(Tanin’i kapatmak Hüseyin Cahit’in aklından geçiyor ama sonra okuyucuya, bunu yapamayacağını düşünüyor. Son köşe yazısında şunları yazıyor;)
“Tanin, bundan sonra sadece haber gazetesi olarak yaşamak girişiminde bulunacaktır…. Eğer siz almazsanız bu gazete batar, dolayısı ile Tanin sizin ellerinizle kapatılmış olur.” diyor. (1)
(Bu arada Terakkiperver Partinin evrakları, Ankara İstiklâl Mahkemesince incelemeye alınıyor, çünkü Şeyh Sait İsyanının müsebbibi olarak bu parti görülüyor:)
12-13 Nisan 1925 gece yarısı Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na baskın yapılıyor. Bir zaman sonra İstiklâl Mahkemesi yoluyla alınan kararla, Terakkiperver Cumhuriyet fırkası, memlekete muzır (zararlı) addedilerek, tamamen lağv (kaldırılmış, yok edilmiş) ve yok edilmişti. ..Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasının İstanbul Merkez Şubesi’nin basıldığı, gecenin sabahında, bu haberi; “Dün gece Terakkiperver Parti basıldı!” başlığı ile veren Tanin Gazetesi de, hemen ertesi gün, yine İstiklâl Mahkemesi emriyle kapatılmış, Yazı İşleri Müdürü Baha ve Kadri Beylerle, Mesul (sorumlu) Müdürü Muammer Bey tevkif edilmişlerdi. İstiklâl Mahkemesine göre, sebep, sadece, bu haberi verirken Baskın kelimesinin kullanılmış olmasından ibaretti.
(Mahkeme bu üç kişinin sorgusundan sonra, baskın başlığının sorumlusu olarak Hüseyin Cahit’i tutuklattırıyor. Oysa bu başlığı atanlar bu elemanlardı. Ve Hüseyin Cahit İstiklâl mahkemesine çıkartılıyor:)
“-Tanin’de çıkan yazıyı ben yazmadım. Bu bir başmakale değildir, bir haberdir, havadistir. .. Havadisleri ben görmem..”
Reis “-Takriri Sükûn Kanunu çıktıktan bir gün sonra, Hükûmeti protesto şeklinde ve bundan böyle siyasi makale yazmamaya karar verdiğinizi yazdınız?”
“-Siyasi makale yazmamaklığım, Takriri Sükûn Kanunu’na uymak içindi. Gazetem öteden beri .. Tenkitler yapmakla tanınmıştır. Bu şekilde yazılar yazmayayım da Tanin ortadan kalksın, Hükümet’te Tanin’den kurtulsun dedim. Hatta Yunus Nadi Bey’den rica ettim, gazetesinin Ankara muhabirinin haberlerini bize vermesini istedim..
Mahkeme üyelerinden Dr. Reşit Galip; “-Memlekette gericilik vardı, isyan vardı, kan dökülüyordu. Böyle bir zamanda niçin birden bire sustunuz? Bu anlamlı bir hareket değil midir Hüseyin Cahit Beyefendi?”
“-İsyan, Takriri Sükûn Kanunundan on beş gün kadar önce başlamıştı. Bu zaman içerisinde isyanı takbih (kınayan) eden şiddetli makaleler yazdım. İrtica (gericilik) başarılı olursa beni de yaşatmazdı!”
Reis Ali Bey; “-Baskın mı yapılmıştır Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası merkezine yoksa arama mı?”
“-Şüphe yok ki aramadır. Amma bu da baskın biçimindedir. Asıl beni buraya getiren sebebin, bu baskın kelimesi olmadığını zaten siz de itiraf etmiş bulunuyorsunuz. Meselenin esası şu; Bana güvenilmiyor, benden, iyi niyetimden şüphe ediliyor. Hükûmeti protesto için makale yazışım affedilmiyor. Böyle şey olur mu?”
Hüseyin Cahit Bey’in bu isyanı karşısında şaşalayan mahkeme başkanı;
“-Yanlış düşünmeyiniz, biz bu kelime üzerinde dururken, bunu gazetenizin özel mesleği (ideolojisi, siyasi görüşü) addediyorum.” Deyince,
Cahit Bey de köpürdü; “-Söyledim, tekrar edeyim. Ben gazetenin havadis kısmıyla ilgili değilim, bir. Herhangi bir havadis te gazetenin mesleği ile ilgili değildir, iki. Bu baskın başlığı da bir zabıta havadisine aittir, üç.”
“-Asıl meseleye gelelim; Başmakale yazmaktan neden vazgeçtiğinizi izah eder misiniz?”
“- …Takriri Sükûn Kanunu çıkıyor dediler. Sustum. Şimdi susuşum bir suç oluyor. ..başka ne yapabilirdim? Susmak hakkım yok mu benim?”
Cahit Bey’i mutlaka cezalandırmak gerektiğine, elde de bunun için birkaç makaleden başka bir şey olmadığına göre ne yapmalı idi? Reis bir süre dalgın durduktan sonra, yine o son makaleye dört elle sarıldı.
Alıntı: Siyasi Dargınlıklar III – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1955 – Sf. 100 ile 103 arası) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN NOTU (1) 1995; Bu çok güzel bir final yazısı! Ve Hüseyin Cahit bundan sonra hep suyuna tirit yazılar yazıyor.
Yorum bırakın