Celal Bayar, “fiili durum” dediği 27 Mayıs hareketinde, “Demokrat Parti‘ye karşı düşmüş ve devlete ortak olmuş iki grup vardır” der. Bunlar ordu ve aydın gruplarıdır. Ordu ve aydını şu kısımlara ayırmaktadır:
“Anayasanın karakterine bakarak bu yeni ortakları ordu ve aydın diye niteleyebiliriz. Ordu, Millî Güvenlik Kurulu ile aydın, Anayasa Mahkemesi, Üniversite, TRT, Planlama ve hatta Senato’nun seçim dışı gelen üyeleriyle devlet ortaklığına girmektedir. Bu ise bir bakıma bin yıllık devlet yönetimi geleneğimize de uygundur, denilebilir”.
“Mademki 1961 Anayasası, Devletin bin yıllık geleneğine uygun görülebilen bir düzen getirmiştir, nasıl oluyor da on yıllık iktidarınız zamanında bu müesseseleri içine alacak bir anayasaya karşı çıktınız? Cevap vereyim: Ben, Adnan Menderes ve öteki arkadaşlarımız, Osmanlı’daki Saray, Medrese ve Ordu üçlüsünün, Devleti şeklen yönetir göründüğüne, gerçekte Ordu ve Medresenin, tabandan gelen yönetiminin temsilcileri olduğuna inanıyoruz. Ne Yeniçeri, ne onun yerine gelen Nizam-ı Cedit, Sekban-ı Cedit ve Osmanlı ordusu, bir sınıf ordusu değildi. Medrese de bir sınıfın elinde tekelleşmemişti. Çünkü Türk toplumunda Batı anlamıyla sınıf yoktur. Ordu ve Medrese, halkın içinden gelen, bilgiye ve savaşa elverişli kimseler topluluğudur. Ordu ve Medrese, biat etmeden bir padişah tahta çıkamayacağına göre, bunlar bir çeşit “Müntehib-i saniler“, ikinci seçicilerdir”. Sf. 116
“Atatürk, bu temel gerçeği görmüş ve 1924 Anayasasını bu gerçeğin tefekkürü üstüne oturtmuştur. Yani Ordu’yu ve aydın‘ı devlet ortaklığından çıkarmış, bu görevi Halk Tefekkürü’nün mümessilleri sayılabilecek müntehib-i saniler’e ikinci seçicilere kaydırmıştır. Atatürk Anayasası’nın en derin özelliği budur!… Saray’ın kanun yapma ve yürütme yetkisini Büyük Millet Meclisi’ne vermiş, Ordu’nun ve Medrese’nin denetim gücünü seçim mekanizmasına bağlayarak ikinci seçicilere kaydırmış, böylece devleti, en kısa yoldan halka götürmüştür”. Sf. 117
“Bilfiil yönetim dışında, fakat bil kuvve yönetim içinde bulunan üniversite ve ordu güçleri derhal harekete geçmiştir. Bu güçlerin, 1924 Anayasası’yla yönetim ortaklığından çıkarılması sırasında, Atatürk’ün şahsına duyulan büyük güven sebebiyle buna itiraz etmedikleri, yönetim haklarını tekrar ele geçirmek çabasına girmedikleri, fakat sosyal bir miras olarak haklarını nefislerinde muhafaza ettikleri açıkça görülüyor”. Sf. 117
Alıntı; Sivil Toplum Yazıları – İdris Küçükömer, Yayına Hazırlayan; Yücel Yaman, (Profil Yayıncılık, 2. Baskı Şubat 2013 – Sf. 116, 117) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın