“Bu tür iddianameler yazılabildiği sürece, ben Değerli Mahkemenizin önüne daha çok gelirim.
… Önünüze bu kadar çok gelmekten utanıyordum.
Artık hiç utanmıyorum. … Artık sanık olmayı bir görev saymaya başlıyorum. Eğer böyle iddianameler hazırlanabiliyorsa, bu toplumun bana ve benim türümden bir sanığa ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Bundan sonra da, bir kamu görevlisi düzenliliğiyle huzurunuza geleceğime ve görevimi yapacağıma inanıyorum.
Benim görevim hukuku savunmaktır. Benim görevim, eşitliğin, hukukun temel ilkesi olduğunu savunmaktır. Benim görevim iddia etmenin de bir kamu görevi olduğunu tartışmaktır.
Artık tutuklanmaktan ve mahkûm olmaktan utanmaz ve korkmaz bir insan haline getirildim. Çünkü artık yalnızca görevimi yaptığımı düşünüyorum.
(Savcının evinin aranması ile ilgili yazısını okuyor ve) Benim evim bir kütüphanedir. Ben evimde aradığımı bulamıyorum.
DGM (Devlet Güvenlik Mahkemesi) Savcısının emriyle evime gelen siyasi şube ekipleri benim evimde ne arayacaklarını bilmiyorlar. Emir, neyi aramalarını emretmiyor. Benim aradığımı bulamadığım evimde, ne aradıklarını bilmeyen polisler ne bulabilirler?
“Suçlu” insan veya örgütün her söylediğinin suç olduğu düşüncesini Ceza Hukuku çoktan aşmıştır.
Alıntı: Kürtler Üzerine Tezler – Yalçın Küçük (Dönem Yayınları, 1. Baskı Ağustos 1990 – Sf. 143 ile 145 arası) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın