4 Mayıs 1338 (1922) tarihinde İçtima: 39. Celse:1, Reisisâni Vekili Musa Kâzım Efendi.
2. ve 3. Celseler Hafidir (Gizlidir)
Başkumandanlık Kanunu’nun Süresinin Uzatılması Hakkındaki Görüşmeler.
Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “- .. Aleni (açık) bir kanunun gizli görüşülmesinin anlamını arkadaşlarımdan sorarım. Bir Başkumandanlık Kanunu var, bir takım yetkiler veriyoruz. Bu yetkiler hakkında, aleyhinde idare-i kelam etmek (eleştirel konuşmak) yasak mıdır? Hayır. Binaenaleyh (bundan dolayıdır ki) bu idare-i kelam bir milletin isbat-ı rüştüne (geliştiğini ispat etmeye) delâlet eder. Millet de bilsin ki batağa giderken de hesap soracaklar. .. Rica ederim böyle panoramalardan vaz geçin. Her şey açık ve serbest olmalıdır. Ve gayet serbest idare-i kelâm edilmelidir. (eleştirilebilmelidir) Bu gibi işler böyle kapalı celselerde görüşülmez.”
Ali Şükrü Bey (Trabzon); “-.. O kanuna bugün, bu şekilde ihtiyaç olmadığına kaniim (kandım, inanıyorum). (hiç lüzum yok sesleri) Meclis’in böyle bir devirde hukuk-u teşriiyesini (yasama hakkını) hatta icraiyesini (yürütmesini), küçük bir parça bile olsa gasp (zorla alma) ve tahdit edecek (sınırlayacak) bir kanuna bugün gerek yoktur. Fakat o gün lâzım idi. Nitekim biliyoruz ki Tekâlif-i Milliye (1) gibi bu Meclis’in hakkına taallûk eden (Meclisin hakkıyla ilgili olan) kanunlar Başkumandanlık imzasıyla yapılmıştır.”
… Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “-Bizde mukaddes şahıslar yok, lehinde de aleyhinde de söyleriz.”
.. Salih Efendi (Erzurum); “-Fransızlar bir barış yaptılar. Hâlbuki bugün Fransız Genelkurmay’ı ta Pozantı’dan itibaren demiryolu hattını işletiyor. Yani bu dehşetli bir inceliktir. Fransız Genel Kurmayı Adana’da hattı işletiyor. Bunu hükümet bizden gizliyor.
(Başkumandanlık Kanununun süresinin üç ay daha uzatılması, komisyonda görüşülmeden, usulsüz olarak kabul edildi.)
Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “-Ben kişisel mücâhade (gayret) ve mücadelemi kimseye vermem. Başka arkadaşlarımız da insan gücünün üstünde güçler tasarlayarak ve hayal ederek yetkilerini (gürültüler) … Efendiler Tekâlif-i Milliye (1) diye Büyük Millet Meclisi’nin yetkilerini istimal edecek (kullanacak) bir şahsı dünyada görmek istemem. .. Bu benim hakk-ı insaniyetim (insani hakkım), bu benim mebusluk şerefim. .. Namusum üzerine milletin Vekâletini deruhte ettim (üzerime aldım). Hakk-ı teşriiyemi (yasama hakkımı) elimde tutacağım. Onun hukukunu başımın üzerinde tutmak için tırnaklarım varken başkalarına verip de heder ettirmeyeceğim. Hangi millet size yetki veriyor ki hakkınızı kendiniz istimâl etmeyin (kullanmayın) başkalarına verin diye? Kim söyledi? Kim sizi böyle vekil etti? Böyle mebus tanımam! Millet, hakkını istimal (kullanmamız) için yetki verdi, yoksa gereksiz yere başkasına devretmek için vermedi. .. Teşri hakkının (yasama hakkının) ne demek olduğunu ilan için, insanlık binlerce, yüz binlerce sene böyle miskin adamların elinde inleye inleye denizler kadar kan döktü. Siz zorla kafese, peçelere girmek istiyorsunuz. Siz milleti rezil edeceksiniz. (iki satır zabıttan Reis Paşanın gördüğü lüzum üzerine çıkartıldı.) … Herkes düşüncesini burada benim gibi söylesin. . Ben kendi kanaatimi söylüyorum. Hangi zorunluluktur ki Büyük Millet Meclisi yasama ve yürütme yetkisinin önemli bir kısmını böyle selmettüsselam (rastgele), bir kısım alıp da kim olursa olsun bir başkasına versin. Ben akıl, dirayet, mekinet (onur) açılarından BMM üzerinde bir güç göremem….. Tekâlif-i Milliye gözümüzün önünde bir hakikat gibi parlıyor. Demek ki insanların suiistimal edebileceği yetki ve güç verilebiliyor. …efendiler, hakkınızı kıskanınız. Efendiler, seçmenlerimizin vermiş oldukları hakkı kullanma çarelerini bulalım. .. yetkimi, yasama görevimi ben kendim burada namus bildim. Bunun için ebediyyen haykıracağım. … Avrupa, dünya milletlere saygı gösteriyor, kişilere değil efendiler. Kişilerden beklediğimiz saygı kalıcı olmaz. Milletlerin seçimine saygı duyalım. .. Milli güç olursa harbi de o yapar efendiler. Yoksa kişiler, kurunu ulaya (geçmiş zamanlara) ait bir takım zihniyetler, onlar ölmüştür! .. Bunları yeniden icat etmeyiniz. Yeniden halkı zincirlere sarmayınız efendiler. Yüzde kırk tekâlif-i milliye alınırken içimiz sızlıyordu, fakat ne yapalım verdik diyordunuz. İşte bugün vermeyiniz.”
.. .Mehmet Şükrü Bey (Karahisarısahip); (1927’de İzmir Suikastı davasında idam edildi) “-… Meclis yasama ve yürütme yetkilerini Başkumandan Paşa Hazretlerine vermiştir. Paşa Hazretleri’nin yayımladığı bir beyanname veya bir kanunla Tekâlif-i Harbiye, Tekâlif-i Milliye (1) çıkmış ve halkı zarara uğrattığı ve ne kadar suiistimal (görevi kötüye kullanma, yolsuzluk) yapıldığı hepimizin gözlerimizin önündedir.”
.. Selahattin Bey (Mersin); (Albay Çolak Selahattin) “-… Ben meseleyi kişisel olmaktan uzak tutarım.. Fakat bunun bir kişi meselesi olduğunu gördükçe üzülürüm…. kanun angaryayı (zorla çalıştırmayı) yasaklar. Angarya yaptırıyorsunuz, doğru mudur? Mahkeme (İstiklâl Mahkemesi) oluşturulur, gider herhangi bir yerde karar verir. İcrâ-î kaza eder (Yürütmenin yetkisini kullanır). Bu, doğru mudur? Hakk-ı kazâyı (karar verme hakkını) kim vermiştir?
(Lazistan Mebusu Dr. Abidin Bey, arkadaşları ile bir araştırma komisyonunda görev yapmış, anlatıyor; ordu ihtiyacının ve besleyebileceğinin üzerinde vatandaşlardan hayvan topluyor, bunların çoğu ölüyor diyor.)
Ali Şükrü Bey (Trabzon); (Ali Şükrü meseleyi kavrayamamış olabilir.) “-Başkumandan Paşa Hazretleri bu yetkileri bizzat kullanmıyor. Ve bu yetkiler yasama yetkileridir… Ben bunu size verdim desin, bitsin.”
Mehmet Şükrü Bey (Karahisarısahip); “-Bu verilir mi, alınır mı?”
Hüseyin Avni Bey (Erzurum); (Mükemmel bir çıkış yapıyor, ders veriyor, tarihe not düşüyor) “-.. Paşa, kuvvet Başkumandanlık Kanunu’nda değildir. Milletin azim ve imanında, süngüsündedir. Kuvvet milletin rüştünü (büyüdüğünü, geliştiğini) ispat etmesindedir.”
… Reis; “-Soru mu?”
Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “-Evet efendim sorudur. Sizi Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi (Genelkurmay Başkanı) yaptık, sizi Vekil (bakan) yaptık, Orduların başına koyduk, siz düşmana cevap vereceksiniz… Başkumandanlığın kanunu ile ise vay halimize. Böyle anlaşılıyor ise arz ederim ki; o kuvvet değildir. .. Burada reşit bir millet görmek istiyorum.”
(Başkumandanlık kanununun, yasama yetkisi veren 2. maddesinin iptali ile ilgili önerge verenler; Selahattin (Mersin), Hüseyin Avni, Ziya Hurşit, Hulusi (Karahisarısahip), Mustafa (Dersim), Lütfi (Siverek), Kara Vasıf (Sivas), Mehmet Şükrü, vs.)
Hüseyin Avni Beyefendi; “-Efendiler, düşman muhtelif savletleri neticesinde Sakarya önüne kadar gelmişti. Tabii ki bu, Erkân-ı Harbiye’nin bir manevrası neticesi olmuştur. .. Artık ahval-i fevkalâdeye (olağanüstü şartlara) lüzûm ve ihtiyaç kalmamıştır. Başkumandan Paşa Hazretleri Meclis’te hazır olsaydı kendilerinden burada açıktan soracaktım; acaba BMM’nin kendilerine vâki olan bu tevcihinin (yaptığı bu yönlendirmenin yani başkumandanlığın) artık devamına lüzûm var mıdır? .. Başkumandanlığa gerek tekâlif (vergi alma) ve gerekse hakk-ı kaza (yasama kararı hakkı) hususunda verilen salâhiyetin (yetkinin) ve bu gibi hukukun istimâlinin (bu gibi hukukun kullanılmasının) nâbemahal (yersiz, gereksiz) olduğuna ve artık mevsiminin geçtiğine kaniim.”
Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 19 (6.04.1922 / 6.05.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 39, Celse: 1,2 ve 3. Celseler hafidir – Sf. ? ile arası) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN NOTU (1) Tekâlif; Osmanlı da bir tür vergi, ne amaçla alınırsa o amaca harcanma ve vatandaşa iade edilme şartı var. Başkumandanlık emri ile halktan Tekâlifi Milliye alındı ama iade edilmedi.
BAKKAL’IN YORUMU (1996): Hüseyin Avni Beyefendi bu celsede de olağanüstü, insanüstü bir mücadele verdi. Reis kötü bir idare sergiledi. Müzakereyi kâfi gördü, oylamaya geçilecek iken, Hüseyin Avni ve arkadaşları hemen, ad okunarak oylama yapılması için on beş imzalı bir takrir verdiler. Meclis’te ekseriyet olmadığı anlaşılınca bu kanunun oylaması sonraya kaldı.
Yorum bırakın