahmet, yine halkın tembelliklerindendir zannederler.” (1)

(Hoca, Barış Davası Duruşmasında, bu alıntıyı anlattıktan sonra savunmasına devam diyor:)

“Yani 1867 yılının aydınları, zamanın devlet başkanına “bütün zulmün kaynağı sizsiniz!” diyorlar.  Ne bir soruşturma, ne yargılama, ne de suçlama!  Değerli Yargıç; Sizden, sizin için bir dileğim var. Lütfen, kalıcı olan ders kitaplarına ve tarihe geçeceği bilimsel açıdan kesin olan, bir belgeyi mahkûm eden bir yargıç olarak tarihe geçmeyiniz…. Dil insanoğlunun en büyük soyutlamasıdır ve geometri kadar kıskanç bir mantığın ürünüdür. Bu nedenle eğer dil yanlışlığı varsa, mutlaka mantık eksikliği ve maddi dayanak yokluğu var demektir.   Diktatörlüklerde vatandaş kendini diktaya beğendirme telaşında olur, demokrasilerde olmaz. Demokrasilerde devlet başkanı kendisini vatandaşlara, hele aydın vatandaşlarına kendisini beğendirmek zorundadır yoksa seçilemez.    

Aydın olmanın diploma ile hiçbir ilgisi yok; aydın olmak için insanın aklını sürekli olarak çalıştırması gerekiyor, bunun için de inatla mücadele etmesi zorunlu oluyor.   İngilizlerin bir sözü var; “It is right or Wrong , it is our Coutnry.” diyorlar. “Doğru ya da yanlış benim ülkem. 

Asıl ölüm, insanın, insanı insan yapan reçetelerden uzaklaştırılması, umudunu yitirmesi, inançlarını kaybetmesidir.  Asıl ölüm, insan onurunun kırılması, ulus onurunun zedelenmesidir. 

Rejim, bize, suç işleyebilecek insanlar, suçluluğu kanıtlanabilecek yaratıklar olarak bakmıyor. Rejim, bizi, kişilik kazanmış suç olarak görüyor. Rejim bize, suç yüklü insancıklar olarak bakıyor.  Suçu değil çözümün ipuçlarını taşıyoruz.”

Alıntı: Aydın Üzerine Tezler IV – Yalçın Küçük (Tekin Yayınevi 2. Basım 1985- Sf. 644 ile 647 arası) kitabından birebir alınmıştır.

BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): Mektupta; Hıristiyan azınlıkların başkaldırılarında yabancı parmağı var ama sizin hatalarınız da var diyorlar. Ve Türkiye’de sadece Hıristiyanlar değil Müslümanlarda eziliyorlar ama Hıristiyanların sahibi var Müslümanların sahibi yok diyorlar. Sürekli ezilen insanların kişiliklerinin yok olduğunu da yazıyorlar. Ezilenlere alçaklık getirir diyorlar, bu alçaklık, neticede korkaklık ve zihinlerde zayıflık getirir diyorlar.   

Posted in , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın