Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

29 Ocak (Kanunusani) 1920 (1337) tarihinde 139. İçtima 1. Celse, Reis belli değil.

Londra Konferansı İle İlgili Mustafa Kemal Paşa’nın Beyanatı;

Mustafa Kemal Paşa (Ankara); “-…Memleketimiz asırlardan beri iki kuvvetin… tahtı tazyikinde (basıncı altında) müteessir (etkilenmiş) ve müteellim (elemli) olmakta idi.  O kuvvetlerin birisi; doğrudan doğruya memleket ve milleti idare etmek iddiasında bulunan müstebitler (baskı yapanlar), ikincisi; bütün bir emperyalist ve kapitalist âlemidir.    … bir buçuk sene evvel, bir sene evvel millet aynı zamanda bu iki kuvvete karşı isyan etmiş ve mücadeleye başlamıştır. ..Evvela garp milletleri kendi hükümetlerinden başka türlü düşünmeye başladılar. … ikinci bir devrede bazı hükümetlerin milletleriyle beraber olmağa başladığı görüldü. Meselâ Fransız ve İtalyanlar hakikatten son zamanlarda fikirlerini tashin (sahnelediler) ve tebdil ettiler (değiştirdiler). Hatta İngiliz milleti dahi kendi ricali Hükümetlerinin iğfalâtına (aldatmalarına) aldanmakta olduklarını idrak etmeye başladılar. Yalnız diğerlerine nispeten çok muannet (inatçı) davranan loit corç (Lloyd George) (kahrolsun sesleri) İşte şimdi arz etmek istediğim vaka ile de loit Curc’un tebdili (değişmesi) kanaat lüzumuna kail olduğunu istidlal edeceğiz (delilleri ile akıl yürüterek ortaya çıkartacağız). Efendiler! 25 Kânunusanide Paris’te bir içtima (toplantı) vuku buldu. Bu içtimada verdikleri karar; 21. Şubatta Londra’da bir konferans akdetmektir (toplamaktır) ve bu konferansta Şark meselesini halletmektir ve esas olarak Sevr Muahedesini hadisatın (olayların) icbar ettiği (zorladığı) tarzda tebdil etmekte (değiştirmekte) karar vermiş bulunuyorlar…. Bundan iki gece evvel İstanbul’da Tevfik Paşa (Sadrazam) doğrudan doğruya bendenizle görüşmek arzu etti. … bu müracaatı doğrudan doğruya kendi şahsıma… gördüğüm için hüsnü telakki etmedim (iyi bulmadım) ve kendisine verdiğim cevapta; benim şahsımla bitecek bir şey yoktur ve olamaz. Eğer Tevfik Paşa Hazretleri TBMM’ne müracaat etmek istiyorsa müracaatta bulunabilirler ve ümit ederim ki bu müracaatları hüsnü kabul görür demiştim.”  

(Yirmi dört saat sonra TBMM Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri diye yazı geliyor. 21 Şubatta Londra da İtilaf Devletleri Yunan ve Osmanlı murahhaslarını (delegelerini) çağırdılar diyor. Ve Ankara’nın göndereceği murahhasları da acele bir heyet seçip bize bildirin diyor. Ve Ankara’nın göndereceği murahhasların da Osmanlı murahhaslarıyla birlikte olmaları şartı vardır diyor. Makine başında bekliyor diyor ve devam ediyor:)       

“Biz de açık olarak, resmi olarak şu cevabı verdik; Milli iradeye dayanan Türkiye’nin geleceğine vaziülyed olan (el koyan) yegâne (tek) meşru (haklı) ve müstakil (bağımsız) kuvvei hâkime (hâkim güç) Ankara’da müstemirren (sürekli bir biçimde) mün’akit (toplanmış) TBMM’dir. Ve muhatap bu Meclisi Hükümettir.  İstanbul’da herhangi bir heyetin minküllilvücuh (her yönüyle, her yönden) bir vazı meşru ve hukukisi (hukuki ve haklı bir yetkisi) yoktu. Size düşen vatani ve vicdani görev; … millet ve memleket namına meşru muhatap Hükümetin Ankara’da olduğunu kabul ve ilan etmektir.” (yaşa bravo sadaları)  

” .. Düveli İtilâfiye de bunu böyle biliyor ama bunu açıklamayı geciktiriyor. Sizin kendileri için istifadeli (yararlı) olabileceğinizi zannetmelerinden neşet etmektedir (doğmaktadır). Eğer Heyeti İtilâfiye bu işi gerçekten halletmek istiyorsa, davetlerini doğrudan doğruya TBMM’ne tevcih etmelidirler (yönlendirmelidir). Böyle bir teklifi kabul edeceğimizi beyan ederim.

                                           TBMM Reisi Mustafa Kemal.”   (şiddetli alkışlar) 

(Siz uygun görürseniz bu cevabı tüm İtilaf devletleri hariciyesine de göndereceğiz diyor. Ve muvafık sadaları var. Bir de hususi bir telgraf çektim diyor ve onu okuyor. Telgrafın başında, Tevfik Paşa’ya siz muhterem bir adamsınız elinizde tarihi bir fırsat var, diyor;)

            “İstanbul’da Tevfik Paşa Hazretlerine  (Hususidir yani özeldir) 

… BMM’nin daima tevkir (hürmet etmek) ve hürmeti kendisine teveccüh etmiş olan (yönelmiş olan) makarrı saltanat ve hilafetten (saltanat merkezi ve hilafet merkezinden) başlayarak maddi, manevi bütün kuvayı memleketin müttehiden (birlikte) hareket etmesi elzemdir. (bravo sadaları) Bunun için zatı şahanenin (Padişahın) iradei milliyeye memlekette yegâne tecelligâhı (ortaya çıkış yeri) olan TBMM’ni tanıdığını resmen ilan etmesi artık icap etmiştir. (şiddetli alkışlar) Bu şekilde, İstanbul’un memlekete zararlar verdiği, ecnebiler lehinde davrandığı durumuna bir son verilmiş olur. … bize iltihak (katılmak) suretiyle vaziyetinizi tasrih ve tespit (durumunuzu açık ve belirli) buyurmanızı .. teklif eyleriz. … bu teklifâtı samimânemiz (samimi teklifimiz) kabul ve infaz buyurulmadığı (kabul edilip de yerine getirilmediği) taktirde Calisi Makamı Saltanat ve Hilafet olan Zatı Şahanenin (padişahın) vaziyeti mütezelzel (durumu sallantıda) olmak tehlikesinden bihakkın (gerçekten) korkulur. (çok doğru sesleri)  .. bundan tevellüt edecek (doğacak) bütün mesuliyet… doğrudan doğruya Zatı Şahane’ye (Padişah’a) aittir. (Alkışlar)” (Bundan sonra yapılması gereken konuları içeren bir telgraf daha çektik diyor. Birincisi; Padişah TBMM’ni tanıdığını resmen ilan edecek ve TBMM’ni bu haliyle kabul edecek. Bu gerçekleştirilirse;)

“Zatı Şahane (padişah) kemâfissâbık (eskiden olduğu gibi) Dersaadet’te ikamet buyururlar (İstanbul’da otururlar) … TBMM Hükümeti de Ankara’da bulunur. Bittabi (tabii ki) İstanbul’da artık kabine (hükümet) namı altında bir heyet kalmaz.” (Devamla, Ankara İstanbul’da bir heyet bulundurur.  İstanbul şehri şimdiki gibi idare olunur. İstanbul’daki tüm memur ve görevlilerin maaşını ödeyecek gücümüz vardır.  28 Kânunusani (Ocak) 1337 (1921) TBMM Reisi Mustafa Kemal diye imzalamış.) Sf.412

İsmail Safa Bey (Mersin); “… Zatı Şahane bu ilanı yapmadığı takdirde ona karşı vaziyetimiz ne olacaktır?  (Eskiden ne ise yine o sadaları) Şimdiye kadar vaziyetimiz, biliyorsunuz gayet kapalı idi ve hiç kimse bu noktaya temas etmeye cesaret edemiyordu.” 

Mustafa Kemal Paşa (Ankara); “…Efendiler! Zatı Şahaneyi (şahane kişiyi, padişahı) zannediyorum ki içinizde benim kadar tanıyan azdır. Ben kendileri ile daha calisi saltanat olmadan  (cülusa ermeden, padişah olmadan) evvel seyahat ettim, refakatlerinde (yol arkadaşlığında) bulundum, binaenaleyh ahlakına, adatına (adetlerine), efkârına (fikirlerine) diyebilirim ki yakından vakıfım…. Malumu âlileridir ki (yüce şahsınızca bilinmektedir ki) İngilizler esaret altında tuttukları İslam âlemine karşı… kıymetli bir alelade vasıtaya (basit araca) muhtaçtırlar. Bu ihtiyaçlarını devir devir (zaman zaman) ihzar etmişlerdir. (hazır etmişlerdir yani belli etmişlerdir) İngilizlerin nazarında bu kıymetli vasıta Makamı Hilafete oturtacakları zattır. .. İngilizler bir aralık Mısır’da böyle bir vaziyet (durum) ihdasına (oluşturmaya) teşebbüs etmişlerdir. …İngilizler Hicaz’da isyan ettirdikleri Emir ile yine böyle bir vaziyet ihdasını (yani bir Halife yaratma çabasını) arzu etmişledir. Yine İngilizler belki elyevm (bugün) Afganistan’da böyle bir oyuncak icadına çalışmışlardır. … Bu İngiliz avucunun içine giren şey Zatı Şahanedir. … Zatı Şahanenin (Padişahın, Vahdettin’in) iki sebeple bu tuzağa düşmüş olduğu kanaatindeyim. Birincisi ciddi olarak memleketi bilmediğinden, milletini tanımadığından, milletinin bu zorluğu yenebileceğine kani değildi.” (Mustafa Kemal devamla, ikinci sebebinin de, kendisinin de yok olacağı vehmine kapıldığı, kendisine milletinin dışında bir dayanak aradığı ve İngilizler hemen avucunun içine aldılar, diyor ve devam ediyor.)

… ama bugün İngilizler dahi Zatı Şahane’yi yalnız bırakmışlardır. Çünkü Efendiler, İngilizler, herhangi bir millet ve herhangi bir Hükümeti ancak kuvvet karşısında vaziyet alır. … artık kendilerince hiçbir kıymeti haiz olmayan Zatı Şahaneyi bırakmışlardır.” (Mustafa Kemal Paşa, Zatı Şahanenin, Tevfik Paşa’ya yazdığı yazıya olumsuz cevap verirse ne olur? Onu o zaman halledersiniz diyor.)

  Hüsrev Bey (Trabzon);  “-Bu bir İngiliz oyunu olabilir.”

  Mustafa Kemal Paşa; “-…İngilizlerin her hareketinin bir oyun olduğuna inanırsak hata etmiş olmayız.” Sf.415

 Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 07 (25.12.1920 / 30.01.1921) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima; 139, Celse: 1, – Sf. 415) kitabından birebir alınmıştır.

Posted in , , , , , , , , ,

Yorum bırakın