Bilgi Bakkalı

Aristo; “İnsan doğuştan bilmek ister!” Demiş. Bilgi Bakkalı, ‘bilmek’ isteyenler için yapıldı. Paylaşmaya ve eleştiriye açık, küfür, hakaret ve nefret söylemine kapalıdır. Bu Bakkal’dan çıkarken; değişmiş olarak çıkarsanız ve bilgilerin kaynağı olan kitapları merak edip okursanız amacıma ulaşmış olacağım.

29 Kasım 1338 (1922) tarihinde İçtima: 147, Celse:1, Birinci Reis Vekili Hüseyin Avni Beyefendi (Kısa Bir süre sonra Riyasete Dr. Adnan Bey Geçti)

Lozan Görüşmeleri; Başbakan ve Dışişleri Bakanı Vekili Rauf Bey Bilgi Veriyor: (Lozan’daki heyetle iletişim problemi var diyor. Bir Amerikalı, İngiliz basınını da kullanarak, yeni Türkiye hükümetinin Anadolu’daki gayrimüslimleri ve Türk olmayan unsurların yaşamasına müsaade etmeyecek diyor. Ve Konuşması Devam ediyor;)

Hacı Şükrü Bey (Diyarbakır); “Böyle olacak!” (Müthiş bir öngörü ve garip bir tecelli; Kürt Hacı Şükrü 1926 Şeyh Sait isyanından sonra idam edecek!) 

İcra Vekilleri Reisi ve Hariciye Vekâleti Vekili Rauf Bey (Başbakan); “-Mudanya mukavelesinden (ateşkes anlaşmasından) sonra hükümetimiz bir ay müddetle isteyenlerin serbestçe huduttan çıkıp gitmelerini tebliğ etti. Bunu da Türk milletinin müfrit (aşırı) bir milliyetçiliği olarak gösterdiler. .. her zaman Amerikan müessesatına (kurumlarına) muhafızlık (koruyuculuk) vazifesini, bizim, cepheden iktisat ettiğimiz (cepheden eksilttiğimiz) askerlerimiz yapmıştır. …Fransa’da da Fransız mekteplerinin kapatılacağına dair dedikodular var. .. Fransız nur-u maarifine muhtacız (Fransızların aydınlatan okullarına ihtiyacımız var). … Karaağaç’ı veririz demek Edirne’yi iktisaden imha etmek (ekonomik olarak yıkmak) demektir. .. Evimizin kapısını taşla ördürmeyeceğiz. (şiddetli alkışlar) Garbi Trakya’da rey-i âm (genelin, umumun reyi veya referandum) istiyoruz. .. kimi istiyorlarsa nasıl idare istiyorlarsa oradaki insanlar buna bilakaydüşart 8kayısız şartsız) karar vermeli. .. Musul Vilâyeti, Misak-ı Milli hudutlarımıza dâhildir. .. Hükümetimizin iktisadiyattaki şeraiti umumiyesi (genel ekonomi kuralı) serbestii ticaret (serbest piyasa) meselesidir.” Sf.118 

2. ve 3. Celseler Hafidir (gizlidir):

İzmir’in Yağma Edilmesi Görüşülüyor:

Gizli Celse.

Salâhattin Bey (Mersin) — Doğrusunu söyle.

Hasan Fehmi Bey (Maliye Vekili) (Gümüşhane); “Efendim, İzmir yandı. Tam 20 bin haneye karip (yakın). Memlekette bir mesken buhranı başladı. Memlekete giren memuru da ordusu da, hatta gerilerde yanan Manisa, Salihli, Kasaba ahalisinden yer bulamayıp oraya gelen birtakım muhacirin ve mültecilerin de yani bilaistisna (istisnasız) herkes birer mesken bulmak mecburiyetinde idi.”

Salih Efendi (Erzurum); “Affedersiniz bir yere topladığınız kasaları mühürlediniz mi?”

Hasan Fehmi Bey (Maliye Vekili) (Gümüşhane); “Bu kasaların bir kısmı Osmanlı Bankasında, diğer bir kısmı da Kredi Liyone, düşmana ait Yunan resmî Bankası, Atina Bankası ve bir de Anadolu Bankası namıyla birisi resmî olmak üzere İzmir’de üç Yunan bankası vardı. Bunlar yandı. Fakat kasa dairesi duruyor. Fakat bunların içerisinde para olmayabilir. Fakat Osmanlı Bankasıyla Kredi Liuone’de herhalde mühim miktarda bir servetin olması memuldur (bekleniyor).”

Salih Efendi (Erzurum); “… üç yüz milyon lira çalınmıştır. Bunu çalan kim, alan kim? Bana bir hisse varsa dinleyeyim, yoksa gideyim?  Efendim, bu kadar parayı kim çaldı? Dört tane muhacir mi? Bu kadar şey yağma edildi, bunları yapan kimdir?”

Hasan Fehmi Bey (Devamla); “Salih Efendi, Erzurum’dan çıkarken Erzurum’u kim yağma etti?

Salih Efendi (Erzurum); “Efendim, Erzurum’a Ruslar girdiği gün on para yağma edilmedi. Ordusu muntazam girdi. Kimsenin malı yağma edilmedi. Mamafih tehcir muamelesini de iyi bilirim ki ben…”

İbrahim Bey (Mardin): “-Efendim işitiyoruz ki İzmir’in yağmasına birçok subay, Ordu Kumandanları katılmıştır! Bu oldu mu? Sonra 1. Ordu Kumandanı bütün paralar ve eşyayı almış, birçoklarını da dağıtmıştır. Bu gerçek midir? .. sonra birçok mebus arkadaşlarım mobilyasıyla beraber evlere girmiş ve şimdiye kadar o evlerde hak iddia ediyorlar. Bu da doğru mudur?

Hasan Fehmi Bey (Devamla); “Efendim, sorduğunuz bir sual, Birinci Ordu Kumandanı Nurettin Paşa (Bursa doğumlu Sakallı Nurettin İbrahim Konyar Paşa) bütün nukuda (nakitlere; para, altın vs.) vazıyet etmiş (el koymuş). Bu şundan galat olsa gerektir. İleri harekât esnasında, düyunu umumiye mal sandıklarında, düşman idaresinde kalan yerlerde, her hangi bir yerde kasabayı istirdat ederken (ele geçirirken) müessesâtında (kuruluşlarında) mevcut bulunan parayı ordusunun ihtiyacı için almış makbuzunu vermiştir. Bunu almak usule muvafık (uygun) değildi, çünkü paraya ihtiyacı yoktu. Fakat kendi ihtiyacını, bunun muamelei mahsubiyesi (kendi ihtiyacını bu paradan düşmüştür) yapılmıştır.

Hasan Fehmi Bey (Devamla); “Bendeniz Nurettin Paşanın kasaya bomba attırdığını bilmiyorum. Yalnız müessesattan (kurumlardan) alınan para vardır ki, makbuz mukabilinde (karşılığında) alınmıştır. Sonra biz bunun hesabını topladık, orduya verilecek tahsisattan mahsubunu icra ettik (orduya verilecek ödenekten düşümünü yaptık). Ben bir bomba ile kasa açıldığını bilmiyorum.

Şükrü Bey (Bolu) — Makbuz verilen miktarı nedir, bu miktar malum mudur?

Hasan Fehmi Bey (Devamla) — 118 bin lira idi.

İbrahim Bey (Mardin); “Hasan Bey sualimin cevabı tamam olmadı. Mebuslar da böyle bir şey yaptı mı? Söylensin efendim. Tasrih edilsin (açıklansın) kimlerdir.”

Hasan Fehmi Bey (Devamla) Fakat meselâ beş bin ev işgal edildi. Eğer içerisinde elli evin eşyası kaybolduysa, kimdir orada oturan? Diye civarında kalan evin eşyasını boşalttı diye tespit ve tahkik etmek suretiyle lâzım gelir.

Yusuf Ziya Bey (Bitlis) İzmir’de Hükümetin teessüsüne (oluşumuna) kadar zayiat ne derecede ve nelere aittir. Ordunun İzmir’e girdiği günden kaç gün sonra Hükümet teessüs etmiş ve teessüsünden sonra bazı yolsuzlukların olduğunu söylediniz. Bunlar nedir ve nelerdir?

Hasan Fehmi Bey (Devamla); ”… Vali işgalden üç gün sonra gitti. Bunlarla da iş bitmez. Bütün zabıta memuriyetinin teessüs (kurulması) ve tekemmül etmesi (olgunlaştırılması) için tabii bir devre ve zaman geçti. Tabii bu zamanlarda zayi olan malın adedi bence muhakkak değildir ki nispetini tayin edeyim (oranını belirleyeyim).

  Ragıp Bey (Kütahya); “Muhterem arkadaşlarım, İzmir’de, hini istirdatta (geri alındığında) giren ordunun miktarı, bir kaç misli daha fazla olsaydı ve bütün İzmir ahalisi dahi iştirak etseydi, yağma iki ay devam etseydi, İzmir’deki emvali metrûke (terk edilen mallar) tükenmezdi. Bu emvali metrûkenin miktarını bundan tahmin edebilirsiniz. Yani 100 bin kişilik bir yağmacı kafilesi bir ay devam etseydi yine tüketemezdi.” …

Ragıp Bey (Devamla); “Müsaade buyurun, çok büyük bir kısmını yangın tahrip etmiş, bitirmiştir. Mühim bir kısmı kalmıştır. Bir kısmı da ordunun girdiği günden bir gün sonra başlayarak dört, beş gün devam eden ve İzmir hamamlarından başlayarak dört beş gün devam eden ve İzmir hamamlarından başlayarak en zengin Yahudilerine varıncaya kadar iştirak edilen bir yağma kafilesi tarafından bitirilmiştir. Buna rağmen emvali metrûkeden (terk edilen mallardan) pek büyük bir yekûn İzmir’in mağazalarında, depolarında kalmıştır.; Hatırımda kaldığına nazaran (göre) beşinci veya altıncı günü ordunun vaz ettiği (emrettiği) şedit (şiddetli) usul ve aldığı vaziyet dolayısıyla yağma tamamen hitam (son) bulmuş bir şekil almıştır. Ancak bundan sonra hırsızlık başlamıştır. Meselenin şekli başkadır. Bu beş altı gün zarfında (içerisinde) vuku bulan yağmadan Mehmetçiklerin eline geçen miktarı ne olursa olsun… (Helâl olsun sadaları.) Benden tarafı yerden göğe kadar helâl olsun. Ancak bu yağma edilen miktarın celsei aleniyede söylenmesine lüzum görmediğim için arz ediyorum, zannediyorum ki, şu mukaddeme (söze giriş) ile meseleyi gayet ciddi müzakere esasına iktiran ettirebileceğim (yaklaştırabileceğim). Çünkü meşhudatıma (şahitliğime) müstenittir (dayalıdır), çünkü bunda hata etmiyorum. Ganaimin (ganimetlerin) çok büyük bir kısmı Yahudilerin eline geçmiştir. Bu yağma, edilen kısımdan çok büyük bir kısmı Yahudilerin eline geçmiştir. Bu da o zaman gayrı kabili içtinap (kaçınılması mümkün olmayan) bir mesele idi. Yağma Yahudilerin eline geçmesin diye bir tedbir almanın ve bir kuvvet sevk etmenin imkânı, dünyada, yok idi.  …   Yüz bin kişilik bir kafile, bir ay İzmir’i yağma etseydi, tüketemezdi. Fakat 8-10 memurun suiistimalâtı (yolsuzluğu, yetkilerini kötüye kullanması) bunu çok az bir zamanda heba etti.

Hasan Fehmi Bey (Devamla); Yahya Galip Bey müsaade buyurun. Fakat rica ederim, ordu süngüsüyle bir gedik açtı ve yürüdü, ahali de arkasında yürüdü, memuru da arkasından yürüdü. Ne yapacaktı Maliye Vekili? Niçin beni muhakeme ediyorsunuz?

Reşat Bey (Saruhan); Meclisi Âli’nize şimdi iltihak ettim (katıldım). ..  Emvali metrûkede (terk edilmiş mallarda) suiistimalât (yolsuzluk) vâsi (geniş) miktarda elan (hâlen) kemali şiddetle (olgun bir şiddetle) berdevamdır (devam ediyor). …  Hırsızlık alenîdir, suiistimalât alenîdir. Bunlar arz edemeyeceğim derecede çoktur.

Mehmet Şükrü Bey: “-Nurettin Paşa kasaları bomba ile açtırmıştır ve paraları almış, ne kadar aldığı ne malum (ne bilinir) beyefendi? Tespit ettirdiniz mi? (Maliye Vekili Hasan Fehmi Bey’e soruyor.)

Reşat Bey (Saruhan); (İzmir’den yeni gelmiş, yağma ve talan korkunç boyutlarda diyor. İzmir’in kurtuluşu bu mudur? Bu konuşmalar, kurtarıcı Hazerâtının (hazretlerinin) çapulcu, yağmacı olduğunu, kurmak veya yapmak için değil yıkmak için programlandıklarını gösteriyor.) “-Maliye Bakanı Beyefendiye orada tahsis edilmiş bir ev vardı. Bu ev Kâzım Paşa Hazretlerinin (Milli Savunma Bakanı Kâzım Dirik Paşa) yaveri Şerafettin Bey tarafından zorla işgal edilmiştir. .. Halk hayrette kalmıştır inanamıyorlar. Başkumandanlığa bağlı silahlı kıyafette bulunan çeteler hiçbir şey dinlemiyorlar.”

(Bundan Sonrası TBMM e-Arşiv) Reşat Bey devam ediyor;) “Halk mütehayyir (hayretler içinde) kalmıştır, inanmıyorlar. Bu Hükümet nasıl hükümettir, ne idaresizliktir? Havsalaları (hayal güçleri) almıyor. Başkumandanlık maiyetinde (yanında, yakınında) silahlı kıyafetle bulunan çeteler hiç bir şey dinlemiyorlar,  ..   Bunlar her türlü kuyuttan azade imiş (şarta bağlı değillermiş). Bilhassa Göztepe tarafları, Göztepe zabıtası katiyen âcizdir (kesinlikle çâresizdir) Efendim, müteaddit (çok kere)  hasbıhallerimizde (görüşmelerimizde) o kadar ileri vardık ki, İçimizden Tahsin Beyefendiyi Vali Beyefendiye gönderdik ve açık olarak söyledik; siz mahcup oluyorsunuz, bu idaresizlik, bu gevşeklik âdeta rezalet derecesine varmıştır. Siz ya şiddet gösteriniz veyahut istifa ediniz, dedik. Gelen cevap da; İstifa ettim. Dâhiliye Vekâleti bu muamele üzerine ne yapmıştır. (Kabul etmemişler sesleri). Bunun yegâne (tek) çaresi – evvel ve ahir arz ettik (başında ve sonunda söyledik) oralara bir istiklâl mahkemesi gönderilmesi. Emin olunuz bir istiklâl mahkemesi daha yola çıkmaksızın, bir beyanname ile tekmil (bütün) bunların önünü alacaktır.

Salâhattin Bey (Mersin) Evvelâ hükümet, sonra istiklâl mahkemesi gönderelim. Nazar boncuğu takılacak hükümete.

Hasip Bey (Maraş) — Hükümet içinde suiistimalât yapan kimlerdir.  (TBMM e-arşiv sonu)

Selahattin Bey: “-Maşallah, maşallah!”

Kâzım Paşa (Müdafa-İ Milliye Vekili) (Karesi): “- .. Maliye Bakanı Beyefendinin Kordon’da işgal ettikleri binaya gerçekten annesini koymuş ve demiş ki  “Bu evi ben işgal edeceğim!” .. Kolordu Kumandanı bundan haberdar oluyor ve kapıya iki nöbetçi koymuş.. O da içeriden annesini almaya mecbur olmuştur.. Yani kendisi kimsenin haberi olmadan orayı işgal etmiş. (Demek ki işgal etmek için birilerinin haberinin olması lâzım. Yani izinsiz işgal etmiş.) Başkumandanlık Yaveri Salih (Bozok) Bey (Mustafa Kemalin yaveri) Oraya (Göztepe’ye) gitmiş ve Başkumandanlığın işgal edeceği yerleri sınırlandırmıştır.”

(Salih Efendi İzmir’de Başkumandanlık karargâhına gerek yok diyor. Maliye Bakanı, ben o ev çok güzel diye misafirhane yapalım dedim Vali’ye diyor)

Aşağıdaki Notlar; TBMM GCZ III – (Sf. 1140,1142 arası) Kitabından birebir alınmıştır.

Salih Efendi (Erzurum); “Başkumandan karargâhı diyorsunuz. Öyle bir karargâhın İzmir’de mevcudiyetine ne sebep vardır? Yani orada böyle bir şey ihdasına (yapılmasına) sebebiyet veren hal nedir?

Kâzım Paşa (Müdafaai Milliye Vekili) (Karesi); “Başkumandan Paşa Hazretleri oraya gittiği zaman karargâh olmak üzere boş emvali metruke (Rum ve Ermenilerin terk ettikleri mallar) binalarından bir kaç tane tefrik ettirerek (ayırtarak) içindeki eşyaları girip şu bu yağma etmemek için tahtı muhafazaya (koruma altına) aldırdıkları, yani karargâhın şeysi henüz orada değildir! Ve fakat oraya gittiği zaman hangi mıntıkada kalacağı taayyün etmemiştir (belirlenmemiştir).

Salih Efendi (Erzurum); “Efendim, Erkânı Harbiye Reisi orada bulunduktan sonra Başkumandanlığın orada bulunmasına ne hacet?

Şevki Bey (İçel); “Reis Bey, Allah aşkına otursunlar, rica ederim, dinleyelim.

Kâzım Paşa (Müdafaai Milliye Vekili) (Karesi); Efendim; bir mevkii ciheti askeriye işgal etmek istediği zaman o, binaları Hükümetten ister. Hükümet de ya metruk (terk edilmiş) bina gösterir yahut iyi bir bina gösterir. Ciheti askeriye de orasını işgal eder. (TBMM GCZ III – Sf;1143)

 Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 25 (20.11.1922 / 21.12.1922) (TBMM Matbaası 1959 yılı 3. Baskı – Devre;1 Sene; 3, İçtima; 147, Celse: 1, – Sf. 118) Celse 2 ve 3 Hafidir: (TBMM GCZ III – Sf. 1140-1143 arası ve TBMM e-Arşivi) kitabından birebir alınmıştır.

Posted in , , , , , , , , , , , ,

Yorum bırakın