Mustafa Kemal Paşa bu dargınlığı şöyle anlatıyor; “Gedos (Gediz olmalı) Muharebesinden ve onun can sıkıcı maddi ve manevi sonuçlarından sonra Fuat Paşa’nın cephe üzerindeki kumandanlık etki ve nüfuzu sarsılmış gibi gözüküyordu. (1)
Kendisini kumandadan çekmeyi zaruri addetmeye başladım. Tam bu sırada Ali Fuat Paşa Ankara’ya gelip görüşmek hususunu 5 Teşrinisani (Ekim) 1920 de telgraf ile bildirdi. Ali Fuat Paşa’nın aleyhindeki dedikodu ve Kuvveyi Seyyarenin ordu disiplini üzerindeki kötü etkisi … artık Ali Fuat Paşa’nın Garp Cephesine kumanda edemeyeceğine kani olmuştum.” (2)
Ali Fuat Paşa anlatıyor;
“-1920 Kasım ayı başlarında Garp Cephesinde tam bir sükûnet vardı. … Ruslar … Silah, cephane ve para göndermeye başlamışlardı. İtalya’dan da cephane geliyordu. İstanbul’da Hükümet’in değişmesi üzerine, İstanbullu hemşerilerimizden de yardım göreceğimiz tabii idi. .. Fakat yine hükümetten (Ankara hükümeti) yeterli derecede yardım göremiyorduk.
(Ali Fuat Paşa, Maliye Bakanlığı’nın nakliyeye ait ödenekleri göndermediğini, bu ödenek sorununu bir türlü çözemediğini söylüyor. Mustafa Kemal Paşa’ya yazdığı tezkerenin meali şudur diyor;)
“-Memleket savunması ile ilgili ricalarımın bu kere de kabul olunmadığı takdirde, bu çok önemli ve nazik zamanda ve bilinen ağır şartlar altında sorumluluğu üzerime almakta devam edemeyeceğimi ve bu sebeple kumandanlıktan affım ricasında bulunacağımı ekledim. Aynı gün Mustafa Kemal Paşa’dan cevap aldım. Endişeye düşmenin doğru olmadığını, istenilen paranın derhal gönderileceğini bildiriyordu. Ertesi günü yani 19 Kasım da Mustafa Kemal Paşa’dan gelen başka bir telgrafta Ankara’ya çağrılmıştım. 21 Kasım sabahı Ankara’da mutantan (tantanalı) bir törenle karşılandım. Başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Bakanların çoğu ve bir hayli de Mebus arkadaşlarım karşılamaya gelmişlerdi. Merasim kıtasını teftiş ettikten sonra Mustafa Kemal Paşa;
“-Paşam müsaade edersen biraz özel görüşmek istiyorum.” dedi ve beni Ankara’ya getiren vagona girdik. (Karşılayıcılar ve tören kıtası oldukları yerde bekliyorlar.) Paşa birkaç dakika içerisinde kendisine has nezaketi ile hal ve hatırımı sordu. Ve Bekir Sami Bey’in Moskova’da başarılı olamadığını, milli inkılabın en tanınmış kişisi olarak benim gitmemin uygun olacağını söyledi. Eğer ben BMM Reisi ve Hükûmetinde tabii reisi olmasaydım bu görevi memnuniyetle kabul ederdim, rica ederim bakanlar Kurulunun vereceği görevi kabul et! Dedi. Ankara’ya çağrılmadan önce benimle ilgili Bakanlar tarafından fazla iğzab edilerek istifaya kadar mecbur edilişim, Ankara’ya vardıktan sonra istasyonda yapılan karşılamanın olağanüstülüğü ve garipliği, Moskova Büyükelçiliğine atfedilmek istenen önemin derecesi … Mustafa Kemal Paşa’nın bana memleket dışında bir görev vermek gibi bir arzusu olduğunu anlamıştım.
Mustafa Kemal Paşa’nın halinden ve etrafındakilerin bakışlarından bana karşı bir gayri tabiilik mevcut olduğunu hissetmemiş değildim.
“-Müsterih olunuz (rahat olunuz) Paşa’m! .. Kısa zamanda sizi ikametgâhınızda ziyaret edeceğim.”
Paşa’nın yüzü mütereddit (tereddüt eden) bir hal almıştı. O günlerde Ankara muhitinde bir güvensizlik ve emniyetsizlik arız olduğunu, kişisel idare zihniyeti ve düşüncesinin hâkim olmaya başladığını işitmiş ve fakat inanmak istememiştim.
Bu duruma şüphesiz her çeşitten birçok kimselerin birden bire Ankara’da toplanması sebep olmuştu. Bazı kişilerde uyanan ihtiras elbette yeni idareyi kişisel bir idare zihniyetine çekecekti. Yeni idareden bir şeyler beklemeyenlerin de, bozgunculuk çıkarmaları mümkündü. Mustafa Kemal Paşa’nın da yeni idareyi, Ankara muhitinin o günkü zihniyetiyle yürütmek zorunluluğunda kaldığı anlaşılıyordu.” (3)
“Meclis çevresi ile temas ettiğim zaman, bilmediğim bazı olayları öğrenmiş oldum. Kasım ayında 5-6 Mebus birleşerek Melis’e bir önerge vermişler, bu soru önergesinde Meclis’in onayı alınmadan niçin Ermenistan hareketine başlandığı ve Moskova’ya bir Büyükelçi tayin olunmasının sebepleri soruluyordu. Soru önergesine Dışişleri Bakanı Vekili Muhtar Bey cevap verirken, isim söylemeksizin bir büyükelçinin Moskova’ya tayin edildiğini bildirmiş. Bana bilgi verilmeden, daha kasım ayının başında Moskova Büyükelçiliğine tayin edildiğimi fakat tayin keyfiyetinin benden ve Mebuslardan gizlendiğini anladım. … Bu garip gizleme olayının düğümünü ancak iki yıl sonra çözebilmiştim. 1922’de Moskova’dan döndüğüm zaman, Ali Rıza Paşa kabinesinin Harbiye Nazırı Mersinli Cemal Paşa, Ankara Mebusu olarak Mecliste idi. (4)
Bir gün, Ahmet İzzet Paşa’nın (Osmanlının son dönem sadrazamlarından) yakınlarından Birinci Ferik Halepli Zeki Paşa beni aydınlatmıştı. Israrım üzerine Zeki Paşa da Ahmet İzzet Paşa’nın kendisine söylediklerini aşağıdaki şekilde anlatmıştı; “Sadrazam Tevfik Paşa bana (yani Ahmet İzzet Paşa’ya) Dâhiliye Bakanlığını teklif ettiği zaman; .. kabul ederseniz, bazı şartlar altında Ankara ile temasa girişebilirsiniz. Bunlar arasında Padişahla İngilizlerin Ali Fuat Paşa’nın Garp Cephesi Kumandanlığından alınarak, Ankara’dan daha uzak bir yere gönderilmesini de şart koştuklarını Tevfik Paşa sözlerine ilave etmişti. … İngilizler yeni yeni tavizler vererek, bizimle barış yapmak istiyorlardı.”
Ali Fuat Paşa’yı Mustafa Kemal Paşa’dan ayırabilecek olurlarsa, Fevzi Paşa ve İsmet Bey gibi ılımlı kumandanlarla, Mustafa Kemal Paşa’nın fazla mukavemet edemeyeceğini sanıyor ve bu sebeple anlaşmanın daha kolay olacağı fikrini taşıyorlar. Ben de (Ahmet İzzet Paşa) Ali Fuat Paşa’nın iş başından uzaklaştırılmasını Ankara ile İstanbul’un daha kolay anlaşabilmesi bakımından zaruri görmüştüm.” (5)
Alıntı: Siyasi Dargınlıklar I – Feridun Kandemir (Ekicigil Tarih Serisi 1995 – Sf. 72 ile 78 arası) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN NOTU (1) (1995): Oysa Çerkez Ethem Beyin birlikleri ile Gediz’de büyük bir Yunan saldırısı göğüslenmişti. Ali Fuat’ın görevden alınmasını İngiltere’nin istediğine dair belgeler var.
BAKKAL’IN NOTU (2) (1995): Ali Fuat Paşa, hatıralarında Ankara’ya gelişinin bir ay sonra olduğunu 21 Kasım olduğunu söylüyor. Demek ki, Gazi, çocukluk ve okul arkadaşı Fuat Paşa’yı, Ethem’i tepelemek için oradan çekmiş.
BAKKAL’IN NOTU (3) (1995): Bu arada Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Refet ve Rauf Beyler ile birlikte Ali Fuat Cebesoy bir araya geliyorlar ve Ali Fuat Paşa bu görevi kabul ettiğini söylüyor. Aslında Kemal Paşa, Ali Fuat Paşa için bu planı çok önceden yapmış.
BAKKAL’IN YORUMU (4) (1995): Ali Fuat Paşa, Cemal Paşa ile konuşuyor ve ona Ekim 19192da kendisinin neden Garp Cephesi Kumandanlığına görevlendirilmediğini soruyor, Cemal Paşa’nın anlattıkları çok ilginç; “Vahdettin, Ali Rıza Paşa’ya Sadareti verirken, Anadolu ile anlaşmasını ve bu anlaşmanın da… Ali Fuat Paşa’nın tekrar kumanda başına getirilmemesini, Mustafa Kemal Paşa’dan daima ayrı tutulmasını, hem kendisinin (Vahdettin’in) hem de İngilizlerin istediğini, Ali Rıza Paşa Padişah buyruğu olarak bana bildirdi.” diyor. Cemal Paşa İngiliz Kumandanlığının bu talebi , bizzat kendisine de sık sık tekrarladığını söylüyor. Ve o olayda Cemal Paşa, Ali Fuat’ın Salihli’ye giderek İzmir cephesi kumandanlığını üzerine almasına engel olmak için ona, “Ankara’daki Kumandanlık makamına dönünüz” emrini veriyor.
BAKKAL’IN YORUMU (5) (1995): Kemal Paşa: Ahmet İzzet Paşa, Salih Paşa ile birlikte Bilecik’te Mustafa Kemal ile görüşmeye gelmeden önce, Ali Fuat Paşa’nın uzaklaştırılmasını ön şart olarak öne sürdüm diyor. Çerkez Ethem Bey’in Hatıralarında ise bu İngiliz talebini Ali Fuat Paşa’ya söyledim diyor. Asıl sebep, büyük bir güç olarak parlayan ve komünist bir askeri teşkilatlanması olan Çerkez Ethem’in ortadan kaldırılması için, onunla birlikte kumandanlık yapan Ali Fuat Paşa’yı Ethem’den ayırmaktır. Bu konuda da İngilizler işleri kolaylaştırıyorlar. Ethem Bey’i ortadan kaldırdıklarında Yunan birlikleri ile İsmet Paşa’nın birlikleri arasında, yani iki ateş arasında bırakıyorlar. Bunu Ali Fuat Paşa’ya yaptıramazlardı.
Yorum bırakın