Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

 1 Nisan 1338 (1922) tarihinde İçtima: 18. Celse:1, Reisisâni Vekili Hasan Fehmi Beyefendi.

Sulh Tekliflerine Karşılık Telgraflar Var. (Elâziz, Arapkir, Ankara, Niğde bu barış tekliflerinin reddini istiyorlar. Sf.437, 439

Dâhiliye Vekâleti Bütçesi ve Sansür Görüşmeleri:

Hüseyin Avni Bey; “-… bu inkılabın (devrimin) amillerinden (yapanlarından) bulunan İrade-i Milliye Gazetesi’nin sansüre tabi tutulmasıydı…. Zannediyorum ki; sansür edilen cümle şudur; Tekâlif-i Milliye (1) iyi tatbik edilmedi. Zenginler himaye edildi, fakirlere daha çok yükletildi. Bu gazetenin böyle bir iddiasından, böyle bir murakabesinden (denetlemesinden) dolayı mükâfat edilmesi lâzım gelirken, her nasılsa TBMM’nin yapmak istediği inkılâbı, memurları kavrayamıyor, zihinlerine sokamıyor. Onlarınki İskender-i Kebir (Büyük İskender) gibi. .. Bir Nâhiye Müdürü bütün kudretini bir hükümdar gibi icra etmek (yürütmek) istiyor. … .. BMM’ni kim tenkit ederse en muhterem adam onlardır.   Efendiler bu, Millet vaveylâsıdır (çığlığıdır). Bu memlekette dört tane gazete çıkıyor. Herkesin savaştan yorulduğu bir dönemde gazeteler milleti ateşledi. Efendiler, revamıdır (uygun olur mu) ki bunlar meydana bembeyaz çıksın? (Albayrak gazetesi sansür’ü protesto etmek için beyaz çıkmış) Bu ne büyük lekedir? .. Geçen sene bu kürsüde bunun bir emsâli (örneği) daha geçti, o da Albayrak gazetesinin sahibi ve muharriri Mithat Bey meselesidir. Burada o mesele okunurken hafi (gizli) celsede alkışlandı. Çok şükür böyle fedakâr evlatlar vardır diye. Gazetenizden meserret (sevinç) gözyaşları akıyordu efendiler. O Gazete hâlâ kapalıdır. Mithat Bey yedi ay hapis yatmıştır. Buraya bile nefyolundu (sürgün edildi), şerefinize buraya bile mahfuzen (tutuklu olarak) geldi. .. bunlar hiçbir zaman memleketin bâis-î felâketi (felaketine sebep) olacak söz yazamazlar. Çünkü memlekette revaç bulamaz (uygun bulunmaz).    … İşte gazetesinin beyaz kısmı. Cürmü meşhut (suçüstü) halinde arz ediyorum. Bunu cevabını BMM verir efendiler.”

Ali Rıza Bey (Kars); “-Yüzünün akıyla çıkmış!”

Mustafa Lütfü Bey (Siverek); “-Mürekkebi bitmiş.”

Hüseyin Avni Bey (Devamla); “-Rica ederim nasıl nefestir ki milletin sadasını tıkar? Boğazını sıkar? Bu kâfi gelmiyormuş gibi bir de o zatı memuriyetten azl ediyorlar (memuriyetten atılıyorlar); Meclis-i İdare Başkâtibi Selahattin Efendiye; Gazetecilik ve siyasetle iştigal ettiğinizden (uğraştığınızdan) dolayı azl edildiğiniz tebliğ olunur.”  (haklıdır sadaları) 

Lütfü Bey (Malatya); “- İmza Ferit Paşa mı?!”

Hüseyin Avni; “-İmza Vâli Ali Haydar Bey. .. Sonra Efendiler elimde Dilek Gazetesi vardır. .. Onun (Valinin) makaleleriyle şu gazete doludur. . İlk evvelâ kendi istifâsını vermesi lâzım gelir.  … Vekiller Meclis’i huzurunda titrediği halde üçüncü, beşinci derecede olan kumandan ve valiler henüz bu azameti takdir etmek istemiyorlar.  .. BMM İdaresi bugün bir takım müstebit (baskıcı) kumandanların, valilerin elindedir.  .. Bu gibi zevat ya istibdatlarından (baskıcılıklarından) ya bizden vazgeçmelidirler.” Sf. 440, 443

Hasan Basri Bey (Karesi); “-.. Öyle valiler istiyoruz ki .. halkı zorla tiyatrolara sürüklemeye, ihtiyarların sakalı ile, hocaların sarığı ile oynamaya kalkışmaya. (Elaziz Valisi Abdülkadir Beyden bahsediyor)  Efendiler; ben bittabi idare-i müstebidenin (baskıcı idarenin) müthiş bir düşmanıyım.   .. Bu millet o kadar muhterem bir millettir ki, bugün millet adeta hükümet tarafından idare olunmuyor, kendi kendisine idare olunuyor.    .. Halkçılığı lisanınızla değil, ruhunuzla, imanınızla almalısınız.”  Sf. 448

(Sivas Mebusu Emir Paşa asker değil hukukçu ve çiftçi, Mustafa Kemal’in vekil (bakan) adayı göstermesi idarenin bozulmasının başlangıcıdır diyor.) Sf. 449 

Şevket Bey (Bayazit); “-Millet battı! Hakk-ı murakabeden (denetleme hakkından) mahrum (yoksun) kalan bu milleti, müstebit kumandanlar, valiler, mutasarrıflar bu mülkü harap ettiler. Yıktılar!” Sf. 452

Besim Atalay Bey (Kütahya); “- .. en büyük yolsuzluk, memurinin (memurların) bu memlekette kendilerini, âmir ve hakim sıfatıyla tanıması, halkı karıncadan daha aşağı görmesi, bu memleketi kendilerinin ve babalarının çiftliği gibi zannetmesi.”  Sf. 454 

(Kars Mebusu Ali Rıza Bey, Dâhiliye Vekâletine gerek yok diyor, Dâhiliye Vekillerinin görev yapmalarına askeri idare manidir, o halde bu Vekâleti de Askeriyeye bağlayalım .. millet buna alıştı diyor.) Sf. 455

Emin Bey (Erzincan); “-Maliye Vekâleti tarafından aşarın (aşar vergisinin) nakden satılması tahakkuk etmiş birçok livaların aşarının satılması tebliğ edildiği halde, Maliye Vekâletinin bu emrini ben tanımam diye mutasarrıfları cebreden (zorlayan) ve muhasebecilerini azlettiren (işten attıran) ve aynen sattıran mevki kumandanları vardır!”

Şevket Bey (Bayazıt); “-Nefyettiriyor (sürgün ettiriyor)! Nefiyden (sürgünden) bahset!”  Sf. 457  

Emin Bey (Devamla); “- .. evvelemirde (ilk önce) memurin-i dâhiliyeyi hür ve müstakil (bağımsız) bir hâle ifrağ edecek (dönüştürecek) kavanini tanzim etmeli (yasaları düzenlemeli) ve ondan sonra onları sıkı bir teftişe (denetime) tabi tutmalıdır.” Sf. 458         

(Dâhiliye Vekili Fethi Bey kendisini savunuyor, askeriyenin etkisini bitirdim, mülkiyeye (sivil idareye) istiklâlini (bağımsızlığını) kazandırdım diyor.)

  .. Şevket Bey (Bayazıt); “- Emir buyurdunuz ki, hükümet üzerindeki tesirat-ı askeriye (askerlerin etkisi) tamamen ref edilmiş (ortadan kaldırılmış) katiyen müdahale yoktur. Bendeniz bunun aksini iddia ediyorum. Efendiler Şarkta hâkimiyet-i mülkiye (sivil idare egemenliği) yoktur! Hâkim-i mutlak askeri kumandandır. Mülkiye mefluçtur (felç olmuştur). Sesini çıkartamıyor, milleti emmekten başka bir şey yapmıyorlar. .. Bir fırka-i askeriye kumandanı vasıtasıyla yirmi beş bin lira aşardan cebren tazmin ettiriliyor (zorla para aldırıyor).” Sf. 466             

(Dâhiliye Vekili kendisine vekil tayin etmesinin kanunsuz bir şey olduğunu bilmediğini söylüyor, Hüseyin Avni de tekerrür etmemesi koşulu ile affediyor.) Sf. 474

 Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 18 (1.03.1922 / 1.04.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima;18, Celse: 1, – Sf. 437 ile 474 arası) kitabından birebir alınmıştır.

BAKKAL’IN NOTU (1) Tekâlif; Osmanlı da bir tür vergi, ne amaçla alınırsa o amaca harcanma ve vatandaşa iade edilme şartı var. Başkumandanlık emri ile halktan Tekâlifi Milliye alındı ama iade edilmedi.

Posted in , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın