Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

“33 Kişi alınmış, bir kadın bırakılmış, 32 kişi kurşuna dizilmiş biri kurtulmuş 31 kişi ölmüş.  Mahalli idare makamları, silahları jandarma tarafından verilmiş bir çete kurarak bu olaylara müdahalede bir sakınca görmemişlerdir.”  Van valiliğinin ve o sırada İçişleri Bakanı olan Recep Peker’in de onayı ile böyle bir çete

(İranlıların sürülerini gasp etmek için kurulmuş bir çete!)

İçişleri Bakanlığı daha sonra, sorumluluğu olmayan bu çetelerle hudut emniyetini  sağlamanın mümkün olamayacağına kanaat getirerek değiştirmiş ve çetelerin dağıtılmasını Van Valiliğine emretmiştir. .. bu gibi çetelerin kurulmasını tavsiye etmiş ve kuvvetli olasılıkla çetelerin faaliyetinden çıkar elde etmiş olan Özalp Kaymakamı Hilmi Tuncel, İçişleri Bakanının ikinci emrine rağmen çetesini dağıtmamıştır. Çete kurmak fikri üç kişiden çıkmıştır diyor; Özalp Kaymakamı Hilmi Tuncel, Özalp Jandarma kumandanı Yüzbaşı Vasfi Bayraktar ve Hudut Tabur Komutanı Binbaşı Şükrü Tüter’dir.   Bu üç resmi memur .. çeteyi kullanmakta ve İran hudutları içerisine sokarak, hayvan talan ettirmektedirler.  Şükrü Tüter’in çetenin bir numaralı idarecisi olduğunu gösterir pek çok belirtiler mevcuttur.   İşte bu çete bir gün, İran hududu içlerinde 6 km sarkarak, orada bir aşiret reisi olan Mehmedi Mısto adındaki şahsın … hayvanını Türkiye’ye getiriyor. Mehmedi Mısto’nun dedesi Türk dostu olarak tanınıyor. Mısto’nun 1943 yılında dahi Türk istihbaratına hizmet eylediği sabittir.  Mısto, Türkiye’ye başvuruyor. Hayvanlarımı verin, yoksa alırım, diyor. Fakat bu teklif Türk hukukunun haysiyetini rencide eder,  bizim İdareciler “Gelip karını da koynundan alacağız!”  diye mektup yazıyorlar. Ve Mısto 8 Temmuz 1943’te Özalp’e 1,5 km kala otlaktan 406 baş hayvanı alıp gidiyor. Türk yöneticiler bu işin içeriden destekli olduğunu düşünüyorlar. Hilmi ve Şükrü bu olayı çok mübalağalandırıyorlar hatta Van Valiliğine “Özalp yakınlarına kadar Rus askerleri gelmiştir.” diye rapor veriyorlar. Bu arada Özalp’te arzuhalci Rıfat isminde birisi arazi ihtilafları sebebiyle geçinemediği (anlaşamadığı) 40 kişinin adını Mehmet Mısto’nun yatakları (aveneleri, yardımcıları)  olarak kaymakama ihbar ediyor. O da Valiye yazıyor, polis 40 kişiyi gözaltına alıp mahkemeye veriyor mahkeme 5 kişiyi tutuklayıp 35 kişiyi serbest bırakıyor.  Mehmet Mısto 24 Temmuz gecesi Van’a gidiyor Valinin evinde; Vali, Mehmet Mısto, Tüm General Cevat Yalım ve Tuğgeneral Rasim Saltuk toplanıyorlar. Mehmet Mısto’nun uzaktan akrabası olan 35 kişinin öldürülmesi kararına varıyorlar.  Tümgeneral Cevat Yalım, Mustafa Muğlalı’yı uyarıyor.  Vali 25 Temmuzda 35 kişinin tutuklanması emrini veriyor. Biri kadın diğeri 11 yaşındaki bir çocuk bulunamıyor.    Bu arada 35 kişi her önüne gelenden yardım istiyor. Vali Avni Doğan her konuya vakıf. Muğlalı görüşmeyi ertesi güne bırakıyor. Hatta Muğlalı’nın, “Memleketin çıkarı için babamı bile asarım, Aydın Doğan bu işe karışmasın onu kırbaçlarım.”  vs. şeklinde acayip beyanlarda bulunduğu sabittir. Aydın Doğan tutukluları ziyaret ediyor, bu kişiler “Paşam! Bizi kurtar.!” diye yardım istiyorlar. Bu sırada Şükrü Tüter vs. geliyorlar, “Bunlar casustu, ordunun konuşlanmasını düşmana bildiriyorlar, Divanı Harbe veriniz!”  diyorlar. Aydın Doğan “O halde derhal teslim alınız.” diyor. Hiç değilse askeri makamlar teslim alsın istiyor.  Ve Muğlalı 26 Temmuz 1943’te emrini veriyor; “Bu listedeki kişileri hududa götürüp, gizli geçiş yerlerini öğrenin. Şayet kaçmaya veyahut askere saldırmaya kalkarlarsa derhal silah kullanılmasının hiçbir zaman unutulmamasını rica ediyorum.  3. Ordu Müfettişi Orgeneral Mustafa Muğlalı.”

“Bu kişiler öldürülmeye sevk edilecekleri anda Yüzbaşı Vahit Yüzgeç’in müdahalesi üzerine, Türk askerinin kadına kurşun atmayacağı gerekçesi ile serbest bırakılmış olan Mehmedi Mısto’nun Türk uyruklu kızı olan Zühre’dir.  Orgeneral Mustafa Muğlalı onları Genelkurmaya rapor ediyor; 

“1- Özalp teftişimde, yöreyi çok iyi bilen kişilerin guruplar halinde hududa götürülerek bilgi alınmasını uygun buldum.  

2- 32 kişi götürülmekte iken çatışma çıktı, tamamen imha edildiklerinin tahmin edildiği… 

3- Çarpışan gurupların birisine kumanda eden subayın elinden yaralandığını ve gurupların görevlerini çok iyi bir surette yaptıklarını …”    

32 kişi elleri arkalarına bağlı ve kişiler birbirlerine iple bağlanmak suretiyle … bu sırada zaten öldürüleceklerini bilen elleri bağlı mağdurların yalvarıp yakarmaları, feryadı figanları çok yürekler acısı bir sahnedir. .. Şükrü Tüter’in evvelce verdiği sözlü emir gereğince, üzerleri aranıp para ve saatleri gasp edilip kişilere dağıtılmıştır.   Bütün bu açıklamalardan anlaşılacağı üzer, Özalp olayı diye adlandırılan bu olay, başından itibaren düşünülmüş, tertiplenmiş, uygulanmış, hunharca bir cinayetten başka bir şey değildir.!”

” .. Muğlalının bütün görev hayatı boyunca kendisine verilen görevleri kanunu, nizamı, hak ve adalet düşüncelerini asla dikkate almadan yapmış ve birçok adam öldürme olaylarına karışmış bir general idi. . Hükûmetin Muğlalı’ya bizzat kendisinde dahi bulunmayan bir takım geniş yetkileri hiç olmazsa zımnen (açık olmayan biçimde) tanıdığı, her türlü şüpheden uzaktır. Nitekim Özalp olayından sonra Erzurum’a gelen Reisicumhur İsmet İnönü herkesin huzurunda  “Muğlalı doğunun kralıdır, ben onun burada bulunması sayesinde rahat uyuyorum.” diyerek, Muğlalının arkasını okşamış olmasının bir anlamı vardır. …  Muğlalı, .. daha sonradan, tutuklandıktan sonra ısrarla yardım istediği tek kişi, İsmet İnönü olmuş, “Arkamı sıvazlayıp göreyim seni Muğlalı, diyen kişi nerede ”  diye yanıp yakılmıştır. Bu konuda Muğlalının daha dikkate değer bir ifadesi de şudur; “Bana bu işleri yaptıran kişiye iki kere mektup yazdım, cevap bile vermedi.”    Muğlalının kızları ve avukatı da, Muğlalının İnönü’den geniş yetkiler aldığını söylüyor.”  

“Olaydan sonra İnönü, olay mahalli olan Van’a giderek orada haksızlığa uğrayanların gözleri önünde Muğlalı’nın koluna girerek gezmiştir. Bir katliam failinin, katliam bölgesinde, devlet reisi tarafından onurlandırılmasının anlamı üzerinde durulmalıdır.”  (Muğlalı tutuklu ve hasta) Hastanede Kenan Çığman ile konuşuyor ve Kenan Bey de bu konuşmayı Komisyona şöyle anlatıyor; “Ben askerim, Başkumandanın verdiği bir emri yaparım. Bugün de verse yine yaparım.”  Muğlalı’nın Ankara’da Hamit Şevket İnce’ye şu sözleri söylediği sabittir; “Ordu içinden seni seçtim, Doğu’daki eşkıyalığı önle, … ne yaparsan yap, ben varım arkanda!” bu sözler Milli Şef’in.  Muğlalının kızlarının “Babamıza bu işleri yaptıranlar meydana çıksınlar!” diye ısrar etmelerinin bir anlamı olması gerekir.  

Muğlalının resmen İsmet İnönü’ye 19.2.1949 tarihli bir mektubu ve 26.9.1949 tarihli bir telyazısı dosyalarımızda bulunmaktadır.   İnönü’nün kişisel fiilinden dolayı sorumluluğu yönüne gitmeye, adli anlamda delil mevcut olmadığından, olanak görülmemiştir.    Suçluların bir kısmı ölmüş, hepsi için de 1950 affı çıkmıştır.  Olay zamanında Türkiye’de yürürlükte olan idari ve siyasi zihniyetin ve özellikle insan ve vatandaş hak ve hürriyetleri anlayışının bu olaya neden olduğuna … ”  Rapor bitti.

Alıntı: Orgeneral Muğlalı Olayı (Otuz Üç Kurşun) – İsmail Beşikçi, (Yurt Kitap Yayın 2 Baskı 1992 – Sf. 137 ile 159 arası) kitabından birebir alınmıştır.

BAKKAL’IN YORUMU (1997): Genelkurmay Mahkemesi 1949 yılında başlamış, Muğlalı’ya 20 yıl mahkûmiyet vermiştir.  Muğlalı’nın cesaretini ve cüretini İnönü’den aldığı iddia edilmektedir. 

Posted in , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın