Kategori: Anekdotlar
-
Ahmet Emin Yalman anlatıyor; Sıdıka Avar’ı dinlerken, bu ufacık tefecik, kır saçlı kadın gözümde büsbütün efsaneleşiyordu. -Peki, böyle gece yarıları, kuş uçmaz, kervan geçmez dağ yollarında yanınızda 19 yaşında bir sürücü çocukla, hatta bazan hiç kimse olmadan, korkmuyor musunuz?… Dedim. Gülümsedi: -Bugün için artık bu kahramanlık olmaktan tamamen çıktı, lakin senelerce önce ilk defa bu…
-
Kızımla Adana’ya gitmiştik. Çok zayıf buldum. Adana yanıyordu. Çocuğun tahammülü yoktu sıcağa. Banyolu odası olan otel aradık, “Toros Oteli” dediler. Banyolu odasını tuttuk. Öğle zamanı soğuk bir duş, uykudan sonra bir soğuk duş daha. Hava serinleyince çarşıya çıktık. Dönüşte otel kâtibi; -Odanızı değiştirmek istiyoruz, dedi. -Neden? -Amerikalı bir karı koca geldi. Onlar banyosuz yapamazlar da……
-
Bu bölgeye gelen valilerden çoğunun halk tarafından verilmiş takma isimleri vardır; “Yağcı Vali” “Kuzucu Vali” “Tavukçu Vali” “Kaburgacı Vali”… Bir de “Gakko (‘) Vali” vardır: Sayın Niyazi Akı. Halkın içine giren, onların şikâyetlerini -saçma da olsa- samimi bir sabırla dinleyen, her köyü ziyaret eden, “hükümet” denilen umacıyı yumuşatıp bu zümrütü ankayı halkın içine ve işine…
-
Marshall Planı’yla yurdun her köşesine giren Amerikalılar Ovacık düzüne de spor uçaklarıyla indiler. Sabah. Munzur’un son sistem oltalarıyla avladıkları alabalıklarını öğleyin sofralarına uçurdular. Hayvancıkların nesli azalıncaya kadar Ovacık Belediyesi’ne, bu balık avcılarından balık başına bir para almalarını söylediğim zaman gözlerini büyük büyük açarak: -Hiç misafirden pare alınır? Ayıptır! Cevabını verdiler. Ey bütün varını yabancılara cömertçe…
-
İki sene sonra yine Kırby arabasıyla geldi ve Köy Enstitüleri konusunda araştırma yaptı. Birçok köy ve kazalara çocukları beraber götürüp teslim ettik. Aradan ne kadar geçti bilmem, Mrs. Kurby bana 380 ‘küsur sahifelik “Türkiye’de Köy Enstitüleri” kitabını hediye olarak gönderdi. Sf. 94 Alıntı; Dağ Çiçeklerim – Sıdıka Avar, (Öğretmen Yayınları, İnternetten PDF, Ekim 2011 –…
-
Kırby’nin telini alıp gece 2’de istasyona karşılamaya gittim. Başında kırmızı bere, bej bir palto, kürklü kocaman pabuçlar ve sırtında bir hamal yükü kadar büyük çanta ve yatağı ile vagon penceresinde. -Helo Miss Kırby! -Helo Mrs. Avar! -Welcome to Elazığ. -Hoş bulduk Mrs. Avar. Çok güzel Türkçe konuşuyordu. Okulda ona hazırladığımız revirdeki yerine getirdik. Bizimle 22…
-
Geçen yıl okulumuzu ziyarete gelen Amerikalı gazeteci Mr. L.Moor bu yılsonunda köylere götürülmek üzere yine Bakanlık izniyle okulumuza geldi. Öğrencileri dağıtırken, onu Bingöl’ün İbrahiman köyüne götürmek üzere katırlar tuttuk. Tek eğerli atı ona verdik. Biz çocuklarla ikişer ikişer palanlı katırlara binip, şafakla yola çıktık. Öğle sonu İbrahimanlıların çocuklarını heyecanla karşılamaları, bizi misafir etmeleri pek hoşumuza…
-
Ağustos ayı içinde Profesör Cemal Alagöz idaresinde üniversite Coğrafya Bölümü’nü konukladık. Harput’un meşhur Buzluk Efsanesini inceleyeceklerdi. Yazın Buzluk mağaralarında kudret buzu olur, Elazığ’a da getirip satarlardı. Güya buraya abdestsiz girilmezmiş. Bir yeni gelin abdestsiz girdiği için, dipsiz kuyu çekivermiş içine. Karısının üç gün, geceli gündüzlü ismini çağırarak arayan eşinin feryadına dayanamayan gelin, yüzüklü parmağını kesip…
-
O tarihlerde Şark Ekspresi’ne Elazığ, ara hatla bağlıydı. Elazığ treni Ekspres’ten Yolçatı’da ayrılır, 45 dakikada gelirdi. Yolçatı’dan beş kilometre sonra Han Köyü vardı ki vilayete 20 kilometrelik, güzel bir şose ile bağlı, zengin bir köydü. Köyde 10 gündür kurs yerleşmemiş, açılamamıştı. Muhtarı aradım: -Muhtar efendi, hâlâ kurs yeri bulmamışsınız öğretmene! Ters bir ifadeyle: -Pamuk tarlada…
-
O yıl odun ve kömür meselesi bizi çok zor durumlara soktu. Vali Bey, okulu odunla ısıtmamızı istiyor, kömür istihkakımızın yarısını ailelere dağıtacağını söylüyor; bense koca taş atölyelerin taş kömürü sobasında yanacak odunlarla ısınamayacağını, yatılı çocuklarımızı soğuktan koruyamayacağımızı belirterek kömürün bütününü ısrarla rica ediyordum, Vekâleti durumdan haberledim, bir sonuç çıkmadan bir vagon kömür istihkakımız istasyona geliverdi.…
-
Karakoçan’a gitmek için önümüzde beş kilometreden fazla yol vardı. Diğer çare de yükler üstünde gecelemekti ama, makas kırık olduğu için şoför müsaade etmiyordu. Bavullarımız şoför mahallinin üstünde bağlı idi. Biz bu kararsızlık içinde iken kurtarıcı bir ses hepimizi sevindirdi. Bingöl tarafından makine sesi geliyordu. Hepimiz ayaktandık. Gelen kamyon durdu. Ağzına kadar yük ve müşteri dolu.…
-
Bir gün Bingöl Valisi Sayın “Şahinbaş” gelmişti. Yatılı son sınıfa girdi. Kızlar saygı ve sevgi bakışlarıyla ayağa kalktılar. Vali Bey sordu: -Kürt kızları bunlar mı? Çocukların bakışlarındaki sevgi derhal değişti, gittikçe de hainleşti. -Tunceli’nin Türk kızları efendim. Vali Bey devam ediyordu: -Babalarınızın, dedelerinizin isyan ederek yaptığı hataları gördünüz, canlarıyla ödediler. Ben sözünü kesmek isteğiyle, -Aman…
-
Ertesi gün Vali Bey’le köylere gidiş programını yaptık, tavsiyelerini aldık. En yakın köy olan Simsör’e yollandık. Bingöl Merkezi 20 dakikalık bir yolla Simsör Düzü’ne açılıyor. Göynük Suyu düzlüğün sağından, solundan kıvrılarak geçip Murat’a ulaşıyordu. Göynük, dar boş ve derin vadilerden bıkmış gibi düzlükte öyle yayılıyordu ki… İki yanında dağınık evler, bostanlar köyler vardı. Köy yolu…
-
Sayın Reisicumhur, Doğu gezisi sonu emir vermişlerdi: Enstitü’nün yatılı sanat kısmına 25 çocuk da Bingöl’den alınsın! Kadro derhal 100’e çıkarılmıştı. 1945 Ağustosunda 4. Umum Müfettiş Muzaffer Ergüder, Bingöl’den dönüşünden hemen sonra Yaver Bey’le, Bingöl’e öğrenci toplamaya gitmek için emirlerini göndermişler, bu yolculuk için Müfettişliğin kamyonetini tahsis buyurmuşlardı. Biri Kırmancca biri Zazaca bilen güvendiğim iki öğrencimi…
-
Kapı kanatları ardına kadar açık. Hepimiz antrede hazır, İnönü’yü bekliyoruz. Zaten 1944 ders yılına hazırlanan okul tertemiz. Devlet başkanı gelince hiç bir kapı kilitli olmazmış. Biz de her kapıyı açtık. Sf. 40 Hoş geldiniz, bize şans ve sefa getirdiniz Paşam! Diye içeri aldım. Makama geçip oturdu. Kâzım Orbay, Mustafa Muğlalı Paşalarla Nihat Erim, bir çok…
-
Hozat’a giriyoruz. Sağda vadiye ayrılan yol Ovacık kazasına gidermiş, sol tarafta insanı asker koğuşları karşılıyor. Sağ taraftaki düzlükte subay aile barakaları. Arkasında dağ etekleri. Sol taraf inişinde, ağaçlıklar arasında orduevi, kaymakamlık binası.. Karşıda üst üste evler. Bu taş temel üstüne kerpiç binaların damları düz, çatılı ev yalnız iki tane. Meydancığın solu bina ve dükkanlarla taş…
-
Pertek ve Mazgirt havalisiyle az çok tanışmıştım, ora köylerinden öğrencimiz çoktu.Bu yıl Mamiki (şimdiki Kalan), Tunceli merkezleri ile Hozat, Pülümür köylerine girmek gerekiyordu.O tarihlerde o kazalarda otel yoktu. Yolcular bir eve misafir olurlardı. Ben de Hozat’ta Ağviranlı Hozat Beylerinden Mehmet Bey’e misafir olacaktım. Çünkü Bey’in kızı ve yeğenleri öğrencimizdi. Çocuklar çok saygılı, görgülü ve çalışkandılar.…
-
Bir bayan arkadaş, anlaştığı bekâr delikanlı ile geceleri Hanköyü caddesinde geziye çıkıyormuş. Okulumuz öğretmenlerinden birinin yakını olan bir genç geldi, -Beni gençler yolladılar. Size büyük saygıları var. Hocanım her gece …… ile geziye çıkıyor, üç gün daha sabredecekler, siz bunun önünü olmazsanız hocanın üstünü başını paralayacaklar. Size daha evvel de bu gezmeleri haber vermişler. -Evladım,…
-
Anik güzel bir kızdı. Kaşları, gözleri kara, saçları dalgalıydı. Yuvarlak, gülümser yüzünde bütün hatları yuvarlaktı. Buğday bir teni, kemiksiz gibi yumuşak vücudu vardı. Endamı kusursuzdu. Ona yakışan bir kırıtışı vardı. Bazı sınıf defilelerinde manken olarak kullanılırdı. Babası ağanın çobanıydı. Ağa kızı gözüne kestirmiş, karısının üstüne almak üzere babaya haber salmıştı. Baba da memnuniyetle eve haber…
-
Haziran başında Elazığ Kız Enstitüsü Müdürlüğü’ne tayin emrimi aldım. Sf. 33 Önce Ankara’ya uğrayıp yetkililerin direktiflerini almak ve oradaki çeşitli yoklukları dile getirmek istiyordum. Nurettin Boyman’a gittim. İçeri girer girmez Elazığ’ın durumunu önce o çizdi: Yatılı çocuklar yalınayak, başıkabak, bit içinde, Okul perişan. Müdür yeni evlenmiş, okulun durumunu anlatmaya gelmedi bile. Rapor aldı oturdu. Genç…