1 Aralık 1921 (1337) tarihinde İçtima: 120. Celse:1, İkinci Reis Vekili Hasan Fehmi Beyefendi
Heyeti Vekile Kanunu Görüşülüyor:
Gazi Mustafa Kemal Paşa (Ankara); (Hazırlanmış olan tasarıya şiddetle muhalefet ediyor. Çok uzun bir konuşma. Beş saatlik bir nutuk. Mazbata Muharriri Selahattin Bey hükümet üyelerinin gelip bu görüşmeleri izlemediğini söylüyor. Mustafa Kemal ise bu kanun beni çok alakadar ediyor diyor. Hükümete bu kadar yetki verilmesinden ciddi rahatsız. Kimse alınmasın kırılmasın deyip Selahattin Bey’e saldırıyor.) “-.. kanunun 1 maddesi üç noktai nazardan (üç bakış açısından) Teşkilatı Esasiye’mizin (anayasamızın) mevaddı asliyesini (esas maddelerini) ve ruhunu tahrip eden bir maddedir…. bu maddeyi vaz etmek (koymak), bunun vazifesini tahdit etmek (görevini sınırlamak), bunun kuvvet ve kudretini temsil etmektir. .. bu encümene heyeti celileniz (yüce heyetiniz) böyle bir vazife vermemiştir. .. Millet bizi buraya gönderdi fakat ilaahirilömür (ömür boyu) biz burada ve bu milletin iradesini ve hâkimiyetini malı mevrus (mal mirasçısı gibi) gibi temsil etmek için toplanmış değiliz ve sizi toplamak ve dağıtmak kudretini hiç kimse haiz değildir. … Efendiler, insanlar kuvvet istimaline (kullanmaya) ve bahusus başkalarının kuvvetini istimale (kullanmaya) fıtraten (yaratılış olarak) mütemayil (meyilli) oldukça bu kaideyi çok kıskanç olarak muhafaza etmekte (korumakta) musır (ısrarcı) olmalıydınız. …. Padişahlar işte bu noktaya istinaden (dayanarak) milletimizin meclislerini tahkir ede ede (horlayarak, aşağılayarak) kovmuşlardır. … dokuzuncu maddede Reis’in salahiyeti (Meclis Başkanının yetkisi) ifade olunmuştur. “Meclis namına vazı imza eder (imza koyar). Heyeti Vekile (hükümet) mukarreratını tasdik eder (kararlarını onaylar).” .. Reis ister tasdik etsin, isterse etmesin heyeti vekile derhal mukarreratını yapar. Efendiler bu madde ile emin olunuz ki bindiğiniz dalı baltalamaktasınız. … Bir heyeti vekile ki iradei milliyenin mümessili (temsilcisi) olacaktır, ispat edeceğim, onun eline salahiyet (yetki) verdiğiniz zaman o istediğini yapacaktır ve haberiniz olmayacaktır. Sorarım size; “Heyeti Vekile sizin buradan dağıtılmanıza karar verirse ne yapacaksınız?”
Hüseyin Avni Bey (Erzurum); “Güleriz!”
Gazi Mustafa Kemal Paşa; “-Gülemezsiniz. İstanbul Meclisi Mebusan’ına giden zatı âliniz o zaman da güleriz demediniz ama o zaman bunu yapamadınız. Kulaklarınızdan tutup kapıdan dışarı atmışlardı.”
Hüseyin Avni Bey; “-Yapanlar saray kumandanları idi. Hâlbuki bizi tutanlar milli kuvvet ve milli kumandanlardır. Binaenaleyh (bundan dolayı) kimse atamaz!”
Gazi Mustafa Kemal Paşa; “.. eğer bu maddeyi koymaktan maksat Reis’e karşı bir vesvese (şüphe) beslemek ise, bu katiyen varid (söz konusu) olamaz. Böyle bir vesvese hâsıl olduğu gün imha edilmeye (ortadan kaldırılmaya) mahkûm olmalıdır, yoksa felakettir.”
Hüseyin Avni Bey; “-İmha etmeye kudretimiz olmadığını beyan etmekle beraber, itimadımız da(güvenimiz de) vardır.”
Mustafa Kemal Paşa; “-Hele yalnız senin yoktur. Sf;426 (birbirlerini iyi tanıyorlar) ondan sonraki maddenin yalnız son cümlesi zaittir (gereksizdir). “Reis’in reyi ancak istişâri (danışma gibi) olur.” Bu zaittir (gereksizdir). Bu, makamı riyasetimize (meclis başkanlığı makamına) intihap edeceğiniz (seçeceğiniz) zatın şeref ve haysiyeti zatiyesini (kişisel onurunu), tenkisten (azaltmaktan) başka bir faydayı temin edemez. Bundan sonraki maddeye bakacak olursak, efendiler, bu madde TBMM reisini posta müvezzii (dağıtıcısı) mevkiine indirmek demektir. (hâşâ sesleri) “Reis gerek Meclis’in gerek Heyeti Vekile’nin (hükümetin) kararlarını makamatı aidesine (ilgili makamına) tebliğ (bildirmek) ile mükelleftir (görevlidir).” diyor. ” .. Hakikatten bizim aradığımız kanun değildir. (Paşa, kanunun esbabı mucibesini (gerekçesini) eleştirmeye başlıyor. Encümenin de bir karara varamadığı, saltanat ve hilafetle ilgili ilk altı madde için bunları neden muallâkta (boşlukta) bıraktılar diyor.) Efendiler mevcudiyetiniz muallâk (boşlukta) ve müphem (belirsiz) midir? (hayır, sadaları) Hâşâ! Şeklinizin kanuniyeti ve meşruiyeti (haklılığı) muzlim midir (karanlık mıdır)? Bunu söylemek için cesaret lâzımdır efendiler. . bunu nasıl söyler, nasıl söyler bir arkadaş?”
Selahattin Bey; “-Bunu söylemekle müftehirim (iftihar ediyorum) ve sebebini arz ederim.”
Hüseyin Avni Bey; “-Keza (böylece).”
Gazi Mustafa Kemal Paşa; “-İftiharınızın mahiyetini (içeriğini) tarih ve zaman gösterecektir. Sf;426… Efendiler, bizim hükümetimiz demokratik bir hükümet değildir, sosyalist bir hükümet değildir ve hakikaten kitaplarda mevcut olan Hükümetin mahiyeti ilmiyesi itibariyle hiç birine benzemeyen bir hükümettir. .. ilmi, içtimai noktasından bizim hükümetimizi ifade etmek lâzım gelirse; “halk hükümeti” deriz! …Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme karşı ve bizi yutmak isteyen kapitalizme karşı heyeti milliyece mücahedeyi (savaşmayı) caiz (uygun) gören bir mesleki (ideolojiyi) takip eden insanlarız. .. Biz bize benziyoruz, Efendiler! (alkışlar) .. Her şey eskisi gibi devam edecektir,.. bundan istifadeyi katiyen düşünmesinler. .. garip tesadüfler, fena tesadüfler düşmanlarımızı aynı nokta üzerinde münakaşata (tartışmalara) sevk etmiştir. (Damat Ferit Paşanın evindeki bir toplantıda Ankara Hükümeti nasıl işliyor diye meraklandıklarını anlatıyor.)
Hüseyin Avni; “-Ankara hükümetini dünya tanımıştır.”
Gazi Mustafa Kemal Paşa; “- (Selahattin Bey’e yükleniyor.) ..mazbata muharriri beyefendi, bu eserin, bir takım hissiyatın tahtı tesirinde (bir takım duyguların etkisi altında) yapılmış olduğunu beyan buyurdular. .. vaz’ı kanun (kanun koyucu) olanlar bir takım evsafı mümtazeye (seçkin özelliklere) malik olmak mecburiyetindedirler. .. hissiyata ibtina edilen (duygulara bina ettirilen, dayandırılan) bu eserin Meclisi Alinizce nazarı dikkate (göz önüne) alınmaması ve mevzuu bahis (söz konusu) olmaması lâzım gelse yeri vardır. (Selahattin Beyi Panislâmcılık (İslam birlikçiliği ideolojisi), pantürkistlikle (Türk birlikçiliği ideolojisi) suçluyor ve iyice yükleniyor.) … Efendiler; … büyük hayaller peşinde koşan yapamayacağımız şeyleri yapar gibi görünen sahtekâr insanlardan değiliz. Efendiler büyük ve hayali şeyleri yapmadan yapmış gibi görünmek yüzünden, bütün dünyanın husumetini (düşmanlığını), garazını, kinini bu memleketin ve bu milletin üzerine celp ettik (çektik, yönlendirdik). Biz Panislamizm yapmadık, belki; yapıyoruz, yapacağız dedik. Düşmanlar da bir an evvel öldürelim dediler. Panturanizm yapmadık, yaparız yapıyoruz dedik ve yine öldürelim dediler. Bütün cihana havf (korku) ve telaş veren mefhum (kavram) bundan ibarettir. .. Haddi tabiiye (doğal sınırlarımıza), haddi meşruya (yasal sınırlarımıza) rücu edelim (geri dönelim), haddimizi bilelim. (Saltanat ve hilafetin haklarını sonraya bırakalım diyen Selahattin Bey’e iyice kızıyor.) ..milletiniz hiç kimsenin muvaffakiyetine lüzum görmeden, muvafakat etmeyenlere (uygun görmeyenlere) karşı isyan ederek hakimiyeti milliyesini almış ve öylece istimal etmekte (kullanmakta) bulunmuştur. (şiddetli alkışlar) .. millet hakimiyetini almıştır ve isyan ederek almıştır. . Bu hâkimiyeti tekrar geri alabilmek için, istimal edilmiş (kullanılmış) olan vesaiti (araçları) kullanmak lâzımdır. (alkışlar) (Paşa tekrar, kimse alınmasın, kırılmasın deyip saldırıya geçti.) “..Kanunu Esasî (Esas Kanun, 1876 yılında kabul edilen Türkiye’nin ilk anayasası.) denilen bu kitabın iadei mer’iyetine (yürürlüğünü geri getirmeye) doğru bir hatve (adım) atılmış oluyor. Bittabi atılan bu hatve aynı zamanda Teşkilâtı Esasiye Kanunumuzun iptalini müstelzimdir (gerektirir). (Paşa, Kanunu Esasî kitabını göstererek tarihini anlatıyor.) Sultan Mahmud’u Sani (İkinci Mahmut) memleketin idaresini ıslah etmek mazharı terakkiyat etmek (geliştirmek) için teşebbüslerde (girişimlerde) bulunmak istedi. Fakat vuku bulan teşebbüsatı (girişimleri) Avrupa’yı taklit etmek oldu… Avrupa kanunlarını almak, Avrupa nizamlarını almak ve Avrupa’nın elbisesini giymek gibi bir takım teşebbüsatı islahiyelerde (iyileştirme girişimlerinde) bulundu. Fakat bu, hakiki bir netice vermedi, veremezdi. Çünkü Islahat için mukallitliğe (taklitçiliğe) tevessül edilmişti (girişilmişti, el atılmıştı). .. bu noktada rüfekayı kiramdan (kerem sahibi arkadaşlardan) Hüseyin Avni Bey biraderimize bir cevap vermek isterim. .. buyurmuşlardı ki; “..cihan hükümetlerinden birine benzemeyiz.” ..bu bir hatadır. .. Meselâ kıyafete bakınız; Avrupa kıyafetini aldık. ..evet; Avrupa’dan elbise alındı. Faraza bakınız altında pantolon üstünde cepken… üstünde ceket altında şalvar. Bir türlü bu hazım edilemedi (sindirilemedi)… Deli Petro dahi taklit ile milletini ıslah etmek istedi. … Hâlbuki bir Rus’un Alman olması mümkün olamadığından, hem kendi benliğini kayıp etmiş ve hem de olmak istediği şeyi olamamış ve ortaya böyle müşevveş (karmakarışık) bir mahlûkiyetten (yaratıklardan) başka bir şey çıkmamıştır. Sf.433… Bir Paşa’nın tahtı riyasetinde (başkanlığı altında) (Bu Mithat Paşa olmalı.) üçü Hıristiyan olmak üzere on altı memur, on ulema ve iki askerden mürekkep bir heyet Babıâli’de toplandı ve bu kitabı yazdı. … Bu kitap düşmanlarımızı muvakkaten (geçici olarak) memnun etmek gayesini gözetmiş bir kitaptır. (Paşa bir anekdot anlatıyor.) .. Filibeli Halil isminde bir zat varmış, sormuş bu heyete ki; bu kitabı ne için yapıyorsunuz? Ve bu kitaptaki hukuka istinaden gelecek olan mebuslar ne yapacaklar? Niçin onları topluyorsunuz? Vükeladan (Vekillerden) hazır olan birisi demiş ki; Biz Padişaha meram anlatamıyoruz, .. Milletvekilleri gelsin belki onlar anlatırlar. Halil Efendi cevaben; Siz ki bu kadar mizacı hümayuna (padişahın huyuna) vakıfsınız, böyle olduğu halde ona meram (derdinizi) anlatamıyorsunuz, hariçten bu gelen çıtaklar mı meram anlatacaklar. .. .. Bu zat bu kitaba istinaden gelecek millet vekillerinin hiçbir kıymeti bulunmayacağını .. yazıldığı gün ifade etmiştir. .. Ben, 31 Mart vakasında İstanbul’a giden Harekât Ordusunun yanında ve belki başında bulunanlardan biriyim. .. bir çok kanlar akıttık bir çok insanlar astık; illa dedik ki bu kitabı tatbik edeceksiniz. Sf. 434 .. (Paşa Anayasayı kastederek) Bu kitap paçavradır efendiler! (alkışlar) ..Cenabı Hak, gönderdiği kitaba riayetkâr kılmaya mecbur tuttuğu insanların esasen kalp ve vicdanlarına ki ihtiyacatı hakikiyelerini (gerçek ihtiyaçlarını) tamamen bilir. Binaenaleyh gönderdiği kitap, tamamen o ihtiyacata mutabık ahkâmı ihtiva eden (o ihtiyaca uyan hükümleri içeren) kitaptır. (1) (alkışlar) .. Taklit ile tebdil ile (taklit etmekle, değişiklik yapmakla) kanun olmaz, kanun, kanunu hakiki olmak lâzımdır, kanunu tabii olmak lâzımdır. Yani kanunu İlahi olmak lâzımdır. (alkışlar) Teşkilâtı Esasiye böyle bir kanunu hakikidir. Çünkü milletin vicdanından, kanaatinden çıkmıştır. .. Hiçbir ferdiniz bu kara kitabın (176 Kanunuesasi’nin), bu harabenin, baykuş mesnedi olabilecek bu nesnenin iadei mer’iyeti taraftarlığını (yürürlüğünü geri getirme taraftarı olmayı) vicdanında bulamaz. (Bravo sesleri, medit (sürekli) alkışlar) (Kuvvetler ayrılığı ve meşrutiyet ile ilgili olarak Selahattin Bey’in sözlerini tenkit ediyor.) Ve hakikatte, efendiler tabiatta, efendiler âlemde taksimi kuvva (kuvvetler ayrılığı) yoktur. ..mateessüf bendenizce eski devirlerde lâzım gelen kitaplarda bu tefriki kuvva (kuvvetler ayrılığı) vardır. Bu tefriki kuvvanın (kuvvetler ayrılığını) validi (doğuranı, ortaya çıkartanı) olan bir nazariyei meşrutiyet (meşrutiyet görüşü, padişah ve meclisin birlikte idare etme görüşü) vardır. Efendiler ben şimdi size ispat edeceğim ki meşrutiyet (padişahın yönetim yetkilerini seçilmiş parlamento ile paylaşması, günümüzde İngiltere’deki sistem); gayritabiî (doğal olmayan), gayrikanunî ve gayrimeşrudur (yasal olmayan ve haklı olmayandır). … Hükûmet için şartı esas (esas şart), şartı evvel 8önde gelen şart) yalnız ve yalnız meşverettir (danışma) (sürekli alkışlar) (Paşa, Meşrutiyetin önünü kesmeye çalışıyor. Oldukça başarılı, en önemli kuvvet icradır diyor, siyasete askeri yorum getiriyor.) … Dünyada hakikati tarihiye, hakikati keremiye (cömertlik, iyilik) olarak söylüyorum hakikati ilmiye (gerçek ilim) olmak üzere söylüyorum. Tatbik eden (uygulayan), icra eden, karar verenden daha kuvvetlidir. ..ben eminim ki arkadaşlar; cihanda mevcut olan tarzı hükümetlerden (hükümet biçimlerinden, siyasi rejimlerden) bir hatve (adım) daha ileriye çıkmak bu beşeriyet (insanlık) için nasip olursa, emin olunuz ki bulacakları şekil TBMM Hükümetinin şekli olacaktır. (alışlar).. Roma’da, Atina’da, Isparta’da Kartaca’da mevcut olmuş olan meclisi umumiye hakikat halde bizim yaptığımız şeyleri yapıyordu. … Jean Jacques Rousseau’yu okuyorum… Anladım ki bu adam hakikaten mecnundur (delidir) ve hali cinnette (cinnet hâlinde iken) bu eseri yazmıştır. Nihayet çok ve çok istinat ettiğimiz bu nazariye böyle bir dimağın (beyinin) mahsulüdür (ürünüdür). Sf. 440 En güzel şey mevcut bulunan usuldür….”
(Şiddetli alkışlarla bitiyor. Reis kimseyi konuşturmamak için kifayeti müzakere (görüşmeler yeterlidir) takriri var diyor. Mazbata Muharriri Selahattin Bey’e zorlukla söz hakkı tanıyor.)
Selahattin Bey; (Beş saatlik güzel bir nutuk dinledik diyor ve efendilik yaparak şahsı ile ilgili saldırılara değinmiyor.) “- ..şahsi kısımlarını şimdilik bertaraf ediyorum. Encümen bu hususta ilmi olarak cevap vermek mecburiyetindedir. .. Bu mesele sekiz aydır encümende duruyor, sekiz gün daha bu mesele için encümenin son sözünü dinlemek lütfunu diriğ buyurmayınız (esirgemeyiniz) Bundan tenevvür edecek (aydınlanacak) heyeti umumiyei millettir (milletin tamamıdır) Tekrar arz ve rica ediyorum encümen son sözünü söylemeli. Hakikat hususunda, efkârı muhalife (karşıt görüşler, muhalif fikirler) ve mütekabile yekdiğeri (karşı fikirlerle) ile anlaşmadan meseleyi örtmek doğru değildir.”
(Pazartesi izahat vereceğim diyor, muvafık (uygun), muvafık sesleri çıkıyor ama Kılıç Ali karşı çıkıyor, Hüseyin Avni Bey kanun reddedilmesin diye Encümen geri çekiyor diye bağırıp duruyor ama Reis duymuyor. Reis alelacele oylamaya sunuyor ama oturum yeter sayısı yok sonraya kalıyor.) Sf. 440
Hüseyin Avni; “-Kanunu Esasî (burada mevcut anayasayı kastediyor) paçavra oldu, onun encümeni (komisyonu) yoktur.”
Alıntı: TBMM Zabıt Ceridesi Cilt: 14 (29.10.1921 / 1.12.1921) (TBMM Matbaası 1958 yılı 2. Baskı – Devre;1 Sene; 2, İçtima; 120, Celse: 1, – Sf. 421 ile 440 arası) kitabından birebir alınmıştır.
BAKKAL’IN YORUMU (1) (1996): (Mustafa Kemal Paşa, Kur’an varken anayasaya gerek yok diyor. Tabii ki buna inanmıyor. Bu bir taktik, Meclis’in demokratlarını softalarla karşı karşıya getirmek, hocaları kullanarak Anayasayı rafa kaldırtmak için bu taktiği yapıyor.
Yorum bırakın