Peki, ama beyinlerimizi bunu önlemek üzere de programlayabilir miyiz? Olası bir çözümü, 1960’larda yapılan bir deneyde arayabiliriz. Deneyin gerçekleştirildiği yer ise bir bilim laboratuvarı değil, okuldur.
Yıl 1968, gün de insan hakları lideri Martin Luther King’in suikasta kurban gidişinin ertesi günüydü. Iowa’daki küçük bir kasabada öğretmenlik yapan Jane Elliott, sınıfına önyargının nasıl bir şey olduğunu göstermeye karar vermişti. Sf. 188
Jane Elliott: Kahverengi gözlüler… içme suyu musluğundan doğrudan yararlanamayacak ve musluğu ancak kâğıt bardakla kullanabileceksiniz. Bahçede mavi gözlülerle oynamayacaksınız; çünkü onlar kadar iyi değilsiniz. Bugün yaka takacaksınız, biz de böylece uzaktan göz renginizi bilebileceğiz. Sf. 189
Jane, ertesi gün deneyi tersine çevirmiş ve sınıfa şu duyuruyu yapmıştı: Kahverengi gözlüler artık yakalarını çıkarabilir. Hepiniz, yakanızı mavi gözlü bir arkadaşınıza takın. Kahverengi gözlü öğrencilerin teneffüs süreleri, bugün beş dakika uzatılmıştır. Siz mavi gözlüler, oyun parkındaki hiçbir araçtan yararlanmayacaksınız. Siz mavi gözlüler, kahverengi gözlülerle oynamayacaksınız. Kahverengi gözlüler, mavi gözlülerden daha üstündür. Sf. 190
Rex her şeyin birden tersine dönmesinin nasıl bir etki yarattığını şu sözlerle anlattı; “Dünyanız, daha önce hiç olmadığı gibi paramparça oluyor. Ray’e gelince, aşağılanan guruba dahil olduktan sonra yaşadığı kişilik ve benlik kaybı duygusu öyle derindi ki.. Sf. 190
Mavi göz/kahverengi göz alıştırmasını dâhiyane kılan şey, Jane Elliott’ın, “üstünlük” ayrıcalığını gruplara dönüşümlü olarak yaşatmasıydı. Çocuklar böylece bu alıştırmadan daha büyük bir ders çıkarabilmişlerdi: “Kural sistemleri gelişigüzel olabilir” dersini. Bunun yanı sıra, dünyanın doğrularının sabit olmadığını, dahası, bunların “doğru” bile olmayabileceğini öğrenmişlerdi. Bu alıştırma çocuklara, siyasi gündemleri saran pus ve aynaların ardındaki gerçeği görme ve kendi fikirlerini üretme gücünü vermişti. Bütün çocuklarımızın sahip olmasını isteyeceğimiz bir beceriydi bu.
Eğitim, soykırımın önlenmesinde merkezi rol oynar. Kitlelere yönelik vahşetle sonuçlanacak olan insandışılaştırma sürecinin yolunu kesmek için tek umudumuz, bizi iç ve dış gruplar oluşturmaya iten nöral güdüleri -ve propagandanın bu güdüleri yönlendirmek için kullandığı standart hileleri- anlamaktır. Sf. 191
Alıntı; Beyin (Senin Hikâyen) – David Eagleman, Ç; Zeynep Arık Tozar, (Domingo Yayınları, 2. Baskı, Haziran 2016 – Sf. 188 ile 191 arası) kitabından birebir alınmıştır.
Yorum bırakın