31 Ocak (Kanunusani) 1920 (1337) tarihinde 141. İçtima 1. Celse, Reisi Evvel Celalettin Arif Bey.
Sadrazam Tevfik Paşa İle Olan Görüşmelerin Bir Encümence Yapılması Hakkında Amasya Mebusu Ragıp Bey Ve Arkadaşlarının Takriri Yani Önergesi:
(Mustafa Kemal Paşa bu görüşmeleri okutmak istemiyor. Hüseyin Avni Bey kürsüye çıkıyor.)
Mustafa Kemal Paşa; “-…Meclisle Heyeti Vekile arasında, her noktada itimadı tam (tam bir güven) olduğunu bütün düşmanlarımıza bildirmekte müttehit olalım (birlik olalım) . Bunu ihlal edersek herhangi bir fikrin her ne şekil ve suretle olursa olsun intişarını (yayınını), bugün için manafii mülke (ülke yararına) ve memlekete muzır (zararlı) görürüm. (şüphesiz sesleri, hacet yok, takrir okunmasın sadaları) . Ondan sonra arzu ederseniz okutturursunuz.” (okunsun sadaları)
Hüseyin Avni; “-Takrirde acaba ne var?”
Yahya Galip (Kırşehir); “-Kim bilir ne münasebetsiz (uygunsuz, gereksiz) şeyler!”
Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “-Efendiler! Münasebetsiz şeyi Mebus vermez. (gürültüler) Senin kadar onun da aklı vardır. Benim de imzam var o takrirde. Görmeden, okumadan münasebetsizdir demek nedir? Sizin kadar da biz de salâhiyettarız (yetkiliyiz) . … Paşa Hazretleri ilk evvela kendileri vuku bulan müracaatı reddetti, dedi ki, burada Kemal Paşa yoktur, burada TBMM Reisi vardır. … Demek ki müracaat doğrudan doğruya BMM’nedir. ... Takrir (önerge) okunmasın ne demektir? Yazılmış bir takrir neden okunmasın? Benden yüksek salahiyet, yüksek akıl iddia etmek kimsenin hakkı değildir. …Büyük Millet Meclisi’ne vaki olan müracaatta, ilk evvela Hükûmet BMM’ni içtima ettirecekti yarı gecede. Biz müstemirren (kesintisiz olarak) geceli gündüzlü burada hazırız. (gürültüler) .. Tevfik Paşa’ya vuku bulan müracaatta; heyeti toplar, müzakere eder (görüşür) cevabını veririz demişti. İstanbul’da bizi yirmi dört saat bekleye idi. .. Ben zatı şahaneye tahsisatı seniyenizi takdim edeceğiz. Bunu söylemeyi münasip (uygun) görmedim. … Efendiler, verilmiş şeyin, cevabın yanlış olduğunu iddia ediyorum. (şiddetli gürültüler)
Mustafa Kemal Paşa (Çok sinirleniyor ve kaba konuşuyor. 1996) “-.. Dün evvelki gün neye söylemedin? Bunları izah etmedin Efendi!”
Hüseyin Avni; “-.. Beş altı arkadaşa bu kadar vasi (geniş) salahiyet verilmiş değildir. … Niye bağırıyorsunuz? .. Benim de sizin kadar akıl ve hakkım vardır.”
İhsan Bey (Cebelibereket); “-Erzurum’dan geldikten sonra çok akıllı oldunuz! Evvelce böyle değildiniz!”
Hüseyin Avni: “-Ben hâkim’im efendi!”
Muhittin Baha Bey; “-Saray hâkimisin!”
İhsan Bey (Devamla); “-Muvaffak (başarılı) olmayacaksınız zamirinizi (gizli niyetinizi) ortaya koymaya.”
Hüseyin Avni; “-Efendi! Ben Kuvayı Milliye’nin temeliyim. Gözünü aç efendi! Ben hiçbir isnat (atılı suç) kabul etmem. BMM’nin gayesinden başka bir şeyi kabul eden alçak ve lanetleme olsun! …Vaki olacak muhaberattan (haberleşmelerden) benim haberim olmalıdır diyorum!” (gürültüler)
Hamdi Namık Bey; “-Muhaberattan haberdar etmiyorlar mı?”
Hüseyin Avni; “Neticei mukarrerat (kararların sonucu) tebliğ olunuyor. … Meclisi Âli’nin reyinin inzimamını (eklenmesini) istiyorum. Buna razı değil misiniz? (gürültüler) ben böyle istiyorum, siz istemezseniz pekâlâ başka, istemeyin.”
Fuat Bey (Çorum) “- İn aşağı haydi! İstemiyoruz.”
Mustafa Kemal Paşa; ” Efendiler! Bu son söz üzerine Meclisi Âli’nize gayet acı bir hakikati söylemek mecburiyetindeyim.” (1) “İçinizde sizin hafiye (casus) vardır! Efendiler! En gizli celsenizde cereyan eden hayatı millet ve memlekete müteallik (millet ve memleket hayatına taalluk eden, dayanan) en gizli noktalar ecanibe (ecnebilere, yabancılara) raporla verilmiştir. (gürültüler, kahrolsun sesleri) Binaenaleyh bu memleket (gürültüler) beyhude (boş) yere vaziyeti ığlak etmeyiniz (durumu üstü kapalı geçmeyiniz). … Efendiler! Bu takrire vazı imza edenler içinde hafiye vardır.” (şiddetli gürültüler) (Kimdir? Söyleyiniz! Rica ederiz sesleri, kahrolsun, lanet olsun sesleri) …
Yahya Galip Bey (Kırşehir) “-… öyle zamanlarda böyle bir takrir vermeyi, ben hiçbir zaman hüsnüniyetle kabili tevfik (iyi niyete uygun) göremem. (Bravo sesleri) .. nasıl olur da içimizde bazı efendiler ecnebi parası alırda millete hıyanet eder. Bu alçaklıktır, onlar buradan çıkmalı …. Bolşeviklerden para almışlar.”
Bir Mebus “Kim?”
Yahya Galip Bey (Kırşehir); “Bolşevik olanlar hep almış! Bolşevik olan herifler meydanda işte. Ecnebi parası almışlar.”
Muhittin Baha Bey; “-…diyorlar ki BMM haberdar olmadıkça İstanbul’la muhavere (haberleşme) edilmesin. İşte takririn müeddası (iddia ettiği şey) bu.”
Hüseyin Avni Bey; “Ne var bunda
Muhittin Baha Bey; “- … memleketin menafii âliyesine (yüce menfaatlerine), yüzde bir ihtimal ile bir hakikatin söylenmesi muzır (zararlı) olursa o hakikat söylenmez….”
Ziya Hurşit Bey (Lazistan); “-O halde bizim burada ne işimiz kalıyor?”
Hüseyin Avni Bey; “-Rica ederiz! … daha buraya niye geliyoruz?”
Muhittin Baha Bey; “-Heyeti Vekile İstanbul’a demiş ki biz sizi tanımıyoruz. Siz bunu kabul ediyor musunuz?”
Hüseyin Avni; “Ediyoruz!”
Muhittin Baha; “- ..Meclis’in dikkatine arz edilen bu kararı bir takrirle neden zayıflatmak istiyorsunuz?”
Hüseyin Avni; “-Hiç kudretten düşmez, artar, millet yapıyor Meclis yapıyor derler.”
Muhittin Baha Bey; “-Heyeti Vekile burada okudu ve siz kabul ettiniz. Fakat efendiler o zaman sesinizi çıkartmadınız. …”
Hüseyin Avni; “Alkışladık! Biz alkışladık, kıymetini arttırdık, biz arttırdık. Gözünüzü açın!”
Muhittin Baha Bey; “-Yapamadığınız veyahut hazırlanamadığınız için.”
Hüseyin Avni; “Teessüf ederim (üzüntülerimi iletirim) size. Namusum üzerine söz söyleyenler namussuzdur!”
Salih Efendi (Erzurum); “-Muhittin sus! Hüseyin otur! Namus kelimesi üzerine söz söylenmez. Sonra tabanca patlar!”
Hüseyin Avni; “-Heyeti Umumiye’nin (tüm meclisin) namusu muhkemdir (sağlamdır). Gözünü aç! Ben bir teşkilatla iktifa etmiş (yetinmiş) değil, ben Kuvayı Milliye’nin temeliyim! Sen uyurken benim bayrağım parlıyordu. Benim gayem hâsıl olmuştur (amacıma ulaştım).”
Muhittin Baha Bey; “Bırak Salih Efendi! Hakaret reddolunur, muhayyerdir! (seçmece, beğenmece, hayırhah)” (şiddetli gürültüler)
Hüseyin Avni; “-Ben şerefim ile yaşar bir insanım! Ben Hüseyin Avni’yim! (Gürültüler) Ben BMM’nin azasıyım! Şahsiyat (kişiselleştirme) kabul etmem.” Sf. 25
Celalettin Arif Bey celseyi tatil ediyor.
2. Celse: Reisi Sani Vekili Hasan Fehmi Bey
Neşet Bey (Kangırı, Çankırı); “-Paşa hazretleri! .. buyurdunuz ki, bu Meclis’te hafiye vardır. … rica ederim, kimse o hafiye meydana çıksın. O şaibeden kurtulalım.” (Celsei hafiyede olsun sesleri)
Hüseyin Avni; “Celsei hafiyeye (gizli celseye) lüzum yok. Aleni olsun herkes meydana çıksın!”
Mustafa Kemal Paşa; (2) “-.. zannederim bununla iktifa edilmek (yetinmek) bu dakika için daha muvafıktır (uygundur). Hiç şüphe yok ki yakın zamanda bu Meclisi Âlimizce malum olacaktır. .. bugün bir isim, iki isim söyleyebilirim. Fakat bunu söylemekle teşvişi muamelat edeceğimize (işlemleri karıştıracağımıza) ihtimal vardır. Hiç şüphe yok ki; bunlar nasılsa Heyeti Âliye’niz ile temasta bulunan kimselerdi.”
Sadrazam Tevfik Paşa İle Olan Görüşmelerin Bir Encümence Yapılması Hakkında Amasya Mebusu Ragıp Bey ve Arkadaşlarının Takriri Okunuyor:
(İstanbul ile yapılan görüşmelerin, mecliste oluşturulacak bir encümence (komisyon tarafından) yapılmasını istiyorlar. Takriri imzalayanlar Meclis’in demokrat ve ilerici mebusları: Amasya Mebusu M. Ragıp Bey, Tokat Mebusu Nazım Bey, Mersin Mebusu Selahattin Bey, Kangırı Mebusu Neşet Bey, Genç Mebusu Celal Bey, Erzurum Mebusu Hüseyin Avni Bey, Erzurum Asım Bey, Karahisarısahip Mebusu Mehmet Şükrü Bey, Genç Mebusu Fikri Faik Bey, Kangırı Behçet Bey, Malatya Mebusu Fevzi Bey, İçel Mebusu Naim Bey, Kastamonu Hüseyin Sabri, Yozgat İsmail Fazıl Paşa, Konya Mebusu Kâzım 1996) Sf. 26
Selahattin Bey (Mersin); “-..Gayet açık söylüyorum efendiler; ben bu memleketin kırk iki yaşına gelmiş, nüfuz ve haysiyetiyle yaşamış bir adamıyım… tecavüz edilmiştir Efendim, vazıülimza olanlar (imza sahibi olanlar) meyanında (içinde) hafiye vardır denilmiştir. … Hükümet Reisi buyurdular ki, bu Meclis’e emniyet edilemiyor, hafiye vardır. İşte Efendiler! Bu, Meclis’in şeref ve haysiyeti için mühim bir noktadır. … Bu kürsü söz söylemek ve hakkı müdafaa etmek içindir. Hükümet ittihazı karar ederken (bir karar oluştururken) Meclis’i daima haberdar etsin demek cürüm müdür (suç mudur)? Kabahat midir, kusur mudur?”
Yahya Galip Bey; “-Bugün için muzırdır.”
Selahattin Bey; “-Bir daha bu Mecliste bir yere imzamı atamayacağım, korkuyorum!” ….
Hamdullah Suphi Bey; “-..murakabe etmezseniz (denetlemezseniz) muti (itaatli) ve münkatı (kesilmiş, son bulmuş) bir heyet halinde görünürseniz, şerefimiz ve şerefiniz yoktur. (alkışlar, bravo sesleri)
Mazhar Müfit Bey (Hakkari); “- ..Evvela bu meclisin bir şeref ve haysiyeti vardır. … buna tahammül edilemez .. bu hafiye tahkikatı (araştırması) ikmal edilinceye kadar bendeniz bu kürsüye çıkıp da söz söylemeyeceğim.”
Hüseyin Avni; “- …bizim hükümete itimadımız vardır ….Böyle hayati bir meselede, yaptıktan sonra söyleyeceğine, yapmazdan evvel söylesin diyoruz. Bunda tefrikaya (ayrılığa) delalet eder, hafiyeliğe delalet eder ne var?…Başta Paşa Hazretleri olmak üzere beni herkes bilir. Ben namuskârane bu gaye arkasında çalışırım.”
İhsan Bey (Cebelibereket); “-Maksadın hükümete geçmektir. Valilik almadığın için yapıyorsun.” (3)
Hüseyin Avni Bey; “-Onu size reddederim. Vali olmak, Hükümete geçmek BMM’nin azalığından büyük değildir. Mebusluk Vekillikten daha büyüktür. Vali olmak tenezzüldür (aşağı inmektir) Efendiler bu söz kendi mevkiini bilemeyen, takdir edemeyen adamın ağzından çıkmıştır. Ben öyle şeyler kabul etmem, namussuzum böyle bir şey arzu etmiş isem!”
Başbakan Fevzi Paşa hükümeti için güvenoyu istedi, Meclis güvenoyunu verdi.
Sadrazam Tevfik Paşa İle Olan Görüşmelerin Bir Encümence Yapılması Hakkında Ragıp Bey ve Arkadaşlarının Takriri Görüşülmeye Devam Ediyor.
(Mersin Mebusu Selahattin Bey, Kemal Paşa’nın hafiye iftirası konusunda bir takrir veriyor.)
“Riyaseti Celile’ye,
BMM azayı kiramı meyanında (üyeleri arasında), hükümetçe malum bazı hafiyeler (casuslar, gizli adamlar) bulunduğu Riyaseti Celile’ce bildirildiğine göre, hafiyelikle müttehen (itham edilen) eşhasın (şahısların) tespiti ve haklarında derhal Meclis’çe tahkikat-ı kanuniyeye (yasal araştırmaya) tevessül olunmasını (yönelinmesini) ve fakat Meclisin şahsiyeti muhteremesine (saygın kişiliğine) ve vazifesine bu mahiyetle dahli tarizin (rahatsız edici müdahalenin) veya tahdidin (sınırlamanın) ortadan kaldırılması ve Meclis’in kanaatlerini izahındaki serbestîsinin takyit buyurulmamasını (Meclis’in görüşlerini bildirmesinde kayıt altına alınmamasını) arz ve teklif ederim.
Mersin Selahattin”
(Bu takrir (önerge) okununca Mustafa Kemal Paşa kürsüye çıkıyor ve Selahattin Bey’e karşı saldırıya geçiyor. Selahattin Bey’in Meclis’e sonradan katıldığını söylüyor:)
Mustafa Kemal Paşa; “-….malumu aliniz (yüce bilgilerinizce) Selahattin Bey bu Meclis’in içine gelirken İngiliz Sefarethanesinden (elçiliğinden) geçerek, İngiliz torpidosuna binmiştir.”
Selahattin Bey; “-Evet, İngiliz torpidosu ile geldim.”
Mustafa Kemal Paşa “-Ve ilk yaptığı şey, vazifei milliyesi ve vataniyesiyle meşgul olan bir arkadaşı yerinden oynatmak ve onun yerine geçmektir. Binaenaleyh kendileri haddizatında (aslında) fena bir adamdır demek istemiyorum, ancak bu zihniyetlerle içimize geldiği için bazı vaziyetlerimizi (durumumuzu) bu suretle görmektedir.”
Selahattin Bey; “-…Çok teessüf ediyorum ki (çok üzülerek söylüyorum ki) şahsım için söz söyleniyor. Allah bu günü gösterdi. Esef ederim (üzüntümü belirtirim). .. Evet, ben İngiliz Sefaretinin hazırladığı bir torpido çeker ile Samsun’a geldim. Beni gönderen Hâriciye Nezaretince, isimlerini söylemek istemediğim zevatı âliyedir (yüce kişilerdir). .. o zaman Hükümetle Anadolu arasında mevcut olan uçurumun ıslahı için ve müsait (uygun) ve mutedil (ılımlı) bir vaziyette meseleî milliyenin halli için gönderildim. Paşa Hazretleri bunu bilmez değillerdir. Fakat benim şahsıma bir leke kondurmak istiyorlarsa serbesttirler. Heyeti Temsiliye’yi (Sivas Kongresi sonrası Müdafai Hukuk anlayışına sahip yönetimden bahsediliyor) arzu ediyor ve Meclisi arzu etmiyor dediler. Allah’tan korkmalı…. Bir Heyeti Temsiliye’nin vücuduyla bir memleketin idaresi kabil olacak ve memleketin, milletin bir Meclisi Âlisi’ne razı olmayacak kadar basit şahsiyetli bir insanı ben tasavvur (tasarlamak) etmiyorum ki şu mecliste bulunsun..” Sf. 30, 31
Mustafa Kemal Paşa;“-Mütalaatınızı muhtevi (içeren) raporumuz mevcuttur.”
Selahattin Bey; “- ..Meclisi Âli’nin bir şubesine veriniz, tetkik etsinler. Efkâr (fikirler) ve mütalaatım (görüşlerim) bir meclisi millinin teşkiline muarız (karşı) olduğunu tazammun (kapsadığını kabul) ediyorsa, bugün beni bu meclisin içinde çalıştıran, beni bu meclise iltihak (dâhil) ettiren zatı devletleridir (devletli şahıslarıdır, Paşa’dır) . … Rica ederim burada her söz söylemek isteyenler eğer böyle lekelenirse bu meclis içerisinde oturmayalım. Burası milletin evi ise pekâlâ rica ederim serbest olalım. Bu nedir? Ayıptır! Anlayamıyorum; herhangi bir mesele için bir arkadaş bir sual sorsa alnına bir damga vuruluyor ve üzerine bir çamur atmak için bir tertip görüyorum. Allahtan korkalım, Allahtan. .. Benim şahsiyetim hakkında niçin tariz olunuyor (dokunaklı söz söyleniyor). …Benim zihnim vardır, bu, işleyecektir. Bunu kabul buyurunuz. Burası Meclisi Âlidir ve burası birinin evi değildir. Hepimizin evidir. .. Efendiler! Burası hepimizin evi olduğuna göre şerefimize, haysiyetimize ilişmeyiniz, rica ederim!”
(Reis hükümetten hafiye konusundaki bilgileri isteyip gerekeni yapacağız diyor.)
Güven oylaması sonucu açıklandı; İlk Başbakanımız Fevzi Paşa Hükümetine 134 kişinin tamamı evet dedi.
Heyeti Vekile Reisi Fevzi Paşa (Kozan); (Meclis’ Teşekkür ettikten sonra;) “Heyeti Âliye’nin fikri dâhilinde hareket edeceğiz ve en mühim mesaili (meseleleri) Heyeti Âliye’nize arz edeceğiz.” (alkışlar)
Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 08 (31.01.1920 / 28.02.1921) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene;1, İçtima; 141, Celse: 1, – Sf. 26 ile 38 arası) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN YORUMU (1) (1996): Kemal Paşa, Melis’e danışmadan İstanbul’a gönderilen ve adeta darbe muhtırası şeklinde olan yazışmaları eleştirdiği için çok kızıyor ve Hüseyin Avni Bey’e saldırıya geçiyor.
BAKKAL’IN YORUMU (2) (1996): Kemal Paşa isim vermeye gerek yok, hükümet gereğini yapacak diyor.
BAKKAL’IN NOTU (3) (1996): Bu Topçu İhsan yıllar sonra Bahriye Vekili iken yaptığı yolsuzluktan yüce divana çıkmış ve hüküm giymiştir.
Yorum bırakın